• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
TÜM YAZILARI

Bir imtihan sahnesi olarak dünya

04 Ağustos 2026
A


Süleyman Gülek İletişim:

Bir imtihan sahnesi olarak dünya

SÜLEYMAN GÜLEK

İnsanlık tarihi boyunca üzerine en çok kelam edilen, en çok şiir yazılan ve insanoğlunun kitleler halinde düştüğü en kadim tuzaklardan biridir bu: Dünya hayatının aldatmacası. Günümüzün yüksek hızlı, ışıltılı ve gürültülü dünyasında bu aldatmaca, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çekici ve amansız bir hal aldı. Peki ama ne oldu da, aslında sadece içinden geçip gideceğimiz bu misafirhaneyi kalıcı yurdumuz zannettik? Ne oldu da bizi asıl bekleyen ebedi yurdu unutup, bütün sermayemizi geçici bir gölge oyununa yatırdık? Bu soruların cevabı, yaratılış gayemizi hatırlamakta gizlidir.

İmtihan İçin Kurulan Sahne

Dünya, tasarımsal olarak bir varış noktası değil, bir bekleme salonu, daha doğru bir ifadeyle bir imtihan salonudur. Bizler buraya kök salmak için değil, sınanmak ve ebedi hayata hazırlanmak için gönderildik. Kur’an-ı Kerim, Mülk Suresi 2. ayette bu hakikati zihinlerimize kazır: O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. Bu ayet bize çok net bir çerçeve çizer: Hayat bir oyun alanı değil, bir sınav kağıdıdır. Ancak insan zihni, yapısı gereği somut olana, anlık hazza ve gözle görünene meyletmeye yatkındır. Bizler, bu imtihan sahnesindeki oyuncuların renkli kostümlerine, sahte şöhretlere ve geçici zevklere o kadar çok odaklanıyoruz ki, tiyatro salonundan çıktığımızda elimizde kalacak olan tek şeyin amel defterimiz olduğunu unutuyoruz.


Modern Çağın Cazibesi: Nasıl Aldanıyoruz?

Eski zamanlarda bir insanın dünyalığa kanması; bir mülk, biraz altın ya da yerel bir itibar ile sınırlıydı. Bugün ise avucumuzun içindeki dijital ekranlardan süzülen kusursuz hayatlar, bizi hiç bitmeyen bir arzular döngüsüne hapsediyor. Hadid Suresi 20. ayet, dünyevi cazibenin röntgenini asırlar öncesinden şöyle çeker: Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olma isteğinden ibarettir... Dünya hayatı, aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.


Nasıl aldanıyoruz biliyor musunuz? Geçiciliği ölümsüzleştirmeye çalışarak... Sahip olduğumuz eşyalar, unvanlar, oturduğumuz koltuklar veya biriktirdiğimiz rakamlardan ibaret banka hesaplarını birer araç değil, haline getirerek adanıyoruz bu dünyaya. Modern sistem, insanı sürekli üreten ve tüketen bir çarkın dişlisi olarak görüyor. Başarı; daha çok kazanmak, daha yüksek binalarda yaşamak ve vitrinini (sosyal medyasını, statüsünü) en iyi şekilde parlatmakla eşdeğer tutuluyor.

Hakikate Uyanmak: Dünyanın Cazibesine Kapılmamanın Çözüm Yolları


Peki, dünya hayatının bu amansız aldatmacasından korunmak mümkün müdür? Dünyadan tamamen el etek mi çekmek gerekir, yoksa onunla kurduğumuz ilişkiyi yeniden tanımlamak mı? İslam, dünyayı terk etmeyi değil, kalbi dünyadan özgürleştirmeyi emreder. İşte bu uyanışın reçeteleri:

1. Bilincini Kuşanmak: Peygamber Efendimiz (s.a.v) dünya ile kurmamız gereken dengeyi şu muazzam benzetmeyle anlatır: Benim dünya ile ne işim olabilir ki? Benim dünyadaki misalim, bir ağacın gölgesinde biraz dinlenip sonra orayı terk edip giden bir yolcunun misali gibidir. (Tirmizi, Zühd, 44) Bir otel odasında konaklarken oradaki eşyaların sahibi gibi davranmadığımız gibi, bu dünyadaki nesnelerle de mülkiyet değil, bir emanet ve kullanım ilişkisi kurmalıyız.


2. Kalbi Su Geçirmez Kılmak: Mesele, dünyalık imkânlara sahip olmak değil; o imkânların kalbe girmesine izin vermemektir. Mevlana’nın eşsiz benzetmesiyle; bir geminin suyun üzerinde durması doğaldır ve onu gideceği yere taşır. Ancak su geminin içine dolmaya başladığında batış kaçınılmaz olur. Mal, mülk, makam elimizde (suyun üstünde) olmalıdır, kalbimizin içinde değil.


3. Ölüm Gerçeğiyle Yüzleşmek (Tefekkür-ü Mevt): Hz. Muhammed (s.a.v), Ağızların tadını kaçıran ölümü çokça anın (Tirmizî, “Zühd”, 4) buyurmuştur. Bu bir karamsarlık çağrısı değil, bir uyandırma servisidir. Her kararımızda, her hırsımızda, her öfkemizde ölüm gerçeğini hatırlamak, dünyevi cazibelerin sahte yaldızını anında döker. Bizi kibre kapılmaktan, kul hakkı yemekten ve fani olana tapmaktan korur.

4. Şükür ve Kanaat ile Zenginleşmek: Sürekli eksik olana odaklanan modern çağın aksine, elimizde olanın kıymetini bilmek ruhun en büyük kalkanıdır. Mana arayışına yönelmek; maddenin ötesine geçebilmek, iyilik yapmak, sevgiyi çoğaltmak ve kalıcı (salih) amellere yatırım yapmak bizi dünyanın çarklarında ezilmekten kurtarır.

Son Söz: Perde Kapanırken

Günün sonunda, bu devasa imtihan sahnesinin ışıkları sönecek ve perde kapanacak. Uğruna uykularımızı feda ettiğimiz, kalp kırdığımız, hak yediğimiz o parlak dünya hayalleri birer birer avucumuzun içinden kayıp gidecek. Hayatı yok saymadan, nimetlere şükrederek ama onlara tapınmadan; dünyanın içinden, dünya da bizim içimizden geçmeden yürüyebilmek... İşte iki cihan saadetinin anahtarı, o ağacın gölgesinde bir yolcu olduğunu asla unutmamaktır.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23