• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
TÜM YAZILARI

Dünya hayatının aldatmacası

25 Ağustos 2026
A


Süleyman Gülek İletişim:

Dünya hayatının aldatmacası
SÜLEYMAN GÜLEK 

Dünya… İnsan için hem bir imtihan meydanı hem de ebedî hayatın hazırlık yeridir. Gözlerimizi bu hayata açtığımız andan itibaren onun nimetleriyle, güzellikleriyle ve imkânlarıyla karşılaşırız. Mal, mülk, makam, şöhret, rahatlık ve beğenilme arzusu, çoğu zaman hayatımızın merkezine yerleşir. Ancak insan, bütün bu geçici nimetlerin peşinde koşarken asıl varlık gayesini ve ebedî hayatı unutabiliyor. İşte Kur’an-ı Kerim, dünya hayatının bu yönüne dikkat çekerek onu bir “aldanma metası” olarak tanımlıyor.

Yüce Allah, Hadîd Suresi’nin 20. ayetinde dünya hayatını şöyle tarif eder: “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve mal ve evlatta bir çokluk yarışından ibarettir. Bu, yağmura benzer ki bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider; sonra kurur, onu sararmış görürsün; sonra da çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap; Allah’tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” Bu ayet, dünyayı bütünüyle değersiz görmemizi istemez. Asıl uyarı, dünya nimetlerinin insanı aldatmasına ve Allah’a karşı sorumluluklarını unutturmasına yöneliktir. Dünya, insanın elinde bir araç olduğu sürece anlamlıdır; fakat kalbin en büyük sevgisi ve hayatın tek amacı hâline geldiğinde aldatıcı bir perdeye dönüşür.

Geçici Olanı Kalıcı Sanmak

İnsan çoğu zaman sahip olduklarını kalıcı zanneder. Gençliğin hiç bitmeyeceğini, sağlığın sürekli devam edeceğini, makamın ve servetin elinden alınmayacağını düşünür. Oysa hayatın en açık gerçeği, her şeyin değiştiğidir. Dün güçlü olan bugün zayıflayabilir; dün zengin olan bugün muhtaç duruma düşebilir; dün aramızda bulunan sevdiklerimiz bugün toprağın altında olabilir. Kur’an-ı Kerim, “Her canlı ölümü tadacaktır” buyurarak bu hakikati hatırlatır (Âl-i İmrân, 185).


Ölüm, insanın dünya ile kurduğu bütün sahte güvenleri sarsan en kesin gerçektir. Ne servet ne makam ne de şöhret insanı ölümden uzaklaştırabilir. İnsan, dünyada ne kadar imkâna sahip olursa olsun, sonunda yanında götürebileceği şey yalnızca amelleridir. Bu nedenle akıllı insan, geçici olanı kalıcı olana tercih etmez; elindeki nimetleri ebedî hayatı kazanmak için değerlendirir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Abdullah b. Ömer’e hitaben şöyle buyurmuştur: “Dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol.” Abdullah b. Ömer de bu hadisten sonra şöyle derdi: “Akşama çıktığında sabahı bekleme; sabaha çıktığında akşamı bekleme. Sağlığından hastalığın için, hayatından ölümün için faydalan.” (Buhârî, Rikâk, 3). Bu hadis, dünyaya tamamen sırt çevirmeyi değil, ona geçici bir konaklama yeri gözüyle bakmayı öğretir.


Mal ve Makamın Gerçek Değeri

İslam, helal yoldan kazanmayı, çalışmayı, üretmeyi ve insanlara faydalı olmayı teşvik eder. Ancak mal ve makam, insanın değerini belirleyen ölçüler değildir. Bir insanın Allah katındaki üstünlüğü sahip olduğu servetle, tanındığı çevreyle veya elde ettiği mevkiyle değil; takvası, güzel ahlakı ve yaptığı iyiliklerle ölçülür.

Kur’an-ı Kerim’de, “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; büyük mükâfat ise Allah katındadır” buyurulur (Teğâbün, 15). Demek ki mal ve evlat, sadece birer nimet değil, aynı zamanda sorumluluk ve imtihandır. Kazancımızı nasıl elde ettiğimiz, nerede harcadığımız, ihtiyaç sahiplerini gözetip gözetmediğimiz ve sahip olduklarımızın bizi kibirli hâle getirip getirmediği, bu imtihanın önemli sorularıdır.


Makam da benzer bir imtihandır. Yönetme gücüne sahip olan kişi adaletle davranıyor mu? Kendisine emanet edilen görevi çıkarı için mi, yoksa insanların huzuru için mi kullanıyor? İslam’ın anlayışında makam bir ayrıcalık değil, ağır bir emanettir. Çünkü insan, kendisine verilen her imkândan hesaba çekilecektir.


Dünyayı Terk Etmek Değil, Dünyaya Esir Olmamak

Bazı insanlar dünya hayatının aldatıcılığından söz edildiğinde çalışmayı, kazanmayı ve dünyevî sorumlulukları bütünüyle bırakmak gerektiğini zannedebilir. Oysa İslam, insanın dünyadan elini eteğini çekmesini değil, dünyaya esir olmamasını ister. Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma” buyurulur (Kasas, 77). Bu ayet, dünya ile ahiret arasında dengeli bir hayat kurmamız gerektiğini göstermektedir. Müslüman, işini en güzel şekilde yapar, ailesinin geçimini sağlar, ilim öğrenir, toplumuna faydalı olur ve elindeki nimetlerden yararlanır. Fakat bütün bunları Allah’ı unutmadan ve hesap gününü göz ardı etmeden gerçekleştirir. 

Sonuç olarak, dünya hayatı, güzellikleri ve imkânlarıyla insana cazip görünür. Ancak onun geçici olduğunu unutan kişi, kalıcı olanı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Dünya, bir imtihan yeridir; burada bize verilen her nimet, aynı zamanda bir emanettir. Malımız, makamımız, sağlığımız, gençliğimiz ve zamanımız, nasıl kullandığımız sorulacak değerlerdir. Öyleyse dünyayı küçümsemeden, fakat ona aldanmadan yaşamalıyız. Çünkü gerçek mutluluk, daha çok şeye sahip olmakta değil, sahip olduklarımızla Allah’ın rızasını kazanabilmektedir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23