• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Süleyman Gülek
Süleyman Gülek
TÜM YAZILARI

Akrabalara karşı görevlerimiz

18 Ağustos 2026
A


Süleyman Gülek İletişim:

Akrabalara karşı görevlerimiz

SÜLEYMAN GÜLEK 

Akraba Arapça’da “yakın” mânâsına gelen “karib” kelimesinin çoğuludur. “Yakınlar” mânâsına gelir. Akraba iki şekildir: 

1. Nesep yönünden: Amca, dayı, teyze, hala, yeğenler gibi akraba olanlar,

2. Evlilik yönünden: Eşinin babası, annesi, kardeşleri gibi akraba olanlar.

Akrabaya önem vermek, onlarla alâkayı kesmemek ve zaman zaman ziyaretlerde bulunmak dinimizin emridir. (Nahl, 16/90) Günümüzün hızlı akan dünyasında; binalar yükselirken mesafeler kısalıyor, fakat ironik bir şekilde kalplerimiz ve ilişki bağlarımız giderek birbirinden uzaklaşıyor. Bildirim sesleri arasında kaybolduğumuz, aynı şehirde yaşayıp aylarca birbirini görmeyen bireyler haline geldiğimiz şu dönemde, köklerimizi ve bizi biz yapan değerleri yeniden hatırlamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. 

Bu değerlerin başında ise medeniyetimizin ve dinimizin temel taşlarından biri olan “Sıla-i Rahim”, yani akrabalık bağlarını koruma ve akrabalarımıza karşı sorumluluklarımız geliyor. İslam, insanı yalnız bir varlık olarak görmez. Bireyden başlayarak halka halka genişleyen bir toplumsal düzen öngörür. Bu halkanın merkezinde aile, hemen ardından ise akrabalar yer alır. Peki, dijitalleşen ve bireyselleşen çağımızda akrabalarımıza karşı görevlerimiz nelerdir ve inancımız bu bağlara nasıl bir anlam yüklüyor?


1. Akrabalık Bağlarını Korumak Bir Tercih Değil, İmanî Bir Sorumluluktur

Çoğu zaman akrabalık ilişkilerini bir “tercih” veya vakit buldukça yerine getirilecek “sosyal bir gelenek” olarak görme eğilimindeyiz. Oysa Kur’an-ı Kerim, akrabalık hakkını gözetmeyi doğrudan Allah’a olan kulluk bilinciyle bir tutar. Yüce Allah Nisa Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara... iyilik edin.” (Nisa Suresi, 36) Akrabalık bağlarını koparmak ise dinimizde son derece ağır bir uyarıyla karşılanır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu bağların hayatımızdaki ve ahiretimizdeki belirleyici rolünü şu net hadis-i şerifiyle ortaya koyar: “Akrabalık bağlarını koparan kimse cennete giremez.” (Buhârî, Edeb, 11)


2. İyilikte ve Maddî Yardımda Öncelik Akrabanındır

Maddi veya manevi bir iyilik yapacağımız zaman gözlerimiz çoğu zaman uzakları arar. Oysa yardımlaşma ve dayanışma ahlakı yakın çevreden başlar. Bir insanın kendi akrabası darlık içindeyken başkalarına el uzatması, İslam’ın sosyal adalet anlayışıyla bağdaşmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), akrabaya yapılan yardımın çifte bereket taşıdığını bizlere müjdelemiştir: Yoksula verilen sadaka bir sadaka sayılır. Akrabaya verilen sadaka ise iki sadaka yerine geçer: Biri sadaka, diğeri ise akrabayı koruyup gözetme (sıla-i rahim) sevabıdır.” (Tirmizî, Zekât, 26)Akrabamızın derdiyle dertlenmek, borcu varsa imkânlar nispetinde yardımına koşmak, hastalığında yanında olmak veya bir işini kolaylaştırmak sadece insani değil, aynı zamanda manevi bir borçtur.


3. Akrabalığa Karşılık Beklemeden Devam Etmek

Akraba ilişkilerindeki en büyük imtihanlarımızdan biri “küsme” veya “misilleme” duygusudur. “O benim düğünüme/cenazeme gelmedi, ben de gitmem”, “O beni aramadı, ben de aramam” anlayışı, ilişkileri çürüten en tehlikeli yaklaşımdır. Gerçek akrabalık görevi, iyiliğe karşı iyilik yapmak değil; bağlar kopma noktasına gelse bile o bağı onarmaya çalışmaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu inceliği şöyle ifade etmektedir: “Akrabasının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren kimse, tam anlamıyla akrabalık bağını gözetmiş sayılmaz. Gerçekten akrabalık bağını gözeten kişi, kendisiyle bağları koparan akrabasına bile iyilik etmeye devam edendir.” (Buhârî, Edeb, 15) Kırgınlıkları uzatmamak, affedici olmak, bayramları ve özel günleri vesile kılarak aradaki buzları eritmek, akrabalık hukukunun bir gereğidir. 


4. Bereketi Uzakta Aramayın: Sıla-i Rahim ve Ömür Bereketi

İçinde bulunduğumuz çağda en çok şikâyet ettiğimiz şeylerden biri zamanın yetmemesi ve rızkın bereketinin kaçmasıdır. Oysa Peygamberimiz (s.a.v.), rızık ve ömür bereketinin reçetesini asırlar öncesinden bize vermiştir: “Rızkının bollaştırılmasını ve ömrünün uzatılmasını isteyen kimse, akrabalarını ziyaret etsin (onlarla bağını korusun).” (Buhârî, Büyû’, 12) Akrabaları arayıp hallerini, hatırlarını sormak, yaşlılarımızın hayır duasını almak evlerimize huzur, rızkımıza bereket ve ömrümüze manevi bir genişlik katar. 

Dolayısıyla akrabalara karşı görevlerimiz; hürmet etmek, dertleriyle dertlenmek, maddi-manevi destek olmak ve en önemlisi dualarımızda onlara yer vermektir. Belki hepsini sık sık ziyaret edecek zamana veya imkâna sahip olamayabiliriz. Ancak günümüz teknolojisinde bir hatır sorma mesajı atmak, kısa bir telefon görüşmesi yapmak birkaç dakikadan fazlasını almaz. Sonuç olarak,  yukarıdaki âyet ve hadisler, akrabalarımıza karşı çok iyi muâmele edilmesini, onlarla dostluğun kesilmemesini onlara karşı görevlerimizi yapmamızı emretmektedir. Onların ihtiyaçları olduğunda imkânlarımız ölçüsünde yardımcı olmalı, sevinç ve üzüntülerini paylaşmalıyız. Akrabalarımıza iyi davranmalı. Fırsat buldukça onları ziyaret etmeli, hâl ve hatırlarını sormalı ve zor zamanlarında yanlarında olmalyız. Böylece hem akrabalık görevlerimizi yerine getirmiş hem de Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşamaya çalışmış oluruz.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

yasemin 1

ALLAH AZİMÜŞŞAN Razı olsun çok önemli yazınız
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23