Dini cemaatler içine sızan kriptolar…
Merhum Mehmet Şevket Eygi Beyefendi’nin (Allah rahmet eylesin) yıllar önce yazdığı ve 04.08.2014 tarihinde internette güncellenen bir yazısını, ehemmiyetine binaen hafızalarımızda yeniden canlandırmak için bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi ülkemizde bir hayli küçük, büyük cemaatler; bağlıları az ya da çok, mensubu olan tarikatlar vardır. Şeriat’a, sünnet-i Resul’e uygun olan maneviyat ehline ve tarikatlara çok şükür inanırız. Akaidde “Dâr-ı dünyada evliyaların kerametleri haktır.” diye bir ibare de mevcuttur. (Kerâmâtü’l-evliyâi fî dâri’d-dünyâ hakkun.) Elhamdülillah, evliyaullaha ve onların gösterebilecekleri veya göstermiş oldukları kerametlere kalben iman ederiz; çok şükür, iman edenlerdeniz. Tabii herkes hürdür. İsteyen inanır, isteyen de inanmaz. TV ekranlarında arzıendam eden, bir kısım (Ehl-i sünnet itikadına uymayan fetvalar veren) sözde hocalara (!) sıklıkla şahit oluyoruz. Onlar maalesef birçok dinî konuda yanlış fetvalar vererek ehl-i imanın inançlarını ve itikatlarını bozuyorlar. Tabii onlar da dış güçlerce yüklendikleri vazifelerini ifa ediyorlar. (Elbette ki devletimizin ilgili birimleri izliyor ve biliyor. Milletimizin nezih itikadını ve aile yapımızı kökten yıkmaya çalışanların hepsi dış desteklidir.) Vatan, millet, din, devlet, bayrak, ezan düşmanları, âlemi dinamitlemeye çalışanların (kadın-erkek) hepsinin tasmaları dış ağababalarının ellerindedir. Cenab-ı Hak Müslümanları kötü âlimlerin, fitne ehlinin şerlerinden muhafaza eylesin… İsteyen bir tarikata bağlanır, isteyen de bağlanmaz. Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de “Dileyen iman etsin, dileyen de küfür etsin.” buyurmaktadır. Tarikata girmek kişinin kendi iradesiyledir; ister girer, ister girmez. Bizim üzerinde duracağımız husus, cemaatlerin manevi oldukları kadar millî olmalarıdır. Cümlemden yanlış bir mana çıkarmayınız. Mesela bir cemaat veya tarikat düşünün: Ülkemizde faaliyet gösteriyor. Askerimizi, polisimizi, vatan evlatlarını şehit edenlerle nasıl birlik yapabilir? (Herhangi bir cemaat veya kastedilen mutlak bir cemaat yok. Milletimiz onların kimler olduklarını çok iyi bilmektedir.) Biliyoruz ki son zamanlarda, yıllardır ülkemizde İslam şeriatını savunan bazı tarikatların bugünkü mensuplarının, tarikatı bırakın, dine, Kur’an-ı Azimüşşan’a, ezana düşman olanlarla dünya menfaatleri ve maddi çıkarlar için nasıl da kol kola yürüdüklerine üzülerek şahit olmaktayız. Veya bulunduğu, ekmeğini yediği, okuyup yetiştiği, iş, güç, makam, mevki, mal, mülk sahibi olduğu ülkesine bir tarikat mensubu insan nasıl düşman olabilir? Devlet, millet ve memleket aleyhine nasıl yabancılarla iş birliği yapabilir? Nasıl şehit kanlarından rengini alan istiklalimizin sembolü al bayrağımıza düşman olabilir? Nasıl ülkenin kaynaklarını yabancı ülkelere kaçırabilir? Böyle tarikatların gerçek tarikat sayılmaları mümkün müdür? Elbette ki gerçek Müslümanlar, gerçekten bid’ata dayanmayan tasavvuf ehli müminler, kendi milletleri, kendi memleketleri ve kendi orduları aleyhinde hiçbir zaman olmazlar. Ne dinleri ne tarikatları ne de tarikat büyükleri buna müsaade eder. Ancak âlim sıfatıyla, abi sıfatıyla, şeyh sıfatıyla, Seyda sıfatıyla yahut değişik isimlerle kendilerini gizleyerek cemaatler veya tarikatlar içine giren kriptolar, zamanla değirmende güzel buğdayı öğütüp un yapan buğdayların arasına küçük, belli olmayan gizli taşlar atarlar. Bu defa değirmen un yapar ama kalitesi değişir; unların büyük bir kısmı bozuk olur. Günümüzde bir kısım kriptoların, devletimizi yıkmaya kalkışan FETÖ’cülerin ülkemizdeki cemaat ve tarikatlara sızdıkları, devletimizin