Terörsüz Türkiye’nin yol haritası belli oldu
Terörsüz Türkiye’nin yol haritası belli oldu
MURAT ALAN
TBMM gündemine getirilecek olan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, kamuoyunda yeniden “Terörsüz Türkiye” tartışmalarını alevlendirdi. Kimileri süreci yeni bir çözüm süreci olarak yorumlarken, kimileri ise bir pazarlık sayıyor. Oysa bugün gelinen noktaya bakıldığında, devletin ortaya koyduğu çerçeve, iddialardan farklı bir tabloyu işaret ediyor. Çünkü Terörsüz Türkiye, herhangi bir müzakerenin değil; yıllardır sahada verilen kararlı mücadelenin ve ortaya çıkan milli iradenin doğal sonucudur.
Türkiye’nin son yıllarda güvenlik alanında elde ettiği başarılar, terörle mücadelede dengeleri kökten değiştirdi. Sınır içinde ve dışında yürütülen operasyonlarla örgütün hareket kabiliyeti büyük ölçüde ortadan kaldırılırken, devlet de artık güvenlik ile hukuk arasında yeni bir denge kurabilecek zemine ulaştı. Bu nedenle bugün konuşulan süreç, geçmişteki tartışmalardan farklı olarak, terörü sonlandırmayı ve toplumsal bütünleşmeyi aynı çerçevede ele alan yeni bir devlet politikası niteliği taşımaktadır.
Ağustos 2026 itibarıyla sürecin ana hatları da büyük ölçüde netleşmiş durumda. 2025 yılında örgütün fesih kararı ve sembolik silah bırakma adımlarının ardından TBMM’de kurulan komisyon, çalışmalarını tamamladı ve Şubat 2026’da raporunu ortaya koydu.
Şimdi ise “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Meclis’e sunulma aşamasına geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “menzile varmak üzereyiz” değerlendirmesi ile TBMM Başkanı Kurtulmuş’un “yeni dönemin kapıları açılıyor” mesajı, sürecin artık hazırlık aşamasından uygulama safhasına geçtiğini gösteriyor. AK Parti’nin teklifi imzaya açması da mümkün olduğunca geniş bir siyasi mutabakat arayışının sürdüğünü ortaya koyuyor.
Ancak bu süreci geçmiş dönemlerden ayıran en önemli nokta, hukuki düzenlemelerin silah bırakmanın önüne geçirilmemesidir. Devletin ortaya koyduğu ilke nettir..
Önce silahlar tamamen ve geri dönülmez biçimde bırakılacak, ardından hukuk devreye girecektir.
Silah bırakma süreci resmi olarak teyit edilmeden hiçbir düzenleme yürürlüğe girmeyecektir.
Bu yaklaşım, devletin süreci güvenlik ekseninde yönettiğini ve inisiyatifi tamamen elinde tuttuğunu göstermektedir.
Kamuoyunda en çok tartışılan başlıklardan biri de genel af iddialarıdır.
Muhataplarımızdan edindiğimiz bilgiler, mevcut çerçevenin genel af niteliği taşımadığını ortaya koymaktadır.
Terör saldırılarının talimatını verenler, güvenlik güçlerini şehit edenler ve ağır suçlardan sorumlu olanlar kapsam dışında tutulmaktadır.
Ayrıca herhangi bir kişiye özel statü tanımlanmamakta; yalnızca belirli şartlara bağlı, hukuki sınırları çizilmiş bir düzenleme öngörülmektedir. Bunun temel amacı, hem hukuk devleti ilkesini hem de toplumun adalet beklentisini birlikte koruyabilmektir.
Başvuru mekanizması da aynı anlayışla kurgulanmıştır. Örgütün silah bıraktığının resmen tespit edilmesi ve MGK kararının Resmî Gazete’de yayınlanmasının ardından altı aylık başvuru süreci başlayacaktır. Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı başkanlığında oluşturulacak kurul ile TBMM bünyesinde kurulacak izleme komisyonu süreci denetleyecektir. Böylece yalnızca hukuki değil, kurumsal denetim mekanizmaları da devrede olacaktır. Bu da sürecin keyfî değil, şeffaf ve hesap verebilir bir zeminde ilerlemesini amaçlamaktadır.
Şüphesiz en büyük hassasiyet şehit aileleri ve gaziler konusunda ortaya çıkmaktadır. Toplumun vicdanını yaralayacak herhangi bir adımın sürecin meşruiyetini zedeleyeceği açıktır. Bu nedenle onların onurunu ve fedakârlığını gözeten yaklaşım, yalnızca insani bir sorumluluk değil; aynı zamanda toplumsal desteğin korunmasının da temel şartıdır.
Terörsüz Türkiye, yalnızca güvenlik politikalarının başarısıyla sınırlı bir hedef değildir. Terörün sona ermesi, içeride ekonomik güven ortamını güçlendirecek, yatırımları destekleyecek ve demokrasinin daha sağlıklı işlemesine katkı sağlayacaktır. Bölgesel ölçekte ise daha istikrarlı bir Suriye, daha güvenli bir Irak ve daha öngörülebilir bir Orta Doğu açısından da yeni fırsatlar doğuracaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sıkça dile getirdiği “iç cepheyi güçlendirme” vurgusu da bu noktada anlam kazanmaktadır. Güçlü bir iç cephe, yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil; toplumsal dayanışma ve ortak gelecek bilinciyle inşa edilir. Terörün tamamen sona ermesi, milletimizin birlik ve beraberliğini güçlendirecek, Türkiye Yüzyılı hedeflerine daha sağlam adımlarla ilerlenmesini sağlayacaktır.
Bugün artık tartışılması gereken temel mesele, sürecin bir pazarlık olup olmadığı değil; silahın tamamen ve geri dönülmez biçimde devreden çıkıp çıkmayacağıdır. Çünkü devletin ortaya koyduğu yeni denklemde hukuk, silahın gölgesinde değil; silahın tamamen sustuğu bir zeminde işletilmek istenmektedir.
Eğer bu ilke tavizsiz şekilde korunursa, Terörsüz Türkiye yalnızca terörle mücadelenin yeni bir aşaması değil, Cumhuriyet tarihinin en önemli toplumsal bütünleşme hamlelerinden biri olarak da tarihteki yerini alabilir. Bu yarım asra dayanan beladan kurtulmuş oluruz inşallah. Selametle..