--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

29 Ekim düşünceleri…

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci
0

Meselelerimizi belirli seviyede kırmadan, dökmeden tartışabilmeliyiz. Hele tarihimizi öğrenirken dikkatli, hassas, belgelere dayanarak öğrenmeli, hak ve hakikatin istikametinde düşünmeliyiz. Doğru kimden gelirse gelsin kabullenmeli, yanlış da kimden gelirse gelsin red ederek kabullenmemeliyiz. Zalim kim olursa olsun karşı çıkmalı, mazlum da kim olursa olsun sahip çıkılarak zalimin elinden kurtarmalıyız. Fikri meselelerimizi ilmî olarak çözmeli. Slogan nutuklarından uzak durmalıyız. Tartışmalarımız; ilke ve prensipler ışığında olmalı. 29 Ekim Cumhuriyetin her yönüyle değerlendirilmesi yapılmalı. 

Cumhuriyetin ilanına kadar olan kısım, Cumhuriyetin ilanıyla başlayan inkılaplarla devam eden kısım. Kendi kavramlarımızın, değerlerimizin verilmeyip Batı’nın uşaklığına tâbi olmanın sonuçları da ayrıca tahlil edilmeli. Mustafa Kemal’e “Ebedî şef”, İsmet İnönü’ye “Millî şef” verilmesi ve kullanılmasının lüzumsuzluğu da konuşulmalı. “Ebedî” kelimesini kullanmak zaten hata! Cumhuriyet rejimine geçiş ile bilhassa tek parti yönetiminin sonuna kadar “baskı dönemi”! Batılılaşma; bu zulüm dönemine uydurulan “Batı uygarlığı!” pâyesi.

Her 29 Ekim arifesinde geçmişe dalar gider, hâlimizi pürmelalimizi düşünürüm. ‘29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na yüklenen haddi aşan övmeci mantığı da protokollere hapsedilen ‘devletçi yapı’dan da ‘cumhursuz cumhuriyet’ katılımlarından da rahatsız olurum. 103 yıllık (2026-1923=103) tarihin ilk 50 yılına baktığımızda; katledilen özgürlükler, sıra sıra darağaçları, İstiklâl Mahkemeleri, Takriri Sükûn’lar, baskılar, haksızlıklar. “Allah!” demenin yasak olduğu, cenazeleri kaldıracak din adamı bulunmadığı için cenazelerin koktuğu dönemler. Hukuk sistemini çağdaşlaştırmak amacıyla İsviçre’den alınan, medeni kanunlar bu dönemde yapılmış, yaptırılmıştır. 

Cumhuriyet süreci, Tanzimat’ın uzantısıydı. Cumhuriyet’le birlikte benimsediğimiz radikal modernleşme/sekülerleşme projesi, bizim medeniyet iddialarımızı inkâr etmemizi, Batılı bir yörüngeye girmemizi emrediyordu. Türkiye, Batılılar tarafından dışarıdan fiilen sömürgeleştirilemedi ama içeriden zihnen sömürgeleştirildi. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte “çağdaşlaşma” adıyla ‘Batı Uygarlığı’ ile Batı uşaklığına giriş yapıldı. Dünyanın hiçbir yerinde zihni, bütün inanç değerleri, müziği bile yasaklanan, İslâm’dan arındırılmış bir dünya oluşturan, milli ve manevi değerleri dinamitlenen bizim gibi bir toplum gösteremezsiniz. Bu toplumu var eden, var kılan İslâm’dır. Cumhuriyet dönemi; modernleşmeyi sınırlı bir alanda değil de sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda bir bütün olarak gerçekleştirmeyi hedeflemiştir. Bütün bunlar milletimizin manevi dünyasının çökmesi, çöktürülmesi, dinamiklerimizin dinamitlenmesidir. Soralım aydın geçinenlere:

Kültürel inkâr yaşanmadı mı, yaşatılmadı mı? Fiilen işgal edilmedik ama zihnen işgal edilmedik mi? Bir toplumun kendini kaybetmesinden, daha büyük bir kayıp olabilir mi? Batılılara karşı istiklal savaşı vermedik mi? Batılıların işgal ettiklerinde yaptıkları cinayetlerden daha fazlasını kendi insanımıza yapmadık mı? O zaman biz kiminle ne diye savaştık? Fikri meseleleri konuşamaz, ifade edemez hale getirildik.

Her 29 Ekim’lerde bizim tarihi hakikatlerden kaçma yerine, ‘tarihi muhasebe yapma’ günleri olarak değerlendirme yapmalıyız. Bayram ilan etmeler, meddahlık yapmalar, tabulaştırmalar yerine; Cumhuriyeti kurarken özümüzü, değerlerimizi hatırlayarak/hatırlatarak, tarihi hakikatlerle yüzleşmek zorundayız. ‘29 Ekim’leri protokol kutlamalarından kurtarıp mâzi-hâl-istikbal muhasebesi yapmalıyız.  

Cumhuriyet; bir İslâm devleti olarak kurulmuştu. 1928 yılına kadar Anayasa’nın ikinci maddesinde, “devletin dini, din-i İslâm’dır”, diye yazıyordu. Bu madde anayasadan çıkarıldı. Bütün ‘Müslümanların başı’ olmanın sembolü ‘hilafet’ niçin kaldırıldı? Büyük bir zafer antlaşması gibi kutlanan ‘Lozan antlaşması’nın gizli maddeleri neydi? Ezanın asli okunuşunun bırakılmasının, İstanbul’un fethinin sembolü Ayasofya’nın müzeye çevrilmesinin (Fatih Sultan Mehmet’in çevirene “Allah’ın, meleklerin lâneti üzerine olsun.” bedduasını almasının) hiç mi önemi yok?

Bin yıllık devletin 1923’te kurulmuş devlet gösterilip geçmişin silinmesinin yerleştirilmesine varıncaya kadar. Bir makaleye sığmayacak meseleler.

Kökümüzden koparılmanın, neyi/neleri yitirdiğimizi bilmemiz lazım. Devletin sahibi millettir. Milletin dini, milletin manevi yapısı, devletin himayesi altındadır. 29 Ekim Cumhuriyet’in ilan günlerini kutlarken bu duyguları unutmayıp canlı tutmalıyız. Ülkemize, milletimize, devletimize ve insanımıza sahip çıkmak birinci görevimiz olmalıdır. 29 Ekim; Müslümanların son iki asırdır Batılılara karşı yaşadığı aşağılık kompleksinden kurtulduğumuz gün olsun. Cumhuriyet’e geçilen süreçte yenilgi psikolojisinden kurtulduğumuz takvim olsun. Başkalarının kurallarıyla/kanunlarıyla kendi dünyamızı kuramayacağımız için, kendi dünyamızı kuracağımız günlerden olsun. İmanımız, istiklâlimiz, vatanımız, istikbâlimiz için nice zorlukları göğüsleyen bir milletiz. Bu devlet de 29 Ekim 1923’de kurulan bir devlet değil. ‘Kökü mâzide olan âtiyiz’ biz. Sabrettik, canla başla mücadele ettik ama hiçbir zaman yılmadık, yıkılmadık, ümitsizliğe kapılmadık. Allah’a güvendik ve O’nun yardımıyla bütün emperyalist devletlerle mücadele ve mücâhede ettik. Kazandığımız zaferlerle, tarihe vurduğumuz mühürlerle bugünlere geldik. 

Türkiye’nin her alanda güçlenmesini sağlamalıyız. El birliği, gönül birliği, millet-ümmet buluşması ve lider Türkiye heyecanıyla…

Hakaretlerle, kırmak dökmekle olmaz. Seviyeli, entelektüel düzeyde ‘tarihi gerçekleri’ tartışmalıyız. Yalan söyleyen resmî tarihle, gerçek tarihle yüzleşerek. Hak ve hakikate kapalı olup duymayanlar, görmeyenler; sistemin gerçek kurbanları. Kendi değerlerinden habersiz, dininden haberi olmayan emperyalist Batı’nın uşaklığını benimsemiş güruhun hali içler acısı. “Gazze Hüznü” lider Türkiye’ye olan ihtiyacı ortaya koydu. 

Bu katliamı önleyecek, zalim devletlerin ’zulüm-işkence-katliam İttifakı’nı bozacak tek devletin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu da dünya devletleri gördü. 

Küfrün bir millet olduğunu da. 

Son yaşadığımız ve yaşattığımız zalim devletlere meydan okuyan diplomatik başarıyı; kendi silahlarımızı kendimiz yapacak duruma gelmemizi, NATO’ya karşı “Medine Sözleşmesi”ni yapan ülke olmamızı küçümseyenlerin de ne kadar ‘küçük insanlar’ olduklarını da unutmayalım. 29 Ekim’ler ‘Kemalizmin ihyası’na âlet edilmesin! 

Yaşar Değirmenci Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle