Aliyev istemiş, Saral görevden alınmış. Karar da sevinmiş
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral görevden ayrıldı.
Karar gazetesi bir sevinmiş bir sevinmiş ki.
“Aliyev’in dediği oldu” diye başlık ile olayı duyurmuş.
Ben hatırlatayım.
Aliyev’in dediği değil, Allah’ın dediği olur.
Bugünlük siz öyle yorumlayabilirsiniz.
Ama biraz sabredin.
28 Şubatçılar da “Çevik Bir’in dediği oldu” diyorlardı.
Erbakan’a 28 Şubat kararları imza attırılmak istendiğinde “Güven Erkaya’nın dediği oldu” diyorlardı.
Bugünden bakalım olaya.
Çevik Bir’in veya Güven Erkaya’nın dediği mi oluyor?
Fatih Erbakan’ın, “Sayın Cumhurbaşkanına, iktidar partisine ağız dolusu hakaretler edenler yerlerinde duruyor, onlara bir adım yok. Ama Aliyev istedi diye Sayın Cumhurbaşkanı kendi başdanışmanını feda etmekten geri durmuyor” sözlerini de büyük bir iştahla Karar gazetesi birinci sayfasından vermiş.
Sayın Cumhurbaşkanımıza ağızlar dolusu laflar edenler arasında Fatih Erbakan da yok mu? 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yanında durduğu Tayyip Erdoğan aleyhine, mahalli seçimlerde neler dedi Fatih Bey, neler...
Kendisini mi kastediyor, yoksa bir ifade karışıklığı mı oldu, bilmiyorum.
Ama Oktay Saral’a destek çıkanların, önce atanmasında kendisine bir tebrikte bulunmuş olmaları gerekirdi.
Örneğin Karar gazetesinde, eski yıllarda Oktay Saral’ın açıklamalarına birinci sayfadan yer vermeleri gerekirdi.
Var mı örneği? Yok.
Tam aksine, Alparslan Kuytul için Oktay Saral’ın “Suyu ısındı” cümlesine Karar’da ne eleştiriler yapıldı.
“Ne karışırmış Oktay Bey bu işlere?”
“Yargının işi, Oktay Bey’e mi kalmış”mış...
Ama şimdi Oktay Saral’cı oldu; Karar da, Fatih Erbakan da...
Oktay Bey bile görevden ayrılmasına itiraz etmiyor.
İş, Karar gazetesi ile Fatih Erbakan’a düşüyor.
Türkiye içinde bu kafa karışıklığı olunca, Siyonizmin tahriki ile başörtü yasağına imza atan Aliyev de Türkiye içindeki fitne çıkarıcı söylem farklılıklarını hemen fırsata çeviriyor:
“Bağımsız bir ülkeye nasıl yaşayacağını söyleme hakkınız var mı?”
Var bay Aliyev, var.
Senin eğer, kendi ülkendeki şehitlerin kızlarına, gazilerin kızlarına kıyafet biçme hakkın var ise...
Bizim de sizin ülkenizdeki yönetimlerin yanlışlarını dile getirme hakkımız var.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 7. Dünya Kültürlerarası Diyalog Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, “Ülkemin bağımsızlığını ve yaşam biçimini korumakta kararlıyız” demiş.
Ne yapalım şimdi, susalım mı?
Demeyelim mi, “Ülkenin 2026 Eylül ayına kadarki yaşam biçimini koruyor olsan kimse sana itiraz etmeyecek. Ama kendin, ülkenin yaşam biçimini değiştirmeye kalkıyorsun. Biz de sana bunu hatırlatıyoruz. Niye kızıyorsun ki?”
Devlet yapısından taviz vermeyeceğini de hatırlatmış Aliyev.
Verme... Düne kadar hangi devlet yapısında idiysen...
Ondan taviz verme.
Bizim de isteğimiz bu zaten.
Ama yıllardır başörtülü olarak çocuklar okulda eğitim görebiliyor iken şimdi ne oldu ise, akşam yattık, sabah kalktık, yasak koyduk, “Devlet yapısını değiştirdik, ülke yaşam biçimini değiştirdik” diyorsanız...
