• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Murat Alan
Murat Alan
TÜM YAZILARI

İspanya’ya ödetilen bedel!

02 Ağustos 2026
A


Murat Alan İletişim: [email protected]

İspanya’ya ödetilen bedel!

MURAT ALAN

Sebte’de (Ceuta) yaşananlar, Bir ülkenin göç politikaları üzerinden nasıl vurulabileceğini gözler önüne serdi. Yüz bini aşkın Faslının, sınır tellerini aşıp, denizi yüzerek, engelleri parçalayarak İspanya tarafından yönetilen özerk bir bölgeye akın etmesi; en az 67 canın heba olması… 

Bu manzara, sıradan bir “göç krizi” değil. Bu, bir jeopolitik hesabın, bir misillemenin ve daha da önemlisi, Siyonist rejimin İspanya’ya Gazze soykırımına karşı takındığı tavırdan dolayı ödettiği bedelin sahnesiydi.. 

İtalya ve Finlandiya’nın Madrid’i Schengen’den çıkarma çağrıları yükselirken, Avrupa başkentlerinde panik rüzgârları esiyor. Oysa asıl mesele, İspanya’nın dış politikasına karşı kurulan ABD-İsrail-Fas hattındaki kumpastır. Pedro Sánchez hükümeti, Gazze’deki İsrail katliamını açıkça “soykırım” diye niteledi, silah ambargosu koydu, Filistin devletini tanıdı, Avrupa Birliği’ni İsrail’le ortaklık anlaşmasını gözden geçirmeye çağırdı. Tel Aviv’deki gözü dönmüş caniler bu tutumu unutmadı. Şimdi Fas üzerinden, göç silahıyla İspanya’ya bedel ödetiliyor.

Bu gelenek yeni değildir. Bugünkü kralın babası II. Hasan’ın 1960’lardaki tutumuyla başlamıştır. 1965 yılı, Eylül ayı. Kazablanka’da Arap Birliği’nin gizli zirvesi toplanır. Mısır’dan Cemal Abdülnasır, Ürdün’den Kral Hüseyin ve diğer Arap liderler… Konu: İsrail’e karşı savaş hazırlıkları, ortak komuta ihtimali, orduların gerçek durumu. Zirveyi misafir eden Fas Kralı II. Hasan, misafirlerine güvenmiyordu. Sarayın gölgesinde, Mossad ve Shin Bet ajanlarından oluşan “Kuşlar” birimi, otelin bir katını tutmuştu. Kayıtlar yapılmış, zirve biter bitmez tüm ses kayıtları İsrail istihbaratına teslim edilmişti.

Bu kayıtlar, İsrail için altın değerindeydi. Arap liderler arasındaki derin çatlaklar, Mısır ordusunun yetersizliği, ortak iradenin yokluğu… Hepsi net biçimde ortaya çıkmıştı. Eski İsrail askeri istihbarat başkanı Shlomo Gazit’in yıllar sonra anlattığı gibi, bu belgeler 1967 Altı Gün Savaşı’nda Tel Aviv’e büyük avantaj sağladı. Rafi Eitan gibi isimler de aynı gerçeği teyit etti: “Faslılar bize her şeyi verdiler, hiçbir şeyi esirgemediler.” Arap orduları bozguna uğrarken, İsrail’in zaferinin perde arkasında Kazablanka’daki o işbirliği yatıyordu.



Bu, tek bir olay değildi. 

II. Hasan dönemi boyunca Fas, Siyonist rejimle gizlice el ele yürüdü. Muhaliflerin kaçırılmasından istihbarat paylaşımına, Batı Sahra meselesinde Batılı destek arayışına kadar… Saray, kendi çıkarını “Filistin davası”ndan üstün tuttu. Halkına “İslam kardeşliği” nutukları atarken, arka kapıdan Siyonist rejimle flört etti. Bugün aynı çizgi, oğul Muhammed VI döneminde daha da pervasızlaştı. 2020’de Abraham Anlaşmaları’yla normalleşme, ABD’nin Batı Sahra’yı tanıması karşılığında İsrail’le diplomatik ilişkiler… Fas, “stratejik ortaklık” adı altında Siyonist rejimin Kuzey Afrika’daki ileri karakolu haline geldi.

