Mümin olma özelliklerini taşıyor muyuz? Nefs Muhasebesi yapıyor muyuz?
Başlıktaki soruyu sorunca uymamız gereken ölçüye (Allah ve Resulü) nün ölçülerine başvurup hâlimizi gözden geçirmeliyiz. Ayetlerde geçen Allah’ın vaadinde değil, bizim imanımızla hayatımız arasındaki uçurumu fark etmeliyiz.
“Allah, kâfirlere müminlerin aleyhinde asla yol vermeyecektir.” (4 Nisâ 141)
Bu ayet, insanın yüreğine umut ve ağır bir sorumluluk bırakıyor. Allah’ın vaadi haktır, kelamı haktır, adaleti haktır. O hâlde bugün İslâm coğrafyasında yaşananlara bakıp kendimize şu soruyu sormalıyız: Allah’ın yanındaki durumumuz nasıl? Mümin olma özelliklerini taşıyor muyuz?
Gazze’de çocuklar öldürülürken, Müslümanların şehirleri yıkılırken, mazlumların feryadı gökyüzüne yükselirken, zalimler hiçbir sınır tanımadan zulümlerini sürdürürken; nerede durduğumuzu, neyi kaybettiğimizi ve neden bu hâle düştüğümüzü sorgulamalıyız? Diğer bir ifade ile “Nefs Muhasebesi” yapmalıyız! Zulmün hesabı zalime aittir. Ancak kendi zaaflarımızı görmezden gelmek de bizi kurtarmaz. Düşmanın zulmünü teşhis etmek kadar, kendi içimizdeki çürümeyle yüzleşmek de zorundayız. Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz gerçekten Allah’ın razı olduğu bir hayatın peşinde miyiz, yoksa Müslüman kimliğinin sağladığı aidiyetle yetinip sorumluluklarımızı mı unutuyoruz?
“Elhamdülillah Müslümanız!” diyoruz. Peki hâlimiz, kaalimiz, eylemlerimiz, hayatımız, bir Müslümana yakışan bir hayat tarzı mı?
Ezanlarımız susmuyor, dillerimiz Allah’ı anıyor, Cuma’larda da olsa camilerimiz doluyor. Peki ya hayatımız? Ticaretimizde adalet var mı? Yönetimimizde liyakat var mı? Kalplerimizde merhamet şefkat, aramızda kardeşlik, kararlarımızda hakkaniyet var mı?
Birbirimizin kuyusunu kazarken ümmet kardeşliğinden söz ediyoruz. Haksızlık karşısında susarken adaleti savunuyoruz. Dünyalık uğruna birbirimizi incitirken İslâm ahlakını anlatıyoruz. Kendi çıkarlarımızı dinin ve kardeşliğin önüne koyduğumuz hâlde neden izzetimizi kaybettiğimizi anlamaya çalışıyoruz. Ayet ve Hadislere bakalım.
(İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır.) (35 Fatır 10)
(Kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet, şeref mi arıyorlar? Bilsinler ki, bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.) (4 Nisa 139)
Allah indinde en üstününüz, en şerefliniz takvada en ileri olandır.) (49 Hucurat 13) (Takva, Allah’a ve Resulüne inanıp, emirlerine riayet etmektir.)
(De ki, mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden geri alırsın. Dilediğini aziz, şerefli; dilediğini de zelil edersin.) (3 Al-i İmran 26)
Peygamber Efendimiz de (Şeref ve üstünlük, mal ile değil, ilim ve irfan iledir) buyuruyor. Ümmetin gelecekte yaşayacağı bir zafiyeti yıllar öncesinden haber vermiştir. Hadis-i şerifte, milletlerin Müslümanlara karşı birleşeceği, Müslümanların çokluğuna rağmen selin önündeki çer çöp gibi savrulacağı bildirilir. Bunun sebebi sorulduğunda Peygamber Efendimizin cevabı: “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.” olmuştur. Dünyayı kaybetmekten korkuyoruz; fakat ahlakımızı kaybetmekten korkmuyoruz. Makamımızı yitirmekten endişe ediyoruz; fakat adaleti yitirmek içimizi sızlatmıyor. Servetimizin azalmasına üzülüyoruz; fakat bir mazlumun uğradığı zulme aynı hassasiyeti gösteremiyoruz. İman, yalnızca dilde taşınan bir kimlik değil; hayatın her alanında sorumluluk doğuran bir hakikattir. İmanı; sadece sözde değil, ahlakta, sabırda, ilimde, cesarette ve gayrette anlamalıyız.
