Biz kendimize bakalım; biz ne kadar iyiyiz
Siyasette, eğitimde, ticarette, devletin her kademesinde; sosyal hayatta, ailede ve kendi hayatımızın her alanında bir işi başarmak için önce kendimizden başlamalıyız.
Siyasette en iyilerimizi, güvendiklerimizi seçmek bir görevse onları, yollarını şaşırmadıkları müddetçe orada tutmak, sahip çıkmak da bizim görevimiz.
Devlet işi çocuk oyuncağı değil, azim ve gayret ister, ciddiyet ve sabır gerektirir.
Özellikle yıllarca her tarafı yamalı bohçaya dönmüş, her tarafa yerli yabancı kriptolar yerleştirilmişse bunun ayıklanması, temizlenmesi kolay olmamalı.
24 yıldır zorlukları, badireleri atlaya atlaya bu günlere kadar taşıdığımız ülkemizin meyvelerini daha net bir biçimde yeni görmeye başladık.
Bu süreçte hata ve eksikliklerin, çürük elmaların olması ne kadar istemesek de çıktı, çıkmaya da devam edecektir.
Önemli olan çıkan hata ve eksiklikleri daha az zararla bertaraf etmektir.
Ailemizin fertleri içinde bile beklenmedik kusurlar, yanlışlar çıkabiliyor.
Bakıyorum içeriden dışarıdan, vur abalıya, misali çıkan eksiklikleri bize yakıştıramayanlarımız var.
Karşı tarafın gazına gelerek tümden bir camiayı hedef alan eleştiriler getirilmekte.
Sadece şunu söylemeliyim ki devlet de, devleti oluşturanlar da bizden oluşuyor.
Biz neysek özellikle 24 yıldır iktidar da tuttuğumuz hükümet de odur.
Bizi eleştiren karşı cenahın, içinde boğulduğu çirkef hali ne bize haksızlığı savunma hakkı verir ne de onları temize çıkarır.
Onlar kendilerine baksın biz de kendimize. Ama asla haddi aşmayalım.
Biz; fert olarak, aile, grup, cemaat olarak kendimize dönelim, kendimizi daha nasıl iyileştirebiliriz, ona yönelelim.
Sen, ben, o, onlar, biz iyi olursak toplum da iyi olur.
HERKES YAPABİLDİĞİNE
ODAKLANMALI
Evet, bir noktadan sonra siyaseti siyasetçilere bırakalım.
Devleti erbabı yönetsin.
Ekonomiyi ehli düzeltsin.
Eğitimi bu işin ehli versin.
Kısaca herkes elinden geleni, bildiği alana yönelmeli.
Bu demek değil ki yanlış yapana eyvallah diyeceğiz, sesimizi çıkartmayacağız.
Anne-babamız da evladımız da olsa kırmadan, fayda yerine zarar vermeden yanlışa yanlış diyeceğiz.
Ama güvenip seçmişsek; “bile bile yanlış yapmaz, yanlışında ısrar etmez ve mutlaka düzeltme yoluna gider” diye inanmışsak uyarımızı “kavlen leyyinen- “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.” (Tâ-Hâ 20/44) ayeti gereği hassas bir dille söylemeliyiz.
En son söyleyeceklerimizi dökmeyelim.
Yüce Allah, “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez...” (Mâide 5/105)
Bu, Resûlullah’ın “İnsanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemezlerse Allah’ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır” buyruğunun (Tirmizî, Ebû Dâvûd-Kur’an Yolu) zıddına hareket edelim demek değildir.
Kastımız dilsiz şeytan olmak değildir.
Biz kendimizi düzeltmeden ne aile ne toplum ne de devlet düzelmez diyoruz.
Çok konuşuldu, benzeri çok yorumlarda bulunuldu.
“Devlet görmüyorsa, bir açık varsa veya fırsat elimize geçtiğinde yasal ve helal olmasının ötesinde ahlâki mi, doğru mu yaptığımız?” diye düşünmeliyiz.
ÜLKEMİZİN KAZANIMLARINI
GÖRMEZDEN GELEMEYİZ
Devlet erkanı başta Cumhurbaşkanımız ve liyakatli ekibi dünyanın başını döndürüyor.
İşte “gardaş”ımız dediğimiz ve kendimizden ayrı tutmadıklarımızın savrulmalarını da görüyoruz.
Darbeci dediklerimizle, ABD’nin güdümünden kurtulamayan dindaş ve aynı milletten olduğumuz ülkelerin dünya arenasında bir kıymet ifade etmediği bir ortamda onlarla yol yürümeye mahkûmuz.
Bir tarafta terör belasını bitirmeye çalışan bir tarafta Rusya, ABD ve Çin gibi ülkelerle aramızı bozmadan ayaklarımız üstünde kalmaya çalışan bir Türkiye’nin varlığıyla ancak gurur duyulur.
Komşumuz İran gibi ülkeleri, tüm şark kurnazlığına rağmen idare ediyoruz.
Diğer tarafta başta ABD ve Batı ülkelerin desteğini çekmediği Ortadoğu canisine karşı uluslararası dili kullanarak tüm dünyaya soykırımcı olduğunu ispatladık.
Yine gerek Siyonistler gerekse de onların gazına gelen Yunan gibi paçavra ülkelere karşı da Milli ve yerli İHA, SİHA, TİHA’larımızı ve Milli Muharip uçaklarımızın “bir engele takılmadan” seri üretimine odaklanıyoruz.
VAKIF, DERNEK VE CEMAATLER!
Dün Allah-Peygamber isminin anılmasının yasak olduğu, Kur’an Kurslarının, İHL’lerin kapatıldığı, başörtünün bütün kurumlarda yasak olduğu günleri geri de bıraktığımızı “gardaş’ımız Azerbaycan’a bakıp hatırlayalım.
Hatırlayalım ve daha çok çalışalım.
Bu günleri nimet bilelim, nankörlük yapmayalım.
Daha çok çalışalım, daha çok birbirimizin kıymetini bilelim.
Birbirimizin ayağına basmayalım.
Teknolojinin yaygınlaşmasıyla yoldan çıkan evlatlarımıza, sokaklarımıza devlete işi bırakmadan el atmamız gerektiğini unutmayalım.
Bu günler elimizden alınmadan daha çok hayır hasenat kapılarında nefer olalım
İnanın herkes üzerine düşeni yaparsa, elinden geldiğini en iyi şekilde yerine getirirse aytin ifade ettiği gibi her şey düzelir. Aksi halde hepimiz mesulüz olanlardan ve olacaklardan.







