--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sınıf Farkı Kantinle Başlar

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
0

Devlete ait bir ilkokulda geçen şöyle bir sahne düşünün...

Çocuklar sıralarına oturmuş.

Bir öğrenci, okul kantininden aldığı ekmek arası döneri açıyor iştahla. Yan sırada bir başkası köfte ekmeğini. Kâğıdın hışırtısı sınıfta yankılanıyor. Koku yayılıyor. Merak ve imrenmeyle dolu küçük bakışlar o tarafa kayıyor…

Ve düşünün ki, aynı sınıfta, aynı sırada, aynı yaşta başka çocuklar da var! Onlar evden yanlarına yemeleri için ne konulduysa onu yiyorlar…  

Bu tabloya “normal” denebilir mi, bilmiyorum!

Ama bana bu manzara çok yaralayıcı geliyor.

Çünkü burada sadece yemek molası yaşanmıyor aynı zamanda can acıtıcı bir ders de veriliyor. Müfredatta yazmayan, kimsenin açıkça dillendirmediği ama hayat boyu silinmeyen bir ders bu...

Çocuğun dünyasında can acıtıcı bir yarılma tam o anda gerçekleşiveriyor. 

Ve çocuk farklılığı iliklerine dek hissediyor:

“Parası olanlar, parası olmayanlar!” 

“İstediklerini yiyebilenler, istediklerini yiyemeyenler…” 

Çocuk hangi tarafta olduğunu hemen anlıyor… Kendi imkânlarıyla başkalarının imkânlarını mukayese ediyor. 

Bunlar, yüksek sesle söylenmiyor elbette. Kimse çocuğun yüzüne “sen yoksulsun” demiyor. Zaten mesele de bu. Bu cümleler sessizce kuruluyor. Ders; ambalajların parlaklığıyla, kokularla, her gün tekrarlanan bu ezici sahnelerle veriliyor. Ve çocuk bu dersi içselleştiriyor.

İlkokul çağındaki bir çocuğun dünyasında eşitsizlik soyut bir kavram değildir. O bunu teori olarak algılamaz. O, yan sıradaki arkadaşının her gün döner yediğini görür; kendisi de her gün aynı ev yemeğini yemektedir. Bu ikisi arasındaki farkı irkilerek fark eder. Eşitsizlik onun için koklayıp gördüğü, şahit olduğu bir gerçeğe dönüşür. 

Bu noktadan sonra mesele beslenme değildir artık. Bu bir onur meselesi hâline gelir. 

Siz de görmüşsünüzdür, bazı çocuklar utandıkları için yemeklerini gizleyerek yer. Bazıları hızlıca bitirir. Ne acı!

*

 

 

Tabi öğrenciler arasındaki ekonomik farklar sadece beslenmede görünür hale gelmiyor. Kullandıkları kalemden ayakkabılarına kadar görünür her şeyde statüler çarpışıyor. Hatta son yıllarda okullarda yaz tatilinin ardından yapılan “tatil” konulu paylaşımlarda, ailelerin “tatil tercihleri” ve imkânları da yarıştırılıyor… Hem de çocukların gözleri önünde. 

Devlet okulunda, aynı sırada oturan çocukların bu kadar erken bir yaşta bu farkla yüzleşmesi hatta bu farkın altında ezilmesi bana çok ağır geliyor. 

Hep konuşuyoruz… Devlet “her şeye hakimim izlenimi” veriyor ama pratikte işler böyle dönmüyor. 

Küçücük çocukların eşitsizliğe maruz kaldığı bu noktada devlet görünmezleşiyor ve “kantin ekonomisi” kendi iktidarını dayatıyor. Eşitsizlik, bütün çocukların gözü önünde her gün durmadan sergileniyor.

*

Bu yazıyı daha önce yine yayınlamıştım. Sorun devam ettiği, çözümü konusunda herhangi bir niyet bile oluşmadığı ve çocuklar söz konusu şartlara maruz kalmaya devam ettiği için tekrar paylaşmanın faydalı olacağını düşündüm. 

Öncelikle kantinlerdeki bu “Adana Mutfağı” tarzı çocukların canını çektiren yiyeceklerin kesinlikle kaldırılması gerekiyor. Bu çok yanlış bir uygulama.    

Özellikle şekerli içecekler, enerji içecekleri, aşırı yağlı ve tuzlu atıştırmalıklar da kantin raflarına girmemeli. Bunlar kâğıt üzerinde yasak evet ama satıldığını biliyoruz.   

Devlet ve belediyeler el ele vererek öğrencilere tek öğün sade bir yemek verebilirler. Belediyeler milyonlarca liralık konserleri yapmayı bırakırlarsa bu konuda zorlanmazlar. Hatta hayırseverler de buna yönlendirilebilirler. 

Bu, çocukların önce sağlıklı beslenmesine, yukarıda belirttiğimiz “eşitsizlik” halinin oluşturduğu psikolojik etkilerin sona ermesine, aile bütçelerinin devlet tarafından desteklenmesine imkân sağlar. 

Birlikte aynı yemeği yiyen çocuklarda bu kültür gelişir, birlik duygusu kuvvetlenir. 

Eğitimde fırsat eşitliği, çocukları aynı binaya sokup aynı sıralara oturtmaktan ibaret değildir. Asıl mesele, o sıralarda oturan çocukların birbirlerinin imkânları karşısında ezilmemesidir. Devlet, çocukların okuduğu okulun fiziksel şartlarıyla ilgilendiği kadar, o okullarda nasıl bir hayat yaşadıklarıyla, nelere maruz kaldıklarıyla da ilgilenmek zorundadır. Aksi hâlde “eşitlik”, mevzuatlarda yazılı bir ilkeden ibaret kalır; sınıfta ise kantinin fiyat listesi hüküm sürer. 

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle