--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Olsun da; ne olursa olsun

Nusret Reşber
Nusret Reşber
0

Çocuk sahibi olamayan bir arkadaşım Fahri B., ailecek tedavi görmekteydi. Özellikle eşinin anne olmak için çırpındığını dinlemiştim.

Yıllar sonra Fahri kardeşim, tüp bebek yöntemiyle bir çocuk beklediklerini haber verdi. Bu sevindiriciydi.

Ancak üzüntü veren bir durum vardı…

Ve bilgime güvenerek de benimle sorunun cevaziyetini istişare etti.

Doğacak olan çocuklarının birçok uzvunun gelişmediğini ve doktorların çocuğu aldırmaları konusunda ısrarcı olduklarını söyledi.

Bir İmam Hatip mezunu olarak bunun dinen sıkıntılı olduğunu kendisi de biliyordu. Lakin bu konuda ikilemde kaldığını, ne yapacağını da şaşırdığını bana aktardı. “Siz ne dersiniz, dini hükmü nedir? Dini hükmünü bir de sizden dinleyeyim” dedi.

Ben de bilgilerimi kaynaklardan tekrar teyid ederek ve öncesini de bildiğimden şunu söyledim.

“Zaten çocuk sahibi olamıyordunuz. Israrla ve haklı olarak çocuk sahibi olmak için her çareye (tedavi dahil) başvurdunuz, doğru mu? Evet, dedi.

Öyleyse her şartta doğacak çocuğa razı olmalısınız. Ve bu, sizin imtihanınız olacak. 

Zaten çocuk istemede (anlattıklarına göre) sınırı zorlamışsınız. Dolayısıyla anne karnına düştükten sonra cenine müdahale cinayet olur. Dinimizin önde gelen tüm âlimleri bunda hemfikir…”

Ve çocuğu aldırmadılar elhamdülillah.

İmtihanı da bu güne kadar, sıkıntılarını ancak kendileri bilir, ama başarıyla yürüttüklerini biliyorum.

Fahri kardeşimin oğlu Muhammed İbrahim, bundan birkaç yıl önce tekerlekli sandalyede okul okuyordu.

Dün tekrar yeni bilgi edinmek için Fahri kardeşimi aradım Muhammed İbrahim, bir deprem bölgesinde Üniversiteye kayıt yaptırmış ve Bilgisayar Yazılım’a geçişi düşünüyorlarmış… 

Fahri kardeşimi, yeğenim Muhammed İbrahim’i ondan sonra doğan kardeşini ve annelerini bu imtihanı buraya kadar sabırla yürüttükleri için tebrik ediyorum.

Allah her iki dünyada yar ve yardımcıları olsun.

Yüce Allah, “Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size (nimetlerimi) artırıveririm…” buyurur.

Bu kardeşlerimiz de bunun bilincindeler. Şükretmişler, sabretmişler ve Allah ikinci ve sağlıklı bir evlat daha vermiş, elhamdülillah.


Çok dinlemiş ve okumuşuzdur.

Allah’ın verdiği çocuğu bir şekilde istemeyen veya beğenmeyen anne-babalarının, onu hastanede aldırmaya giderken döndüklerinde; daha büyük felaketlerle karşılaştıklarını, evdeki diğer çocuklarının da çıkan yangınla ellerinden alındıklarını…

Bu da verdiğimiz ayetin devamı olarak okunmalıdır: “ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz Benim azabım pek şiddetlidir.” (İbrahim 14/7)

Demek ki “Olsun da ne olursa olsun” dememeli ve istememeli!?

“Her şeyin hayırlısı olsun” demeli ve istemeli.

Hayatın da, mal- mülk, eş-çocuk, iş ve hatta ilmin, bilginin de en hayırlısını talep etmeli.

Rabbim, bilemedik ama verdiğini de bir şekilde aldı diyelim. Ona isyan etmemeli. 

Mal elden gider.

İşsiz kalırsın.

Kaza yapar veya hasta olur, yatağa düşersin.

Mevki-makamdan olursun.


Çevren eksilir, olur da olur vs. 

“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” (Âl-i İmrân 3/139) ayetin mefhumu gereği bunların hiç birini sıkıntı yapmayacaksın!

İnancın üstünlüğüne zeval getirmeden sürekli bunda bir hikmet aramalısın. 

Zira bir yakınımız öldüğünde rabbimizin bize öğrettiği şu ayetle rızamızı sergilemek durumundayız:

“Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.” (Bakara 2/156)

Her şeyin hayırlısını istemek bir türlü tevekküldür de.

Neydi tevekkül?:

“Üzerine düşen maddi, manevi tüm görevleri yerine getirdikten sonra Allah’a kalben bağlanıp, O’na sığınmak ve takdirine rıza göstermektir.”

Mal istersin; hayırlı değilse seni azdırır. Sâlebe hikayesinde olduğu gibi (farklı rivayetler olsa da), “ne olursa olsun zengin olayım” demeyeceksin.

Hele ki peygamber (s.a.s.), “Şükrünü edâ edebileceğin az mal, şükrünü edâ edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır...” demişse ısrarcı olmayacaksın.

 “Seni hak peygamber olarak gönderene yemîn ederim ki, eğer zengin olursam, fakir fukarâyı koruyacak, her hak sâhibine hakkını vereceğim! Daha çok ecre nâil olurum!..” demeyeceksin.

O zaman hayırsız bir zengin olur, “Mescid kuşu” unvanın da elinden gider; zekâtı dahi haraç diye reddedersin…

Rabbim, “ne olursa olsun” değil de, her şeyin hayırlısını ihsan eylesin. (Âmîn!)

 

Nusret Reşber Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle