Kumpaslara gelmemeli, altımızdaki dalı kesmemeliyiz
Bu ülkede neler yaşanmadı ki.
İslam’la bütünleşmiş değerlere kibrit çakılıp bize ait ne varsa yok edilmedi mi?
Medreseler, tekkeler; Batıdan ihraç edilen kanunlara kurban edilip kapatılmadı mı?
Bütün insanlık için dokunulmaz sayılan en kutsal camilerimiz ahırlara çevrilmedi mi?
Buna karşı koyan, ses çıkaran, teslim olmayan Müslümanlar, Âlimler idam sehpalarında asılmadı mı?
Bir sabah herkes cahil bırakılıp, okuma yazma bilmez kılınmadı mı?
Bu deveran böyle sürüp giderken…
Yıllar sonra…
Bir şekilde kafasını kaldırıp uyananı, başkalarını da uyandıranı; “bu kadar zulüm yeter” diyen mücahid münevverleri, din adamlarını yeniden idama mahkûm etmediler mi?
Tüm bunları görüp hak verenleri ve bu fikri iktidara taşımak için gövdesini taşın altına koyarak…
Halka yüzünü çeviren, halkla iç içe olmak isteyen ve bu doğrultuda da halktan teveccüh görüp başa geçen iktidarları, çeşitli darbelerle makamların indirmediler mi.
Çeşitli yasaklarla siyaset bile yapamaz duruma getirmeler yaşanmadı mı bu ülkede?
Partileri kapatılmadı mı?
Malvarlıklarına el konulmadı mı?
“Arka bahçe” yaftalamasıyla dindarlara ait resmi, gayri resmi kurumlar kapatılmadı mı?
Diyanet’e ait Kur’an Kursları…
MEB’ bağlı İmam Hatipler kapatılmadı mı?
Bunları görüp buna sessiz kalamayan…
“İmam Hatipliler üvey evlat mı?” manşetiyle yayın hayatına başlayan…
“İnananların gören gözü, işiten kulağı ve haykıran sesi”…
Dinî ve Milli İradenin Sesi olan akit gibi medyaya da sansür uygulanmadı mı, kapılarına emniyet güçleri yığılmadı mı?
Terör paçavralarınca kalleş-nikofların hedefi yapılmadı mı?
Evet, bunların kat kat fazlası yapıldı bu ülkede.
…
Derken, Rabbimiz’in Kur’an’daki “…sizden olan emir sahipleri…” dediği gibi bizden, bu toprakların inanan halkın kendisinden olan bir babayiğit çıktı, “Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda…” diye haykırdı.
Bu millet de onu kendinden bildi, ona inandı ve onu bağrına bastı, iktidar yaptı.
24 yıla rağmen ne bu babayiğit Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kendine inanan halkını bıraktı ne de halkı onu sahiplenmekten vazgeçti.
Tüm badireleri kendine sahip çıkan milletiyle, özünden çıktığı inançlı kesimin sahiplenmesiyle buralara kadar getirdi.
Kendi ifadesiyle, “Kimilerinin başı döndü, kimileri kibir tuzağına düştü. Kimileri kendi şahsi davasını, milletin ve ümmetin davasının önüne koydu. Kimileri yolunu şaşırdı. Kimileri nefsinin esiri oldu. Kimilerini şeytan aldattı. Kimileri bu kutlu hareketi, bu aziz hareketi, bu tertemiz hareketi kirletmek için özellikle aramıza sızdı, sızdırıldı…”
Ve tüm bunlara rağmen mücadele devam etmektedir.
Şunu kimse ve asla göz ardı etmemeli!
Dünyanın baş belası lanetli Siyonist İsrail, nasıl ülkeleri birbirine kırdırıp küçük lokmalar haline getiriyorsa.
Türkiye’de de bizleri birbirine kırdırmak, küstürmek için çırpınıyordur.
Buradaki kendi maşaları vasıtasıyla özellikle 24 yıldır iktidar partisini içinden bölmek için asla pes etmiyor.
Özellikle “Beraber yürüdük biz bu yollarda…” olan bu davanın mayası, harcı olanları bu saftan küstürerek koparmak istiyorlar.
Kimi zaman hedefi tutturamadılarsa da çoğu zaman başarılı oldular.
Bazen bir vakfı cemaati hedefe koydurup iktidarın bir tepkisiyle küstürdüler.
Kimi zaman bir âlimi veya âlimleri, talebeleri ve sevenlerini, tehlikeli göstererek uzaklaştırdılar. Bazen hutbe veren imamları…
Bazen, kendisine oy verip iktidara taşıyan ırkı, dili, mezhebi farklı olanları kopardılar.
Bu küskünlüklere rağmen her badire aşıldı.
Ancak zayıflatma devam etti.
Küstürmeler, koparmalar bitmedi.
Bizi bir kaşık suda boğmak isteyenlerin hedefe koyduklarını; onları razı etmek, tepkilerinden kurtulmak için belki de kendimizden olanları kırmayı problem etmedik.
Ancak tepkisinden korktuklarımız da bize dost olmadılar…
Geldiğimiz bu aşamada; teröre bizzat destek olanları, iltisaklı olanları bile “iç cephe tahkimi” adına görmezden geldik, sineye çektik.
Ama kendimizden olanları, yağımız, tuzumuz ve özümüz olanları kırmaya birilerinin belki yine oyununa gelerek devam ediyoruz.
Dün bedeller ödeyerek aştığımız 28 Şubatları “kardaş” dediğimiz Azerbaycan oyuna nasıl getiriliyorsa, aynısı uygulanıyorsa…
Ve biz ona nasıl tepki gösteriyorsak. Bir taraftan da aramız bozulmasın hassasiyeti güdüyorsak içimizde de “aynısını sen yapıyorsun” denecek adımlar attırılıyor bize.
Batının ürettiği, çoğalttığı ve İslam Âlemine bela ettiği bu Daeş’le suçlanmaktan ülkemiz insanı bir türlü kurtulamadı.
Evvelki gün, yıllarca bu ülkede dine hizmetten başka çabası ve amacı bilinmeyen “Kul Sadi Yüksel” ve benzerleri bunun son halkası oldu.
Allah’tan İçişleri Bakanı, duyarlı insanların uyarmasıyla harekete geçti…
İnşaallah benzerleri gerçekleşmez.
Evet, çok çok uyanık ve dikkatli olunması gereken günlerdeyiz.
Başkalarının kışkırtmasıyla veya korkusuyla (ki artık o günler geride kaldı) çeşitli kumpaslara gelmemeli, altımızdaki dalı kesmemeliyiz.
Beraber yola çıktıklarımızı, özümüzü (hata ve kusurları olanlar hariç) kendimizden koparmamalıyız.







