Yemen’de unutulan insani dram
Kadim topraklar, bugün ne yazık ki tarihin en ağır insani felaketlerinden birinin pençesinde kıvranıyor.
On yılı aşkın süredir devam eden iç çatışmalar, vekâlet savaşları ve küresel güçlerin kirli hesapları; İslam coğrafyasının bu güzide beldesini adeta devasa bir açık hava hapishanesine ve açlık kampına dönüştürmüş durumda.
Gazze’de Siyonist vahşetin bombaları altında can veren masumların acısı yüreğimizi dağlarken, hemen yanı başımızdaki Yemen’de milyonlarca Müslüman kardeşimiz sessiz sedasız, dünyanın gözleri önünde açlığa ve ölüme terk ediliyor.
Meseleyi sadece duygusal temennilerle değil, bizzat uluslararası kuruluşların soğuk ve sarsıcı raporlarıyla ortaya koyduğumuzda, karşı karşıya olduğumuz felaketin boyutu kan donduruyor.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) 2026 Yemen İnsani İhtiyaçlar ve Müdahale Planı verilerine göre; yaklaşık 35,3 milyon nüfuslu ülkede tam 22,3 milyon insan, yani nüfusun üçte ikisi hayatta kalabilmek için acil insani yardıma muhtaç durumda.
Yardıma muhtaç olan bu kitle içerisinde yaklaşık 11 milyon kadın ve kız çocuğu bulunuyor.
Tablonun en kahredici boyutunu ise her zaman olduğu gibi masum yavrularımız oluşturuyor.
BM raporlarına göre Yemen’de 5 yaş altı 2,2 ila 2,5 milyon çocuk akut yetersiz beslenmeyle mücadele ediyor; üstelik bu çocukların 516 binden fazlası her an ölümle sonuçlanabilecek "ağır akut yetersiz beslenme" (SAM) pençesinde can çekişiyor.
Yaklaşık 1,3 milyon hamile ve emziren anne adayı da açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor.
Sadece gıda değil, bir yudum temiz su bile Yemen’de artık ulaşılması güç bir nimet hâline gelmiş vaziyette.
Yıkılan altyapılar ve kuraklık sebebiyle 14,4 milyon insan temiz suya ve temel hijyen imkanlarına erişemiyor.
2014 yılından bu yana yüzde 80’i kadın ve çocuklardan oluşan 5 milyona yakın insan evini barkını terk etmek zorunda kalırken, sadece son aylarda Taiz, Lahic ve Batı Sahili hattındaki çatışmalar yüzünden 281 binden fazla sivil yeniden yollara düştü.
Peki, altı-üstü yeraltı zenginlikleriyle, stratejik boğazlarıyla ve trilyonlarca dolarlık servetiyle kuşatılmış İslam coğrafyasının tam kalbinde bu trajedi neden yaşanıyor?
İşte asıl sormamız ve yüzleşmemiz gereken yakıcı soru budur!
BM’nin 2026 yılı içinde Yemen’deki insanların ölmemesi için talep ettiği toplam insani yardım bütçesi sadece 2,2 milyar dolar.
Lakin Ekim ayı itibarıyla bu paranın yalnızca yüzde 23’ü toplanabilmiş; 1,7 milyar dolarlık açık yüzünden ülkedeki 3 binden fazla beslenme merkezi kapısına kilit vurmak zorunda kalmıştır.
İşgalci İsrail’e bir çırpıda on milyarlarca dolarlık silah ve mühimmat hibesi çıkaran, Ukrayna’ya yüz milyarlarca dolar akıtan Batılı emperyalistler, mesele Müslüman çocukların bir kap sıcak çorbası olduğunda üç maymunu oynamaktadır.
Ancak suçu sadece Haçlı-Siyonist ittifakına atarak bu ağır vebalden kurtulamayız.
Bugün Yemen’i bu hale getiren asıl zehir, ümmetin içine düşürüldüğü tefrika ve mezhepçilik fitnesidir.
Müslüman ülkeler, kendi aralarındaki siyasi ihtilafları ve vekâlet savaşlarını körükleyerek enerjilerini, gençlerini ve milyarlarca dolarlık servetlerini birbirlerini tüketmek için harcamaktadır.
İslam dünyası kendi içinde bilek güreşi yaparken kazanan kim oluyor?
Elbette silah fabrikaları harıl harıl çalışan ABD ve Avrupa ülkeleri!
Bir yandan bölge ülkelerine milyarlarca dolarlık silah satan, diğer yandan Kızıldeniz ve Babü'l Mendep Boğazı’ndaki kaos ortamını bahane ederek İslam sularına savaş gemilerini konuşlandıran emperyalist odaklar, Müslüman’ın Müslüman’a kırdırılmasından beslenmektedir.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider” (Enfâl, 46) buyurarak bizi asırlar öncesinden uyarmıştır.
Bugün Yemen’de çekilen acılar, Gazze’de yaşanan yalnızlık ve İslam coğrafyasındaki çaresizlik, işte bu ilahi ikaza kulak tıkamamızın acı faturasıdır.
İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere, servet içinde yüzen bölge devletleri artık Batı’nın üflediği fitne ateşine odun taşımaktan vazgeçmelidir.
Yemen’de açlıktan kuruyan her bir bebeğin, ilaçsızlıktan sönen her bir hayatın hesabı mahşer gününde tüm İslam âleminden sorulacaktır.
Çözüm; emperyalist başkentlerin sunduğu sahte barış planlarında değil, ümmetin kendi evlatlarının elini tutmasında, kardeş kanını durdurmasında ve hakiki bir İslam Birliği şuurunda kenetlenmesindedir.
Vakit, tefrika tuzaklarını bozup Yemen’den Gazze’ye kadar tüm mazlum coğrafyalara merhamet ve vahdet eli uzatma vaktidir.
Vesselam.
Allah'a emanet olun...







