Emperyalizmin sihirli değneği: Kral Abdullah
23 Ekim’de Ürdün’ün Kerek vilayetine bağlı Hammud köyünde yaşanan saldırı, ülkeyi derinden sarstı. Üç maskeli silahlı kişi, Aziz Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi’ndeki bir cenaze töreni sırasında ateş açtı. Saldırıda dokuz kişi hayatını kaybetti, 40’a yakın kişi yaralandı. Ürdün’de Hristiyanlara yönelik eşi görülmemiş bu katliamın ardından Kral Abdullah sert bir karşılık sözü verdi.
Amman, faillerin radikal gruplarla bağlantılı olduğunu hızla ilan etti. 26 Ekim’de iki kardeş ve eniştelerinden oluşan üç Ürdünlü şüpheli, Kerek’teki bir çatışmanın ardından yakalandı. Birkaç saat sonra Ürdün Hava Kuvvetleri, Suriye’nin Dera ve Süveyda vilayetlerinde bazı mevzileri saldırıyla bağlantılı olduğunu öne sürdüğü ağlara ait olduğu iddiasıyla vurdu. Ordu, hedef aldığı grupları terör örgütü olarak nitelendirdi, ancak isim vermedi.
Bu tabloda göze batan ciddi bir tutarsızlık var. Şüpheli diye ele geçirilenler Ürdün vatandaşıydı. Saldırıyı hiçbir silahlı örgüt resmî ve doğrulanabilir biçimde üstlenmemişti. Üst düzey güvenlik yetkilileri bile şüphelilerin başka militan gruplarla bağlantılı olduğuna dair henüz bir işaret bulunmadığını kabul etmişti. Saldırıyı gerçekten radikal bir grup yapmış olsa dahi, Kerek’teki faillerle Dera kırsalında bombalanan noktalar arasında bir ilişki olduğu hiçbir somut delille ortaya konamadı.
Şam›ın açıklamaları da «radikal gruplara ait hedefler» iddiasını zayıflattı. Ürdün ordusu operasyonun Şam›la koordineli yürütüldüğünü söylerken, Suriye saldırıdan önceden haberdar edilmediğini açıkladı. Suriye yönetimi, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu sivillerin öldüğünü bildirdi ve Ürdün büyükelçisini çağırarak protesto etti. Bu tablo, saldırıların radikal grupları hedef aldığı iddiasıyla bağdaşmıyor.
Ardından ikinci bir “olay” vuku buldu. Ürdün ordusu 31 Ekim’de, Suriye’den, 14 kişilik silahlı bir grubun yoğun ateş altında sınırı geçmeye çalıştığını ve sınır muhafızlarıyla çatıştığını duyurdu. Ancak açıklama, yayımlanmasından bir saat geçmeden ordunun resmî sitesinden ve kanallarından kaldırıldı. Suriyeli resmî bir kaynağa göre olay, sınır şeridine bitişik tarım arazisinde oynayan çocukların fark edilmesiyle yaşanmıştı. Ateş, iki taraf arasındaki temasın ardından kesildi. Olay yerine ulaşan Suriyeli unsurlar ise çocukları yere kapanmış halde buldu. Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, bildirinin geri çekilmesini iki ülke arasında sınırda çatışma yaşanmadığının kanıtı olarak değerlendirdi.
Bu iki hadise birlikte okunduğunda, Kerek saldırısının arkasındaki niyet daha net görünüyor: Ürdün ile Suriye arasında gelişen ilişkileri baltalayacak bir kriz üretmek. Peki Ürdün yönetimi bu niyeti neden önceden okuyamadı? Bu bir saflık mı, yoksa Amman’ın kendisi de oyunun içinde mi?
Soruya cevap ararken Kral Abdullah’ın tahta çıkış sürecini hatırlamak gerekir. Ocak 1999’da ABD’de kanser tedavisi gören Kral Hüseyin, kısa süreliğine Ürdün’e döndü. 34 yıldır veliaht olan kardeşi Hasan’ı azlederek oğlu Abdullah’ı veliaht ilan etti. Birkaç hafta sonra da öldü. Yaygın bir yoruma göre bu ani değişiklik, Batı’da yetişmiş Abdullah’a daha çok güvenen Washington’un ve ABD’deki siyonist lobilerin baskısının ürünüydü. Bu okuma doğruysa, bugün Kerek’ten Dera’ya uzanan çizgide Kral Abdullah’ın bölgesel oyunların bir parçası olarak hareket etmesi şaşırtıcı değil.
Aynı kral Abdullah, Ürdün meclisinin yasama yılının açılması münasebetiyle yaptığı konuşmada İsrail’in yayılmacı emellerinin bölge için en büyük tehdit olduğunu söyledi. Peki, bunu söyleyen kral siyonist işgal rejiminin yayılmacı politikaları, saldırıları ve tehdit uygulamaları karşısında ne yaptı?
Kendisinin bir şey yapmasını bir yana koyun halkının bile siyonist vahşet karşısında sesini yükseltmesini engellemeye çalıştı.
Resmi olarak Mescidi Aksa, Kudüs’teki İslami Vakıflar İdaresi’ne bu kurum da Ürdün Vakıflar ve İslami İşler Bakanlığı’na bağlı olduğu halde Mescidi Aksa’ya yönelen tehditler karşısında bile sorumluluğunu yerine getirmiyor.