Birliğimizi mezheplere, ırklara, siyasi aidiyetlere ve şahsi çıkarlara kurban ediyoruz. Aynı kıbleye yönelen insanlar, birbirlerine sırtlarını dönebiliyor. Ümmetin ortak acısı, şahsi hesaplarımızın gölgesinde kalabiliyor. Oysa Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın.” (Âl-i İmrân 103) Birlik, herkesin aynı düşünmesi değildir. Birlik; hakta buluşmak, zulme karşı durmak, farklılıkları düşmanlığa dönüştürmemek ve ortak iyiliği kişisel çıkarların üzerinde tutmaktır.
Kur’an bize yalnızca umut vermiyor; sorumluluk da yüklüyor. “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (13 Ra‘d 11)
Müslümanların sayısının azlığı değil; imanlarının hayatlarına ne kadar yansıdığıdır. Mü’minlerin kâfirlere ve kendi aralarındaki hallere temas eden ayetleri düşündüğümüzde, Müslümanın imandan kaynaklanan izzetinin mü’minlere karşı şefkatli, merhametli ve mütevazı davranmayı gerektirdiğini, kâfirlere karşı ise, vakarlı ve sert davranmak, iman izzetinin davranış boyutudur. İmandan kaynaklanan özgün izzet, gerçek izzettir.
‘Mü’minler kardeştir’ emrini zedeleyecek basit grup, fırka, camia, cemaat anlayışı dinimize, kitabımıza uygun değildir. Grup ve fırkalar, camia ve cemaatler, Ümmeti İslâm kardeşliğine götürdüğü müddetçe, İslâm’ın yaşanmasına vesile olduklarında makbul ve muteberdirler. Kendilerini İslâm ile özdeş görüp, onun yerine kendilerini koyanlar ifrada düşmüş olurlar. Peygamber Efendimizin zem ettiği müfrit duruma düşerler.
Müslümanların bir tarafı bırakıp, İslâm dışı grup ve muhitlere yönelmek suretiyle bir anlamda dünya kamuoyunda kendileri için izzet ve saygınlık aramaya kalkan insanların, Müslüman grupların bu yaptıkları Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde dikkat çekilen imansızların yaptıklarına benzer çok büyük bir yanlışlıktır.
İyiliği emredip yaymak, kötülüğe karşı koyup onu engellemek, İslam’ın Müslümanlara yüklediği en önemli görevlerden biridir. İslam toplumunun en belirgin vasfı iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymaktır. Günümüzde İslam dünyası sosyal yapı bakımından bozulmuştur. Öyle bir bozulma ki: Küresel ölçekte dünya düzeninin ve insanlık ailesinin, adaletsizlik, zulüm, emperyalizm, sömürü, katliam, tabii kaynakların talan edilmesi, maddi-manevi çevre felaketleri, fakirlik, açlık, kıtlık, kan ve gözyaşı altında kıvrandığı müşahede
edilmektedir. Şüphesiz bu kaosu, bu düzensizlik düzenini, başıboşluğu durdurmak isteyen bir ferdin, Allah’ın ve peygamberinin iyiliğin emredilmesi, kötülüğe mâni olunması yolundaki emirlerini uygulamaktan başka bir çaresi yoktur. Kâfirlerle, vatan, millet, ümmet ve devlet düşmanlarıyla birlikte hareket edenler bunun hesabını veremezler. (Devam edeceğim İnşallah…)







