Sözde değil, özde Müslüman olmak
Sözde değil, özde Müslüman olmak
SÜLEYMAN GÜLEK
Günümüzde “Müslümanım” demek kolay; zor olan, Müslüman gibi yaşayabilmektir. Dil ile ifade edilen iman, kalp ile tasdik edilip davranışlarla desteklenmediği sürece eksik kalır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu gerçek şöyle ifade edilir: “İnsanlardan bazıları ‘Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; hâlbuki onlar iman etmiş değillerdir.” (Bakara, 2/8)
Bu ayet, iman iddiası ile iman hakikati arasındaki farkı açıkça ortaya koymaktadır. İşte bu noktada karşımıza çıkan temel mesele şudur: Sözde Müslüman olmak mı, yoksa özde Müslüman olmak mı? Sözde Müslümanlık, çoğu zaman kimlik üzerinden şekillenir. Kişi kendini Müslüman olarak tanımlar; fakat hayatına bakıldığında bu kimliğin gerektirdiği davranışlar yeterince görülmez.
Oysa İslam sadece bir aidiyet değil, bir hayat nizamıdır. Kur’an’da müminlerin vasıfları anlatılırken şöyle buyrulur: “Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler.” (Bakara, 2/3) Hz. Peygamber (s.a.v.) de iman ile amel arasındaki bağı şu sözleriyle ortaya koymuştur: “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb 31) Bu hadis, imanın yalnızca kalpte kalan bir duygu olmadığını; dil ve davranışlara da yansıması gerektiğini göstermektedir.
Özde Müslümanlık ise insanın iç dünyasından başlayarak dışa yansıyan bir bütünlüktür. Bu anlayış, yalnızca ibadetlerle sınırlı değildir. Dürüstlük, adalet, merhamet, kul hakkına riayet ve güzel ahlak bu bütünlüğün vazgeçilmez parçalarıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.” (Buhârî, Îmân 4) buyurarak gerçek Müslümanın topluma güven veren kişi olduğunu ifade etmiştir.
Bugün toplumda yaşanan birçok sorunun temelinde, söz ile öz arasındaki bu kopukluk yatmaktadır. İnsanlar doğruluktan bahsederken yalan söyleyebilmekte, adaleti savunurken haksızlık yapabilmekte, merhameti dile getirirken kalp kırabilmektedir. Oysa Kur’an-ı Kerim bu çelişkiye dikkat çekerek şöyle buyurur: “Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük bir buğz doğurur.” (Saff, 61/2-3) Bu ayet, söz ile amel arasındaki tutarsızlığın ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Gerçek Müslümanlık, özellikle zor zamanlarda kendini gösterir. Menfaatin bittiği yerde dürüst kalabilmek, öfke anında affedebilmek ve güçlü olduğu hâlde adaletten sapmamak, özde Müslüman olmanın en önemli göstergeleridir. Kur’an’da bu olgunluk şu şekilde ifade edilir:
“Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever.” (Âl-i İmrân, 3/134)
Bir diğer önemli husus da “görünmek” ile “olmak” arasındaki farktır. Günümüzde insanlar, dindar görünmeye daha fazla önem verebilmektedir. Ancak İslam’da esas olan ihlastır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr 34) Bu hadis, samimiyetin ve içtenliğin, dış görünüşten çok daha değerli olduğunu ortaya koymaktadır.
Toplumsal açıdan bakıldığında ise özde Müslüman bireylerin çoğalması, güvenin ve huzurun artmasına vesile olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), müminler arasındaki dayanışmayı şöyle tasvir etmiştir: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir beden gibidirler.” (Müslim, Birr 66) Bu anlayış, toplumda bireyselliğin değil; birlik ve dayanışmanın esas alınması gerektiğini göstermektedir. Bugün her birimizin kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Ben gerçekten nasıl bir Müslümanım?” Bu soru, başkalarını yargılamak için değil; kendimizi sorgulamak için sorulmalıdır. Çünkü değişim, bireyin kendi iç dünyasında başlar. Kur’an’da bu gerçek şu şekilde ifade edilir: “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra’d, 13/11)
Sonuç olarak, sözde Müslümanlık ile özde Müslümanlık arasındaki en keskin ayrım, ibadetin hayatla olan bağıdır. ibadet ve ahlak ayrılmaz bir bütündür. Kur’an-ı Kerim’de namazın sadece fiziksel bir hareket olmadığı, kişiyi “hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyması” gerektiği belirtilir (Ankebut, 29/45). Eğer kişi namaz kılıyor ama günlük iş hayatında yalan söylüyor, adaletsizlik yapıyor veya başkasının hakkını gasp ediyorsa, zulüm yapıyorsa burada ibadetin özünden ziyade şekline odaklanıldığı söylenebilir.
Türkiye ve İslam coğrafyası, bugün ahlaki bir erozyonun eşiğindedir. Yolsuzluk, rüşvet, adaletsizlik, liyakatsizlik, birbirinin kuyusunu kazma ve samimiyetsizlik gibi hastalıklar, ne yazık ki dindar kimliğiyle ön plana çıkan topluluklarda da boy gösterebilmektedir. Bunun temel sebebi, dinin ahlak boyutunun budanıp, sadece ritüel ve aidiyet boyutunun öne çıkarılmasıdır Sözde Müslüman olmak kolaydır; özde Müslüman olmak ise samimiyet, gayret ve fedakârlık ister. Ancak gerçek huzur ve kurtuluş, söz ile özün birleştiği noktada mümkündür. Çünkü özde Müslümanlık, büyük sözlerden önce küçük ama samimi adımlarla inşa edilir.