Sakın unutanlardan olmayalım
Hemen ifade edelim, “Unutmanın ne günahı var?” denilebilir. Bu bakımdan unutmayı iki şıkta ele almak lazım.
a) Fıtrata uygun, kasti olmayan insanlık hali unutma.
b) Umursamama, önemsememe, bile isteye yok sayma ve hatıra getirmeme.
Birinci şıktan insan genel olarak sorumlu tutulmazken, affedilme umudu varken; ikincisinden insan sorumludur.
Öyle ki birincisi için Allah çıkış yolu gösterir, mesul tutulmaması için af dilemeyi önerir; ikincisine ise kesinlikle düşülmemesi tembih edilir ve mahşer gününde cehennemde yüz üstü sürünmenin ana sebebi gösterilir.
Evet, unutma insanla özdeştir. Öyle ki âdemoğluna (insan) denilmesi bile bundandır denilmiş. İnsan kelimesinin aslının “unutmak” mânasındaki nesyden insiyân olduğu ileri sürülmüştür. Abdullah İbn Abbas da (r.a.), “İnsan ahdini unutması sebebiyle bu ismi almıştır” demiştir.
Bu unutmanın masum olan kısmıdır.
Bakara, 2/286. ayette de Allah’ın bir lütfu olarak bize bundan sorumlu tutulmama duası öğretilir:
“Rabbimiz! Unutur ve hata edersek bizi sorumlu tutma!”
Resûlullah da (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah, yanılarak, unutarak ve zor kullanılarak yaptıklarından dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz.” (İbn Mâce, Talâk, 16)
SAKIN UNUTANLARDAN OLMAYIN
Gelelim yüzüstü cehenneme atılma sebebi olan unutmaya.
Yüce Allah iman edenlere hitap ile,
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir. (Haşr, 59/18-19)
Rabbimiz, sorumluluklarımızı bildirmek öğretmek için bize Kur’an-ı Kerim’i gönderdi. Yüce Kitabımızın bir adı da Zikr-i Hâkim’dir.
“Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz!..” (Hicr 15/9)
Kur’an, bize unutmamamız gerekenleri hatırlatan bir kitaptır.
Bizim yolumuzu aydınlatan bir kandildir, bize yol gösteren bir kılavuzdur.
Yüce Rabbimiz Kur’an’ı, peygamberimiz efendimiz (s.a.s.) ile bize ulaştırmıştır.
O, bize bizzat eşsiz ve örnek hayatıyla önderlik yapmıştır.
Pratik hayatıyla Allah’ın yolunu göstermiş, aydınlatmış. Dünya ve ahiret hayatının saadet yollarını öğretmiş.
Kuşandığı Kur’an ahlakını bizim de kuşanmamız gerektiğini öğütlemiş.
Allah’a nasıl kulluk yapılır, Allah’ın istediği şahsiyet nasıl sergilenir, tek tek hayatında uygulayarak bizim de bununla Allah’a samimi kullar olmamızı öğretmiş.
Bütün ibadetlerimizi namazı, kurbanı, haccı, zekâtı, orucu eda etmenin Rabbimizi daima hatırda tutmamızın yolu olduğunu bildirmiştir.
Peygamberimiz (s.a.s.), bir keresinde amcasının oğlu Abdullah İbn Abbas ile yolculuğa çıkmıştı. “Yavrum! Sana bazı tavsiyelerde bulunacağım. Bunları sakın aklından çıkarma!” buyurdu. Ardından şu nasihatte bulundu: “Allah’ın hakkını koru ki, O da seni korusun. Allah’ın hakkını koru ki, O’nu her daim yanında bulasın. Bir şey isteyeceğin zaman Allah’tan iste. Yardım dileyeceğin zaman Allah’tan dile. Bil ki, bütün varlıklar sana yardım etmek üzere bir araya gelseler, Allah’ın dilediğinden başka yardımda bulunamazlar. Sana bir zarar vermek üzere elbirliği etseler, Allah’ın takdir ettiğinden başka bir zarar da veremezler.’” ( Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 59)
Biz insanız. Hayat meşgalesi içinde birçok şeyi unutabiliyoruz. Bazen en yakınlarımızı, eşimizi-dostumuzu onlarla gerekli şekilde hemhal olmayı unutuyoruz.
Üzerimizde akraba olsun olmasın bir şekilde hakkı olanları unutuyoruz.
Kendimizi ve ne olduğumuzu, ne için varlık âleminde bulunduğumuzu unutuyoruz.
Sorumluluk bilincimizi kaybediyoruz.
Bunların en kötüsü ve affedilmeyeni rabbimizi unutuyoruz.
Onun bize yüklediği sorumluluklarımızı unutuyor, göz ardı ediyoruz.
Rabbimiz bize Zikr-i Hâkim’inde verdiğimiz ahdimizi hatırlattığı halde O’na, Kur’an’ına, Resûlüne kulak asmıyor öteliyoruz. Bile isteye unutmaya bırakıyoruz. Bunun hesabının asla sorulmayacağına “Lâ-yüs’el”miş gibi kendimizi yaşantımızla inandırmaya itiyoruz.
İşte asıl hüsran, budur!
Kişinin Rabbini unutarak hayatını sürdürmesinden daha büyük bir yanılgı ve zarar ziyan olamaz!.
Fayda sağlamayan pişmanlık günü gelmeden, unuttuğumuzdan dolayı cehennemde unutulacağımız gün gelmeden evvel şöyle uyarılıyoruz:
“Siz bu günü yaşayacağınızı nasıl unuttuysanız biz de bugün sizi unutuyoruz. Şüphesiz varacağınız yer, ateştir. Size yardım edecek kimse de yoktur.” (Câsiye, 45/34)
Bugün insanlığın savrulduğu nokta burasıdır.
Bugün insanlığın düştüğü bütün hata ve kabahatlerinin ana sebebi de kendini, sorumluluklarını ve Rabbini, Rabbinin kendisine yüklediği sorumlulukları unutmasıdır.
İnsanın kendisiyle, ailesiyle, çevresiyle, akrabalarıyla, din kardeşleriyle çekişmesi, ayrı düşmesi (dünyadaki savaşları, soykırımları geçtim) hepsinin altında bu UNUTMA HASTALIĞI yatar.
Yozlaşmanın, yolsuzlukların, arsızlık ve hırsızlıkların, vurdumduymazlıkların da ana sebebi budur.







