Hastalıkla imtihan
Hastalıkla imtihan
SÜLEYMAN GÜLEK
Hayat, yalnızca sevinçlerden ve güzel günlerden ibaret değildir. Sağlıkla hastalık, varlıkla yokluk, sevinçle hüzün, kolaylıkla zorluk hayat yolculuğunun birbirini takip eden gerçekleridir. İnsan bazen kendisini güçlü ve sağlıklı hissederken hiç beklemediği bir anda bir hastalıkla karşılaşabilir. İşte o zaman insan, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu ve sahip olduğu nimetlerin değerini daha iyi anlar. Hastalık, insanın bedeni kadar ruhunu da etkileyen bir süreçtir. Fakat mümin açısından hastalık yalnızca çekilen bir acı olarak görülmez. Hastalık; sabrın, duanın, tevekkülün, teslimiyetin ve insanın kendi acziyetini fark ederek Rabbine yönelmesinin vesilesi olabilir.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmek suretiyle sınayacağız. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155) Ayette dikkat çekilen önemli hususlardan biri, hayatın imtihan oluşudur. Hastalık da bu imtihanlardan biridir. Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir: Her hastalığı yalnızca “ceza” olarak değerlendirmek doğru değildir. Hastalık; insan için bir imtihan, günahlara kefaret, manevi derecenin yükselmesine vesile veya insanın Rabbine daha samimi yönelmesini sağlayan bir süreç olabilir.
Hastalık Karşısında Müminin İlk Sığınağı: Sabır
Hastalıkla karşılaşan insanın ilk tepkisi çoğu zaman korku, endişe ve üzüntüdür. Bu duygular insan olmanın tabii bir sonucudur. İslam, insanın hiç üzülmemesini veya hiç korkmamasını istemez. Asıl mesele, bu duygular karşısında kişinin nasıl bir duruş sergileyeceğidir. Sabır, acı çekmemek değil; acı karşısında Allah’a olan güveni kaybetmemektir. Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek de değildir. Mümin, elinden gelen tedbiri alır, tedavi yollarını araştırır, doktorun tavsiyelerine uyar, dua eder ve neticeyi Allah’a bırakır. Yüce Allah şöyle buyurur: “Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.” (Zümer, 39/10) Bu ayet, sabrın Allah katındaki değerini ortaya koymaktadır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) de müminin başına gelen sıkıntıların onun için hayra dönüşebileceğini şöyle ifade etmiştir: “Müminin işi ne hoştur! Onun her işi hayırdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Kendisine bir nimet gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelse sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64) Bu hadis, hastalık ve sıkıntı karşısında müminin sahip olması gereken bakış açısını özetlemektedir. Hastalık insanı zorlayabilir; fakat mümin bu zorluğu Allah ile bağını güçlendiren bir fırsata dönüştürebilir.
Hz. Eyyûb: Hastalık Karşısında Eşsiz Bir Sabır Örneği
Hastalık ve sabır denildiğinde akla gelen en önemli peygamberlerden biri Hz. Eyyûb’dur (a.s.). Kur’an-ı Kerim, O’nun yaşadığı ağır sıkıntıyı ve Rabbine yönelişini bizlere örnek olarak anlatır. Hz. Eyyûb (a.s.) şöyle dua etmiştir: “Şüphesiz ki ben derde uğradım; sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.” (Enbiyâ, 21/83) Dikkat edilirse Hz. Eyyûb (a.s.) Rabbine karşı isyan etmemiş, yaşadığı sıkıntıyı Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden dile getirmiştir. Allah Teâlâ O’nun duasını kabul etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisindeki derdi kaldırdık...” (Enbiyâ, 21/84) Hz. Eyyûb’un (a.s.) kıssası, hastalık karşısında insanın ümitsizliğe düşmemesi gerektiğini göstermektedir. Hastalık ne kadar uzun sürerse sürsün, Allah’ın rahmet kapısı kapanmış değildir.
Hastalık Günahların Affına Vesile Olabilir
İslam’da hastalık, çekilen acının karşılıksız kalmadığı bir süreç olarak da değerlendirilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Müslümana isabet eden hiçbir yorgunluk, hastalık, sıkıntı, üzüntü, eziyet, hatta ayağına batan diken yoktur ki Allah bunlarla onun günahlarından bir kısmını bağışlamasın.” (Buhârî, Merdâ, 1)
Bu hadis, hastalık sırasında çekilen acıların mümin açısından manevi bir değere dönüşebileceğini göstermektedir. Burada önemli olan nokta şudur: Hastalığın kişiye günahlarının kesinlikle affedildiği anlamına geldiği söylenemez. Ancak samimi sabır, Allah’a yöneliş ve hastalık karşısındaki güzel kulluk, Allah’ın rahmet ve mağfiretine vesile olabilir. Dolayısıyla mümin hastalık sırasında “Neden ben?” sorusuna takılıp kalmak yerine, “Bu süreçte Rabbime nasıl daha güzel kul olabilirim?” sorusunu sormalıdır.
Dua: Hastalıkta Kalbin Allah’a Açılması
Hastalık insanın sahip olduğu güç ve imkânların sınırlı olduğunu hatırlatır. Sağlıklı zamanlarda çoğu zaman fark edilmeyen nimetler, hastalık döneminde daha iyi anlaşılır. İşte dua, insanın bu acziyetini Allah’ın sonsuz kudreti karşısında ifade etmesidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), hastalık durumunda okunabilecek duaları bizzat öğretmiştir: “Allah’ım! İnsanların Rabbi! Sıkıntıyı gider, şifa ver. Şifa veren Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki hastalık bırakmasın.” (Buhârî, Merdâ, 20) Bu dua, müminin hem Allah’ın şifa veren olduğuna olan inancını hem de tedavi ve şifa konusundaki teslimiyetini ifade eder. Ancak dua etmek, tedaviyi terk etmek anlamına gelmez. İslam’ın ortaya koyduğu anlayışta dua ile tedbir birbirinin alternatifi değildir. Mümin bilir ki insanın görevi elinden geleni yapmak, kalbini Allah’a bağlamak ve O’nun rahmetinden hiçbir zaman ümidini kesmemektir.