Bir Köroğlu da çıkar, binlerce Köroğlu da çıkar...
“Yapamazsın” der.
Sen “yaparım” desen de...
Yapacağın üç günlük olur, üç aylık olur. Ama ilanihaye olmaz, olamaz.
Suçluluk kompleksi içinde olayı derinlemesine irdelemiş Aliyev:
“Birine ders verme, onu eğitme, bağımsız bir ülkeye nasıl yaşayacağını, ne yapacağını ve ne yapmayacağını açıklama konusunda ahlaki hakkınız var mı?” demiş, büyük çoğunlukla Türkiye’den gelen eleştirilere kendince cevap vermeye kalkışmış.
Tekrar belirtelim...
Eğer Aliyev’in cesareti var ise, “Ben İslam’ın emri başörtüyü yasaklıyorum. Ama tahrif edilmiş kippaları ise serbest bırakıyorum” desin.
Ama laf çevirerek, muğlak ifadelerle, “bağımsızlık” diyerek, “içişlerine karışmak” diyerek kimseyi kandıramazsınız.
“Başörtü yasak değil, sadece forma giyme mecburiyeti var” diyerek, konuyu değiştiremezsiniz..
Bugüne kadar forma zorunluluğu yoktu da, şimdi nereden çıktı?
Bugün ilkokul için olan zorunluluk, yarın sokak için, diğer alanlar için olmayacağı ne malum?
Kippa için olmayan zorunluluk, başörtü için niye var?
Aliyev ile uzaktan sohbetimiz kısa vadede bir sonuca varacak gibi görünmüyor.
Belki bir ay, belki birkaç ay sonra “Ah, biz ne yapmışız” diyecekler ama bu arada o şehit kızlarının “ah”ı, gazi çocuklarının “vah”ları arşı titretecek.
Öylesine “şehit kızları” demiyorum.
Öylesine “gazi çocukları” demiyorum.
Karabağ’ı işgalden kurtarırken şehit olan Azerbaycan askerinin kızı başörtüsü sebebi ile okula alınmıyorsa Aliyev “İçişlerimize karışmayın” diyemez.
Karabağ’ı işgalden kurtarmak için mücadele ederken kolunu kaybetmiş gazinin çocuğu başörtü yasağına muhatap oluyorsa Aliyev, “Bağımsız ülkeyiz” diyerek, Siyonistlerin emrini yerine getirip, Azerbaycan’ın kendi kararı ile yasak uygulanıyormuş gibi algı oluşturamaz.
Biz dönelim Karar’a.
Oktay Saral’ın, Azerbaycan’daki başörtü yasağına karşı çıktığı için haksızlık edilerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından görevden alındığını söylerken şu imada mı bulunuyorsunuz:
“Erdoğan, başörtünün serbest olması konusunda samimi değil.”
Haydi utanmayın, söyleyebiliyorsanız söyleyin.
Sizin desteklediğiniz CHP’ye rağmen Tayyip Erdoğan Türkiye’de başörtü yasağını kaldırdı.
Askerî vesayetin sürdüğü dönemde, “Bizim de başbakanımız olmanız için yol açık. Eşinizin başını açtırın, bizim de başbakanımız olun” diyen Tuncer Kılınç’lara hak ettiği cevabı veren, başörtünün özgürlüğü konusunda milim taviz vermeyen Erdoğan’a mide bulandırıcı imalarla muhalefet yapabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Halk sizin yüzünüze tükürür, benden söylemesi.
Ki bu halkın içinde sadece muhafazakârlar değil, solcular da var.
O solcular da “Erdoğan’a şu açıdan eleştiri getiririz, bu açıdan getiririz. Ama ‘Başörtü yasağında samimi değil’ demek vicdansızlıktır” diyeceklerdir.
Onun için, başörtü üzerinden Tayyip Erdoğan’a saldıranlara hatırlatayım, tükürük manyaığı olursunuz..
Aman dikkat edin..