Şimdi Sebte’ye dönelim. 2021’de benzer bir kriz yaşanmıştı. O zaman İspanya’nın Polisario lideri Brahim Gali’yi tedavi etmesi, Fas’ı kızdırmış; sınır kontrolleri gevşetilince 8-12 bin kişi Ceuta’ya akın etmişti. Bugün rakamlar katlanmıştır.. 50 bini aşkın insan, onlarca ölü. İspanya’nın dış politika tercihleri, Fas’ın göçü silah olarak kullanmasına yol açtı deniyor. Doğru. Ama asıl derinlikte yatan, Fas’ın Siyonizm-ABD eksenine daha sıkı bağlanması ve İspanya’nın Gazze tutumuna karşı yürütülen misillemedir. Batı Sahra’da Rabat’ın elini güçlendiren, Siyonist lobinin ve Washington’un desteğidir. Göç dalgası, hem İspanya’yı cezalandırmak hem de Avrupa’ya, “karşı çıkarsanız İsrail’e, hepinizin başına benzer şeyler gelir” mesajı vermektir. İsrail yetkililerinin Sebte krizini alaya alıp, “Madem göçmenlere bu kadar merhametlisiniz, Gazzelileri de alın” demesi, bu hesabın açık itirafıdır.

Avrupa’nın tepkisi de manidardır. İtalya Başbakanı Meloni, Schengen’in askıya alınmasından bahsediyor. Finlandiya benzer tonda konuşuyor. Oysa Avrupa, yıllardır Fas’a sınır polisi rolü biçti, para aktardı, anlaşmalar yaptı. Oysa şimdi İspanya’yı tehdit ediyorlar. Schengen’den çıkarma tehditleri, hukuken kolay değildir; tek taraflı yapılamaz. Ama panik, Avrupa’nın ikiyüzlülüğünü bir kez daha ifşa ediyor..



Göç, işine geldiğinde “insan hakkı”, işine gelmediğinde “istila”dır. İspanya Gazze’deki soykırıma ses çıkarırken alkışlanmıyor; ses çıkardığı için cezalandırılıyor.

Bizim için asıl ders, ümmet coğrafyasındaki ihanetlerin sürekliliğidir. II. Hasan’ın 1965’teki kaydı, 1967 yenilgisinin kırılma noktalarından biriydi. Bugün aynı zihniyet, Abraham Anlaşmaları’yla, istihbarat işbirlikleriyle, “barış” maskesi altında devam ediyor. Fas halkı mazlumdur, yoksuldur, göç yollarında can vermektedir. Not olarak düşelim, İspanya’nın da Afrika’da hangi mantıkla toprağı bulunur. Bunu da eleştirelim, İspanya’nın Endülüs’te yaptıklarını unutmadığımızı söyleyelim ama niye şimdi sorusuna da soralım!

İspanya’nın Gazze’de soykırıma karşı duruşu, Siyonist rejim ve onun bölgesel ortakları tarafından göç silahıyla cezalandırılmaktadır.

Türkiye’nin duruşu net olmalıdır. Göç krizlerini insanî boyutuyla ele alırken, arkasındaki oyunları görmezden gelemeyiz. Siyonist rejimle işbirliği yapan, Arap davasını satan yönetimlerle “kardeşlik” nutukları atmak, ümmetin onuruna yakışmaz. Tarih, ihanetleri unutmaz. 1965 Kazablanka’sından 2026 Sebte’sine uzanan çizgi, aynı Siyonizmle işbirliğinin farklı tezahürleridir. Gazze’de katledilen çocukların kanı, Sebte’de boğulan gençlerin canıyla birleşiyor. Çünkü aynı zihniyet, aynı hesap, aynı bedel.

Avrupa ayağa kalkmış, Madrid paniklemiş, Fas ise “göç kartını” oynamaya devam ediyor. Oysa asıl ayağa kalkması gereken, bu oyunları fark eden vicdanlardır. Siyonizmle işbirliği, ne dün yeniydi ne de bugün. Ve bu işbirliği, her seferinde ümmetin kanıyla besleniyor. Sebte’deki cesetler, 1967’nin bozguna uğramış ordularının hayaletleriyle birlikte, aynı gerçeği fısıldıyor.. İhanet, bedelini her zaman mazlumlara ödetir. İspanya’nın Gazze’deki soykırıma karşı sesini yükseltmesi, bu bedelin en somut örneğidir. İkisi de aynı zihniyetin ürünüdür. Gözlerimizi kapayamayız. Çünkü tarih, unutanlara aynı tuzağı tekrar kurar.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Dertli

Biz sanchezin yanında değil dostum Trumpin yanındayız..sanchez çok yalnız kaldı israile karşı.. Ona destek veren tek ülke yok..
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23