--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Rapor: Değerli eşimin hastalığı- Saide Nur Hanımefendi- FETÖ

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
19

 

Geçen hafta yazamadım. Değerli eşim önemli bir operasyon geçirdi. Uzun süredir dizlerinden mustaripti. Her türlü tedavi denendi; geçici rahatlama dışında faydası olmadı. Nihayet protez nakline karar verildi. Üç hafta önce yapılan nakil ağır geçti. Evde bir de enfeksiyonu yükselince tekrar hastanede yatmak zorunda kaldı.

Üç haftadır yanında refakatçiydim. Onun acılar içinde kıvranması beni de kıvrandırdı. Çektiği ıstırap yüzüne aksedince dalga dalga üzerime hücum eden hüzünle sarsıldım. Duaya sarıldım. Tek tesellimiz çekilen ıstırapların ahiret boyutuydu. Hastalar Risalesinde anlatılanlar sanki bir bir kulağıma fısıldanıyor, kalbimin derinliklerine inerek beni teselli ediyordu:

“Ey ah u enin eden hasta! Hastalığın suretine bakıp ‘Ah’ eyleme; manasına bakıp ‘Oh’ de. Eğer hastalığın manası güzel bir şey olmasa idi, Halık-ı Rahim en sevdiği ibadına hastalıkları vermezdi. Halbuki hadis-i sahihte vardır ki ‘En ziyade meşakkat ve musibete giriftar olanlar, insanların en iyisi, en kamilleridirler.’ Başta Hazreti Eyyub (Aleyhisselam), enbiyalar, evliyalar sonra ehl-i salahat çektikleri hastalıklara birer ibadet-i halisa, birer hediye-i rahmaniye nazarıyla bakmışlar; sabır içinde şükretmişler. Halık-ı Rahimin rahmetinden gelen bir ameliyat-ı cerrahiye nevinden görmüşler.

Sen ey ah u fizar eden hasta! Bu nurani kafileye iltihak etmek istersen, sabır içinde şükret. Yoksa şekva etsen, onlar seni kafilelerine almayacaklar. Ehl-i gafletin çukuruna düşersin. Karanlıklı bir yolda gideceksin.

Evet, hastalıkların bir kısmı var ki; eğer ölümle neticelense manevi şehit hükmünde şehadet gibi bir velayet derecesine sebebiyet verir. Ezcümle, çocuk doğurmaktan gelen hastalıklar ve karın sancısıyla, gark, hark ve taun ile vefat eden, şehid-i manevi olduğu gibi çok mübarek hastalıklar var ki, velayet derecesini ölümle kazandırır. Hem hastalık, dünya aşkını ve alakasını hafifleştirdiğinden vefat ile dünyadan, ehl-i dünya için gayet elim ve acı olan müfarakatı tahfif eder; bazen de sevdirir.”

“Madem ecel vakti muayyen değil; Cenab-ı Hak, insanı yeis-i mutlak ve gaflet-i mutlaktan kurtarmak için, havf u reca ortasında ve hem dünya ve hem ahireti muhafaza etmek noktasında  tutmak için hikmetiyle eceli gizlemiş. Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa , ebedi hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, ahireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır. Bazı öyle kazancı olur ki; yirmi senede kazanamadığı bir mertebeyi yirmi günde kazanıyor.”

Daha önce eşim ve ben ikimiz, oğlumuz Metin’in başında senelerce refakatçi olarak kalmış, aynı tesellilerle teselli bulmuştuk. Bu sefer zahirde iki kişi; fakat hakikatte yine üç kişiydik. Daha önce yaşadıklarımızı yâd ede ede hüzün ve kederle Metinimizi de anılarıyla odamızda konuk ettik.

Sağ olsunlar ziyaretçilerimiz bizi yalnız bırakmadılar. Şartlar gereği sınırlı sayıda ziyaretçi kabul edebildik. Ziyaretçilerimiz arasında Saide Nur Hanımefendi de vardı. Odaya girer girmez sanki odamız Risale-i Nurla doldu. 

Risalelerin öneminden bahsetti. Risale-i Nurun nasıl Kurani bir yol olduğunu anlattı. Konuyla ilgili Risalelerdeki pasajları bir bir ezbere nakletti. Sikke-i Tasdik-iGaybiye muhtevasını özetleyerek anlatması harikaydı. Belli ki Risalelerle bütünleşmiş, adeta Risale-i Nur onda ikinci bir fıtrat haline gelmişti.

İçimden işte Sungur Abinin hayrul halefi ve gerçek varisi, dedim. Onun kendisini bu denli yetiştirmiş bulunmasına, Nur Hizmeti adına iftihar ettim. Risale-i Nuru bir sene anlayarak okuyanların günümüzün önemli bir alimi olabileceği muştusunun müşahhas örneğini görmekle bahtiyar oldum. Bediüzzaman Hazretleri, hayatım Sungur’la devam edecek dermiş. Yani davası. Sanırım, Sungur Abinin de hayatı kızı Saide Nur ile devam etmektedir.

FETÖ ile ilgili düşüncelerinin yüzde yüz düşüncelerimizle örtüşüyor olması beni ayrıca memnun etti. Özellikle sadeleştirme adı altında yapılmak istenen tahrifatın devlet eliyle önlenerek Risale-i Nur’un otantik yapısına sahip çıkılması karşısında duyduğu sevinç ve sürurun aşkınlığını hissetmemek mümkün değildi.

Hem ben, hem de iyi bir Allah dostu ve bir abide şahsiyet eşim  bu ziyaretten son derece memnun ve mesrur olduk. Kendisini gıyabında hayır dualarla yâd ettik. Allah ömrünü uzun, hayırlı ve bereketli kılsın. İnandığı davasından onu bir lahza ayırmasın. Rabbim sayılarını artırsın; bu vesile ile alem-i İslamın makus talihini değiştirmeye bizleri muvaffak eylesin.

 

Yorumlar

(19)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

ersan

5 Ekim 2024 15:26

deri köpeğine soylw dua etsin

Tuna

5 Ekim 2024 12:47

Saygıdeğer hocam, geçen hafta yazı yazamayışınız bizleri ciddi meraklandırdı. Merakımızı giderdiniz. Eşinize de sağlık, sıhhat ve afiyet diliyoruz.

Fedai

5 Ekim 2024 12:44

Mustafa Sungur, büyük bir dava adamıydı. Evlatlarının da öyle olması sevindirici. Rabbimiz bütün ümmete şuurlu evlatlar nasip etsin.

Filozof

5 Ekim 2024 12:41

Risalei Nur’un otantik yapısının korunması, yani risalelerin basım ve denetim hakkının diyanete devri bu hükümetin yaptığı en hayırlı icraattan biridir. Emeği geçenlere teşekkür borçluyuz.

Mehmet Ay

5 Ekim 2024 12:32

Bu tarikatler yüzünden bir akillanmadiniz gittiniz. Bunu anlayin artik….

MZeki

5 Ekim 2024 11:41

Eşinize ve tüm mümin hastalarımıza rabbimden şifalar diliyor dua ediyorum

ŞEREFLİ TS

5 Ekim 2024 09:59

habu fetonun siyasi ayağı kimler chp lilermi

İzmirli öğretmen

5 Ekim 2024 07:38

Rabbim eşinize acil şifalar versin. Bütün müslümanlara Risale-i Nur okumayı nasip etsin. Asrımıza göre yazdırılmış. Okumayan bilmez

Yusuf

5 Ekim 2024 09:37

Kim tarafından yazdırılmış?

Şirk ehli

5 Ekim 2024 07:24

Latif abi! öncelikle eşiniz saygıdeğer hanımefendiye geçmiş olsun, Allah şifalar versin inşallah. Sayın abim, yaşınız belli bir reddeye gelmiş, şu risale misale işini boşver artık, bu tür insan yazması şeyleri Kur'an'ın önüne getirme. Eğer bir kitap arıyorsan Kur'an insana yeter. Allah göstermesin şirk üzerine haşrolunursun yoksa. Yol yakınken Kur'an'a dön abi. Bak ne diyor yüce yaratıcı kitabında; "Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik." "Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?" "Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?" "Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." "Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var?" "Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu." "Ve derler ki “Rabbimiz biz efendilerimize, büyüklerimize itaat ettik de böylece onlar bizi yoldan saptırdılar.” -Ne ibret verici, yol gosterici ayetler bunlar.

Zavallıya

5 Ekim 2024 10:10

Tefsir okumak şirkse evvela bütün müfessirleri aynı kefeye koymak gerekir. Risalei Nur da bir tefsirdir, günümüzü aydınlatan bir kelam koleksiyonudur. Tek Gaye’si de şirkin önünde la gibi durmaktır.

zavallı

5 Ekim 2024 14:11

Said Nursi için en ciddi arızalardan biri; Risalelerin normal yollardan telif edilen eserler olmayıp, kendisine “rüya” yoluyla ve ya “ilham” ile veyahut ta “ihtar” ile “yazdırıldığını” kendisine gayb’den haberler ve yardım geldiğini iddia etmiş olmasıdır. Said Nursi, “Risaleleri ve şakirtlerini kutsamak”, [1] meşrulaştırıp kabul görmesini sağlamak gayesiyle, Risalelerin tıpkı Kur’an gibi kendisine“indirildiğini” ve “yazdırıldığını” iddia eder. Çok zeki ve cins bir kafa olan Said Nursi, hem kendisinin hem de sanrılarının mecmu olduğu Risalelerin meşruiyetini sağlamak için, uymayınca ekleme veya çıkarma yaptığı, yani kılıfına uydurmak için başvurduğu bir metot olan cifir ve ebcet hesabıyla ayette geçen “nur” ifadesini bakın nasıl yamultuyor ve yazdıklarına Kitap’tan delil üretmek için iftiraya nasıl tevessül ediyor. “Ey insanlar size rabbinizden bir burhan/açık ve kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik” [4/Nisa: 174] “O Kutsi Burhan’ı ilahinin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir Burhan’ı olan Resail-i Nur’a dahi ikinci cümlesi olan“enzelnâ ileyküm Nuran mubînen” adedi, iki tenvin vakıfta iki “Elif” sayılmak cihetiyle 598 tekabül ederek aynen tam tamına Resail-i Nur’a ve Resail-i Nur adedine tevafukla o semavi Burhan’ı Kutsi’nin yerde bir Burhan’ı, Resail-i Nur olduğunu remzen haber veriyor” (Sikke-i tasdik-i gaybi 80, 90) Said Nursi yukarıdaki örnekte, Risalelerin Kur’an’ın haber verdiği kutsal metinler olduğunu ebced hesabı ile güya ispat ettikten sonra, bunu kabul etmeyen ve buna inanmayanları da bir başka Kur’an ayeti kullanarak şu şekilde tehdit ediyor. “İsyan edenler cehennemdedirler. Orada, Onların ağlayışlı bir nefes alışverişleri vardır ki…” [Hud: 106] “Bu ayet dahi Risale-i Nur’un muarızlarına ve düşmanlarına ve onların cereyanlarının mebdeine/başlangıcına ve faaliyet devresine ve muntehasına/son bulmasına cifir ile tevafuk ile işaret eder.” (Sikke-i tasdiki gaybi, 95. Şualar, 557) “Biz her Elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara emredildikleri şeyleri açıklasın. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. O aziz’dir, hikmet sahibidir” [İbrahim: 4] ayeti, “Risale-i Nur’un Türkçe olmasını tahsin eder.” Said Nursi, “Kur’an’ın bu ayeti Risale-i Nur’un Türkçe olmasını güzel görür” diyerek ayeti hem Risalelerin yüceltilmesine hem de “Risalet ve Nübüvvetin her asırda naibleri/vekilleri vardır” ön kabulü ile kendisinin “elçi/peygamber” olmasına dayanak yapmış oluyor. (İktibas Dergisi)

HAKPEREST

5 Ekim 2024 19:00

Şirk ehli müşrik ve erzeli rezil, esfeli sefil zavallı vahhabi hempası ve hempaları, bırak latifi matifi, o sapkınlıklarına Risaleleri perde yapmaya çalışıyor. Mantıksız, manasız, alakasız irtibatlar kuruyorsun. Risale-i Nur'un ehemmiyeti ve kıymeti müellifinin bütün mesaisini, bütün hayatını, bütün varlığını KUR'AN -I MUBİYN Ve KERİYM'E hasr etmesi ve adamasıdır. Bu adama ve hasr etme o kadar LİLLAH, LİECLİLLAH, LİVECHİLLAH olmuştur ki bütünüyle ilhadın-ateizmin, deizmin vs- ehli küfrün -hristiyan, yahudi ve bütün kâfirlerin - en şaşaalı bir devrinde/devirlerinde, İMAN ve KUR'AN'A saldırıları karşısında, ALLAH'U HAK SÜBHANALLAHİ TEALA'NIN izni ve inayetiyle, KUR'AN'I , HAKKI ve HAKİKATİ müdafaa ve muhafazasıdır. ELHAMDÜLİLLAH, o müdafaa ve muhafazasına ALLAH'IN izniyle halen devam etmektedir. Bediüzzaman, Risalelere kıymeti, Risale-i Nur diye değil, KUR'AN ve İMAN hizmetleri namına, hesabına veriyor. Bundan başka mana arayanlar, ya ebleh oğlu ebleh bir ebu cehili lain, ya da ALLAH'U TEALA, KUR'AN, İMAN, HAK ve HAKİKAT düşmanı bir ekferi kâfiri haindir.

Emiroğlu

5 Ekim 2024 07:12

Fetönün hain olduğunu yıllar sonra ancak anlayabildin. Şimdi zaman zaman geçmişi yazıyorsun. İbadet kesiminde olup beraatla neticelenen fakat mağduriyetleri hâlâ devam eden yani iadeleri sağlanmayanlarla ilgili düşüncelerin nedir, bu fetö konusunda adalet sağlanmış mıdır. Fethullahı ve hâlâ ona iyi niyetle bakanları lânetliyoruz.

Zavallı gören'e

5 Ekim 2024 12:06

Risale'yi nur tefsir mı?Hele bir Kastomonu Layıkasını okuyup Furkan la,sünnetleri ve sahih hadislerle beraber hemhal olun,aradaki uçurumu görünüz.Yinede hüsnü zan ile Saidi Nursiyi seviyorum.

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle