--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kapitalizm budur! Hâlâ anlamıyor musun?

Yücel Kaya
Yücel Kaya
0

Ev işi köleliktir. Seni özgürleştirdik, 

mutfaktan çıkardık dediler.

Mutfaktaki işini bırakmadan fabrikaya gönderdiler.

Patronun kapısında sekiz saat çalışmaya ‘özgürlük’ adını verdiler.

Sen, köleliğin ve özgürlüğün ne demek olduğunu ve bedelinin ne olacağını tahmin edemedin.

Seni ekonomik bağımsızlığa kavuşturacağız dediler.

Maaşa, krediye, kiraya ve tüketime bağımlı bir hâle geldiğini içselleştiremedin.

Eskiden yalnız evin yükünü taşıyordun.

Modern düzen omzuna bir de piyasanın yükünü ekledi.

Gözünü o kadar boyadılar ki göremedin.

Emeğini fabrikada, bedenini vitrinde pazarladılar.

Özgürlük denen şey seni o kadar büyülemişti ki hissedemedin bile.

Kendi annene, babana, çocuğuna bakınca “çalışmıyor” dediler.

Oysa bir şirketin kreşinde başkasının çocuğuna bakınca “üretime katılmış” kabul ettiler.

Çocuğuna daha iyi bir gelecek sunmak için evden çıktın, işe koştun.

Kazandığın parayla ona bilgisayar aldın, cep telefonu aldın, her türlü imkânı sundun.

Ama sen onun geleceği için işyerinde ter dökerken, çocuğunu senin yerine ekranların yetiştirdiğini göremedin.

Seni çocuğundan uzaklaştıran düzenin, aradaki boşluğu bilgisayar ve cep telefonuyla dolduracağına ve senin çocuğuna sahip çıkabileceğine kafa bile yormadın.

Odasından çıkmayan, ekmek almaya bile gitmeyen, büyüklerini tanımayan, çevresine saygı göstermeyen çocuğunun gözlerine baktığında bile bunun neden olduğunu kavrayamadın.

Modern kapitalizmin ölçtüğü şey kadının emeğinin değeri mi, yoksa o emeğin piyasaya para kazandırıp kazandırmadığı mıydı? gerçeğine kafa yormadın.

Otomobil satacaklar...

Senin bedenini kullandılar.

Kıyafet satacaklar...

Senin bedenini kullandılar.

Parfüm satacaklar...

Yine senin bedenini kullandılar.

Bedenini bir satış aracına dönüştürdükleri gerçeğini hesap edemedin.

Seni üretimin ucuz işçisi yaptılar.

Sonra tüketimin reklam yüzüne çevirdiler.

Oysa sen evlenmek, yuva kurmak istiyordun.

Önüne sırayla diploma, iş, kariyer, ev, araba koydular.

Hepsini tamamlamadan evlenemeyeceğine inandırdılar.

Sonra neden hâlâ evlenemediğini bile anlayamadın.

Ya da evlendin...

Sabah sen başka işyerine, eşin başka işyerine gitti.

Akşam ikiniz de yorgun geldiniz.

Aynı evde yaşadınız ama birbirinizden habersizdiniz.

En güzel çağlarının yok yere hangi nedenle ziyan ettiğini bile sorgulamadın

Özgürlük adı altında, aynı evde yaşayan fakat birbirine vakit ayıramayan bir aile modelinin içine girdiğinizi hissetmedin.

Kapitalizm aileyi iki maaşa muhtaç hâle getirirken, iki insanın birbirine ayıracağı zamanı da satın aldığını göremedin.

Evliliğin ihtiyaçları sınırsızlaştırıldı.

Bir zamanlar iki insanın kurduğu yuva; düğün salonundan mobilyaya, otomobilden konuta kadar dev bir tüketim paketine çevrildi.

Bunu da gözlerini kapattın.

Telefonunun yüksek modeli çıktı:

Eskisini at, yenisini al!

O kıyafetin modası geçti:

Eskisini at, yenisini al!

Eşyan eskidi:

Tamir etme, yenisini al!

Sen inandın.

O kadar inandın ki bu tüketim anlayışı hayatının her alanına girdi.

Eşinle tartıştığında bile tamir etmek, düzeltmek, yeniden kazanmak yerine “eskiyi at, yenisini al” düşüncesi zihnine yerleşti.

Olayı kavrayamadın.

Oysa evlilik fedakârlıktı.

Paylaşmaktı.

Sabırdı.

Bazen kendi isteğinden vazgeçebilmekti.

Bunu unuttun.

İki değer sisteminin senin üzerinde çatıştığını fark edemedin.

Reklam endüstrisi sana sürekli:

“Daha iyisini hak ediyorsun”

“Daha iyisini hak ediyorsun” dedikçe,

Bu düşünce eşe ve ilişkiye de taşındı.

Tamir etmek yerine;

 Daha iyisini bulmaya değiştirmeye yöneldin.

Ve bunun farkında bile olmadan boşandın.

Kadın ve erkek birbirinin tamamlayıcısı olmaktan çıkarıldı.

Ekonomik rakiplere dönüştürüldü.

Böyle olunca evlilik de dayanışma olmaktan çıktı.

Bir güç mücadelesine dönüştü.

Bunu da göremedin.

Tüketim kültürünün temel kuralı eskisini onarmak değil, yenisini almaktır.

Bu mantığın insan ilişkilerine taşındığında evlilik açısından ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini kavrayamadın.

Peki kapitalizmin senden söküp aldıkları sadece bunlar mı?

Hayır!

Kapitalizm için sen yalnızca bir tüketici değildin.

Tüketilen bir peynirdin fare kapanında.

Başka tüketicileri ürüne çeken kapitalizm oltasının ucuna takılmış bir yem olduğunu fark edemedin..

 Bir reklam aracına da dönüştürüldün.

Sana:

“Bedenin senindir”

dediler.

Ardından o bedeni reklam panolarında şirketlerin satış stratejisinin parçası yaptılar.

Bunu bile düşünmedin.

Senin kişiliğinin önüne bedenini koydular.

Seni kasap çengelinde asılan bir et gibi soydular.

Bedeninin önüne de piyasanın belirlediği güzellik ölçülerini...

Neden yaptıklarını kavrayamadın.

Seni yalnızca çalıştırmadılar.

Nasıl görünmen gerektiğini de pazarladılar sana.

Sonra o ideale ulaşman için sana kozmetik sattılar.

Moda sattılar.

Estetik sattılar.

Diyet ürünleri sattılar.

Önce sana:

“Yeterince güzel değilsin”

duygusunu verdiler.

Ardından güzel olabilmek için satın alman gereken ürünleri gösterdiler.

Eksiklik hissini bile pazara dönüştürdüler.

Bir bir satın aldın o ürünleri.

Anlayamadın.

Sonuçta ne oldu biliyor musun?

Senin bedenin ürünü sattı; ürün de sana nasıl bir bedene sahip olman gerektiğini sattı.

Bir tarafta:

“Kadını nesneleştirmeyin”

dediler.

Öte tarafta dikkat çekmek ve satış yapmak için senin bedenini nesneleştirdiler.

Fark edemedin.

Seni özgürleştirdik dediler.

Önce evdeki emeğini değersizleştirdiler.

Sonra emeğini fabrikada ikinci vardiyaya kastılar.

Ardından bedenini,

Çarmıha gerer gibi reklam panosuna astılar.

Peki bu senin özgürlüğün müydü?

Yoksa piyasanın özgürlüğü mü?

Onu bile anlayamadın.

Sana:

“Kocana muhtaç olma” dediler.

Erkeğe:

“Ailenin yükünü çekme” dediler.

Sonra ikinize birden:

“Patrona muhtaç ol”

diyen bir düzen kurdular.

Sonra da gençler neden evlenmiyor, aileler neden dağılıyor diye şaşırıyoruz.

Kadını erkeğe, erkeği kadına muhtaç olmaktan kurtardıklarını söylediler.

Sonuç ne oldu?

Çocuklarının babasına muhtaç olmadın ama,

Özgürlük vaadiyle seni patrona muhtaç ettiler, bankaya muhtaç ettiler.

Kiraya muhtaç ettiler.

Kredi kartına muhtaç ettiler.

Maaşa muhtaç ettiler.

Emeğini aldılar.

Zamanını çaldılar.

Bedenini pazarladılar.

Sana neye ihtiyacın olduğunu söylediler.

Nasıl görünmen gerektiğini söylediler.

Neyi atıp neyi satın alman gerektiğini söylediler.

Sonra bütün bunların adına...

Özgürlük dediler.

Kapitalizm işte budur!

Hâlâ anlamıyor musun?

Yücel Kaya Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle