İslam coğrafyası ve bölge barışı için tarihi bir fırsat
Beş gündür, yıllardır iç çatışmaların yaşandığı, acıların ve sıkıntıların dinmediği Afganistan’dayım. Birçok sorunla mücadele eden ülkede, çok şükür bugün bir iç savaş yaşanmıyor. Ancak Afganistan’ın geleceği, halkın karşı karşıya olduğu sorunlar ve Taliban yönetiminin ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatına etkilerini anlamaya yönelik araştırmalarımı sürdürürken, diğer yandan Ortadoğu’da ve İslam dünyasında yaşanan gelişmeleri buradan takip etmeye çalışıyorum.
Çatışmalar ve belirsizlikler öne çıksa da bölge ve İslam ülkeleri arasında diyalog ve iş birliğini geliştirmeye yönelik diplomatik girişimler, bütün zorluklara rağmen devam ediyor olması sevindirici bir gelişmedir.
Bilhassa, Mekke İttifakı ve Bedir Mutabakat Zaptı’nın ardından Tahran buluşması, Orta Doğu ve İslam dünyasında devam eden iç çatışmaların ve karşılıklı tehditlerin son bulması, barış ve istikrar ile yeni bir güvenlik mimarisinin şekillenmesi açısından yeni umutlar doğuruyor.
Türkiye’nin öncülük ettiği ve “bölgesel sahiplenme” esasına dayanan bu diplomatik ve askeri hamleler zinciri, bölgedeki dengeleri kökten değiştirebilecek bir potansiyele sahiptir.
Ayrıca Sünni-Şii dengesi ve diyaloğu bakımında yeni bir kapı aralanmış oldu.
Böylece Mekke ve Bedir ittifakları ilk etapta bir “Sünni bloku” veya İran’a karşı bir hat gibi yorumlansa da, Tahran buluşması bu algıyı kırmış ve ittifakın dışlayıcı değil, bölgesel istikrarı hedefleyen bir “güvenlik kuşağı” olduğunu göstermiştir.
Bölgesel güvenliğin, İsrail’in bölgedeki tehditleri ve Filistin ile Lübnan’da yaşanan gelişmelerin ele alındığı Tahran toplantısı, yalnızca katılımcı ülkeler açısından değil, bütün bölgenin geleceği bakımından da dikkat çekicidir.
Diğer bir önemli ayrıntı ise şudur:
Türkiye; Mekke İttifakı ile caydırıcı bir askeri şemsiye kurulması, Bedir Mutabakatı ile bunun teknolojik ve savunma sanayii altyapısının güçlendirilmesi ve Tahran buluşması ile de bu ‘birleşik gücün’ bölgesel çatışmaları önlemek adına bir diplomasi masasına dönüştürülmesine öncülük etmiştir.
Farklı önceliklere ve zaman zaman birbirinden ayrılan politikalara sahip dört ülkenin aynı masa etrafında buluşması, bölgesel sorunların diyalog yoluyla ele alınması bakımından ayrı bir öneme sahiptir.
Böylece, büyük güçlerin bölge sorunlarını bahane ederek müdahalelerde bulunmaları önlemiş olacağı gibi yerel ve güçlü bir güvenlik mimarisinin de oluşmasının yolu açılmış olacak.
*
İslam Ülkeleri Sorunlarını Kendi Aralarında Çözebileceğini Gösterdi…
Tahran buluşmasındaki toplantıda İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan başta olmak üzere Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan temsilcilerinin, “İslam ülkelerinin birliğini sağlayacak her mutabakatı destekliyoruz” anlayışını dile getirmeleri, üzerinde durulması gereken önemli bir mesajdır.
Bu yaklaşım, İslam ülkelerinin aralarındaki sorunları çözmek, ortak güvenlik kaygılarına cevap vermek ve bölgesel istikrarı güçlendirmek için kendi iradeleriyle hareket edebileceklerine ilişkin bir işarettir.
Elbette bir toplantıda ortaya konulan ortak irade, bütün anlaşmazlıkların sona erdiği anlamına gelmez. Asıl mesele, bu iradenin somut adımlara, kalıcı iş birliğine ve karşılıklı güveni güçlendirecek politikalara dönüştürülmesidir.
Dileğimiz ve duamız, İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve sorunların çatışma yerine müzakere yoluyla çözülmesidir…
Zira şimdi saldırıların, çatışmaların ve tehditlerin değil; barışın, huzurun ve güvenliğin önünü açacak yeni ilişkiler kurmanın zamanıdır.