ilgili birimlerince elbette bilinmektedir. Günü geldiğinde devletimizin bütün gücüyle bunların üzerine gideceği muhakkaktır. Aksi hâlde göz yumulur veya görmezden gelinirse ileride devletimiz için büyük tehlikeler doğurabilirler. Bunun gibi, üzülerek ifade edelim ki bugün ülkemizdeki cemaatlerin büyük bir kısmına kendilerini çok iyi kamufle eden kriptolar çeşitli sıfatlarla girmişlerdir. Şeriata bağlı bazı tarikatların şirazeden çıkıp şeriattan ve Peygamber Efendimizin sünnetlerinden uzaklaşıp bid’atlara sapmalarının sebebi de budur. Elbette ki bin yıldan beri devam ederek gelen devletimizin kurumları bunları çok iyi bilmekte ve izlemektedir. Bu gizli eller, cemaatleri asıl gayelerinden uzaklaştırıp kardeşi kardeşe düşman etmektedir. İsim vermeden söyleyelim: Ülkemizdeki cemaatler neden ikiye, üçe, dörde, beşe bölündüler? Birbirleriyle kıyasıya mücadele ediyorlar. Birbirlerine akıl almaz iftira ve ithamlarda bulunuyorlar! Neden esas çalışma alanlarını terk ederek holdingler kurdular? Maddeci oldular? Neden ülkemizde on binlerce evladımızı şehit eden vatan, bayrak, din ve mukaddesat düşmanlarıyla birlik yapabiliyorlar? Bunun mantıklı bir izahı var mı? Aynı cemaatin mensupları neden birbirlerini amansız bir şekilde kötülüyor, ağza alınmayacak hakaretleri birbirlerine reva görüp sarf ediyorlar? Birbirlerinin kuyularını kazıyorlar. “Sen yasaklısın.” diyerek Müslüman milletimizin yaptırdığı camilere, yurtlara namaz kılmaları için dahi alınmıyorlar. Böyle bir din, böyle bir tarikat olur mu? Camilerde cuma namazının kılınmasının şartlarından birisi de herkese açık olması değil midir? Birilerinin giremediği camilerde cuma namazının kılınmasının hükmü ne olur? Bunlar durup dururken mi oldu? Bu güzel yapıların bozulmasında, şeriattan, sünnet-i Resul’den uzaklaşmalarında içlerine sızan kriptoların payları elbette ki çok büyüktür. Bu kriptoların niyetleri, aynen Haşhaşiler gibi Türk devletini yıkmaktır. Devlet yetkililerimiz geç olmadan hemen tedbirler almalıdır. Tarihteki Haşhaşileri bir düşünelim. O zamanki devlet idarelerine ne tür sıkıntılar olmuşlardı? Geliniz, birlikte Eygi Bey’in yazdığı konuyla alakalı makalesini okuyalım: “Her vatandaşın din konusunda tek kimliği olmalıdır. İki kimlikli olmak ahlakî-etik değildir. Tek kimlikli Yahudi ve Ermeni vatandaşlarıma bir şey demiyorum. Lakin adam aslen Yahudi, bu asıl kimliğini saklıyor, Müslüman postuna bürünüyor ve İslamî hareket içinde dolaplar çeviriyor, casusluk ve ajanlık yapıyor, zarar veriyor, tefrika çıkartıyor, yolsuzluk yapıyor. İşte bunu kabul edemem. Müslümanlar Yahudi cemaati içine sahte Yahudiler, casuslar; Ermeni cemaatinin içine sahte Ermeniler, casuslar soksalar doğru olur mu? Olmaz… Olmaz, olmaz! İslamî hareketin içine sızan kriptolar bu hareketi dejenere edecek, çürütecek, kirletecek birtakım kirli işler yapmışlar, yapmaktadırlar. 1. İslam dininin ve ahlakının izin ve ruhsat vermediği yollarla haram servetler edinmişlerdir. 2. Kur’an, Sünnet, Cemaat, Sevad-ı Âzam, Cadde-i Kübra Müslümanlığına zarar vermişler, İslam Protestanlığı kaos ve anarşisi çıkartmışlardır. 3. Dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, dinde feminizm yaparak İslam’ı tahrif etmeye yeltenmişlerdir. 4. Türkiye’nin bölünmesine yol açacak sinsi işler yapmışlardır. Vatandaş Yahudi ama kendini Müslüman gösteriyor… Asıl inancı ve kimliği Museviliktir… Dıştaki Müslüman kimliği iğretidir, gerçek kimliği Yahudiliktir… Böyle bir şeye olabilir demek mümkün müdür? Yirminci yüzyılın ilk yarısında Kürt Yahudileri vardı. Şimdi bir tek Kürt Yahudisi ortalıkta görünmüyor. Bir kısmı, 1948’den sonra İsrail’e göç etti, hatta içlerinden biri Genelkurmay Başkanı oldu. Bir kısmı kaldı ama gizli ve sinsi bir metamorfoz geçirerek Müslüman oluverdiler. Bunların bazıları zeytinyağı gibi kısa zamanda suyun üzerine çıktı. İnternette arayınız, adamın veya kadının ismini soyadını yazdıktan sonra bir de Yahudi kelimesini ilave ediniz ve karşınıza çıkan bilgileri kayd-ı ihtiyatla okuyunuz. Musevilikte, Yahudi kimliğini ve inancını koruyarak, yalancıktan Müslüman olmak konusunda fetva ve ruhsat vardır ama Müslümanlıkta böyle bir şey yoktur. Sık sık yazıyorum, lakin halka bazı acı gerçekleri anlatmak pek kolay olmuyor. Şiî mezhebine mensup gibi görünen birtakım kriptolar da vardır. Bunlar İran’ın Meşhed bölgesinde yaşayan kriptoların Türkiye’ye hicret etmiş olanlarıdır ve kendilerini Şiî Müslüman olarak göstermektedirler. Kriptoların en tehlikelileri ve sinsileri Pakradunilerdir. Onların üç kimliği vardır. En üstteki iğreti İslam kimliği… Onun altındaki gizli Ermeni kimliği, en altta Yahudi kimliği. Pakradunilerin tarih boyunca yaşadıkları maceralarla, kurdukları devletçiklerle ilgili Türkçe dışında çeşitli dillerde yazılmış kitaplar vardır ama çağımızdaki Pakradunilerle ilgili hemen hemen hiçbir bilgi yoktur. Pakraduniler siyasî İslam’ın içine sızmışlar mıdır? Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ucuz itirazları işitir gibiyim… Efendim, bize Kripto Yahudilerin, Kripto Ermenilerin, Pakrudunilerin isimlerini, adreslerini bildir… Onlara şu cevabı veririm: Cep telefonu numaralarını ve özel hayatlarındaki hobileri de bildireyim mi? Yahu, bu kriptolar meselesi öyle nazik, öyle vahim bir meseledir ki isim verilecek olsa yer yerinden oynar, atom bombası tesiri yapar. İslami kesimde öyle cemaatler, vakıflar, dergiler, hizipler, fırkalar, gruplar var ki milyarlarca dolarlık imkânları bulunuyor. Bunlardan biri veya birkaçı bu kriptolar meselesini ilmî metotlarla incelesin, araştırsın ve neticeyi millete ilan etsin. Bu benim işim değildir. Şu hususu da üzülerek beyan edeyim ki şifahî kültür bataklığına saplanmış Müslüman çoğunluk bugünkü hâliyle bu konuda hiçbir şey yapamaz. Bizde mükemmel kültür İbranicesi, Ermenicesi bilen kaç kripto uzmanı bulunmaktadır? Türkiye’de en kolay şey Müslüman halkı aldatmaktır. İnternette araştırın, Kripto Yahudiler, Kripto Ermeniler, Müslüman postuna bürünmüş Yezidiler, Nesturiler, Kırımçaklar, Tatlar, Kripto Karaylar şunlar bunlar hakkında akıllara dehşet verecek bilgiler bulacaksınız. Müslümanlar bu bilgileri araştırıyor, bir araya getiriyor, okuyor, ibret alıyor mu? Büyük dedelerinin Türkçe mezar kitabelerini okuyamayacak derecede cahil bırakılmış bir toplum kripto miripto meselesini çözemez. Peki, bu işin sonu nereye varacak? Öyle bir yere varacak ki büyük bir gümbürtü olacak, yer yerinden oynayacak.” Merhum Eygi’nin yazdıklarının üzerine ilave edilecek tek bir şey yok. (Allah kendisine rahmet eylesin.) Tek cümleyle: Sayın hükümet yetkililerimiz, ilgili birimler, daha doğrusu T.C. Devleti, hiç zaman geçirmeden Türkiye’deki cemiyet, cemaat ve tarikatları; tarikatlarla bağlantılı holding, hastane, okul, dershane ve market zincirleri ile vakıf ve dernekleri objektif ve adil bir şekilde çok ince bir elekten geçirmelidir. Dinî mukaddes değerleri ve tasavvufu istismar edip Müslümanların yardımlarını maksadı dışında kullanarak üç günlük dünya menfaatlerine alet edenlerden mutlaka hesap sorulmalıdır. Cenab-ı Hak milletimizi, memleketimizi, her türlü görünen, görünmeyen, bilinen veya bilinmeyen, maksatları bizleri köklerimizden uzaklaştırmak olan içi başka, dışı başka düşmanlarımızın şerlerinden korusun. Âmin… Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







