• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Büyük İslam Birliğine doğru

15 Ağustos 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Büyük İslam Birliğine doğru

LATİF ERDOĞAN 

Hedefe en hızlı varanlar, yavaş yavaş acele etmesini başaranlardır. Her uzun soluklu yürüyüş küçük adımlarla başlar. Türkiye- Pakistan ve Suudi Arabistan, 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’de Ortak Savunma Anlaşmasını imzaladılar. Böylece kısa bir zaman sonra tekevvününü beklediğimiz Büyük İslam Birliği’nin ilk adımını atmış oldular.

Bu vesile ile Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed b. Selman’ı can ü gönülden kutluyor; bürokratik alt yapıda emeği geçen herkese Ümmet-i Muhammedin bir ferdi olarak teşekkürlerimi arz ediyorum.

Elbette İttihad-ı İslam arzusu yeni bir konu değil. Dünden bugüne değerlendirildiğinde, içinde ümmet bilinci kıvılcımı taşıyan her yüce istidat yüreğinde böyle bir sevda mayalamış ve bu sevda uğruna her türlü engelleri göğüsleyerek ümmeti o yönde uyandırmaya çalışmıştır.

Ben bu yazımda çok sayıdaki o sevdalılardan sadece ikisinin ifadelerine yer vermek durumundayım. O sevdalılardan ilki Bediüzzaman Hazretleridir. 1955 yılında Türkiye- Irak- Pakistan-İran arasında kurulan Bağdat Paktını coşkun bir sevinçle karşılamış, bu sevincin verdiği feveranla, siyasetle arasına koyduğu rezervi kaldırarak dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a ve Başbakanı Adnan Menderes’e şu mektubu yazmıştır:


“Reisicumhur’a ve Başvekil’e,


Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir bîçare garib ihtiyar der ki: Size iki hakikatı beyan ediyorum:

Evvelâ: Sizlerin Pakistan ve Irak’la gayet muvaffakıyetkârane ittifakını, bu millete kemal-i samimiyetle, sürur ve ferah ile kazanmanızı bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Bu ittifakınızı, inşâallah dörtyüz milyon İslâm’ın sulh-u umumiyesine ve selâmet-i ammenin teminine kat’î bir mukaddeme olarak ruhumda hissettim. Ve namaz tesbihatındaki kuvvetli bir ihtar ile bunu size yazmaya mecbur kaldım.”

Bu sevdalılardan diğeri ise bilge şairimiz Sezai Karakoç’tur. O da 1991 yılında, 1. Körfez krizi münasebetiyle Diriliş dergisi Ocak sayısında kaleme aldığı yazısında şu uyarıcı ifadelere yer vermiştir:

“İslâm ülkelerinin başında bulunanlara çağrı:


Size sesleniyorum. İslâm ülkelerinin başında bulunan cumhurbaşkanları, başkanlar, krallar, size sesleniyorum.


Türkiye’nin, Mısır’ın, İran’ın, Suriye’nin, Ürdün’ün, Pakistan’ın, Tunus’un, Cezayir’in, Fas’ın ve diğer İslâm ülkelerinin başında bulunanlar size sesleniyorum.

Bulunduğunuz yere nasıl geçmiş olursanız olun, ister kaderin sevkiyle veya cilvesiyle, ister babadan, dededen size geçen veraset hakkıyla, ister alnınızın teriyle, ister hak ve hukukla, ister kuvvet zoruyla halkınızın yönetimini ele geçirmiş bulunun, size sesleniyorum ve diyorum ki, tarihin en kritik göreviyle, en ağır sorumluluğu ve ödeviyle karşı karşıyasınız. Bu görevi çoktan yerine getirmeniz lâzımdı şimdiye kadar. Şimdi, hülûl etmiş vâdenin son deminin son demidir.

Bu görev nedir?

Bu görev, derhal bir araya gelip bir savunma anlaşması yapmanız ve bunu harfi harfine uygulamanızdır. Yani herhangi bir İslâm ülkesine saldırı olursa, ona hep birden karşı koyma hususunda anlaşmak durumuyla karşı karşıyasınız.


“Bulunduunuz mevkilerde ebedî kalacaınızı mı sanıyorsunuz?

Dost acı söyler. Biliniz ki, tarihin bu en korkunç anında gerekeni yerine getirmezseniz, fırtınaların en şiddetlisiyle bulunduğunuz zirvelerden yokluğun uçurumuna savrulup gideceksiniz.

Kulağınızı, bastığınız toprağa yapıştırınız. Yerin altındaki ölüler, sizden bu masum milleti ve yurdu korumanız için milyonlarca ağızdan sesleniyorlar.

Dağlardan, tepelerden, gönüllerden yükselen sesi işitiniz. Gece ve gündüz demeyiniz, gece yarısı da olsa toplanıp anlaşınız.


Birinci Dünya Savaşı›nda, dinleri, milletleri, yurtları, dinimiz, milletimiz, yurdumuz (ki bunlar birbirine perçinlenmiş kutlu değerlerimizdir, birbirlerinden ayrılmazlar) uğruna canlarını veren, kanlarını kara toprağın içtiği, çöllerde ve gurbetlerde kalmış şehitleri hatırlayınız. Dökülen kanları ve gözyaşlarını hatırlayınız. Annelerin döktüğü gözyaşlarını hatırlayınız.

Birliğin bozulmasının üzerinden yüzyıla yakın bir zaman geçti. Ülkelerimizin kârı ne oldu? Bir parça geriye dönüp baksanız, bir savunma birliği kurmayı bir hayat memat meselesi olarak görürsünüz.

Gözünüze Batılıların çektiği perdeyi yırtıp atmak için bir kerecik olsun kendinizi aşınız ey başkanlar, cumhurbaşkanları, krallar!

Şeyhlerin, emirlerin artık gözüken akıbetinden ibret alınız. Çağ, sizi hesaba çekmeden siz çağın hesabını yapınız.

Size, bir milyar Müslüman’ın gönlüne tercüman olduğuma yürekten inanarak sesleniyorum. Vaktin kalmadığını, mukadder anın yaklaştığını haber veriyorum.»

Sizi uyarıyorum, şahıslarınızla ve şahıslarınız dışında tüm İslâm dünyasını, büyük İslâm milletini uyarıyorum. Büyük uyanış ve diriliş sûrunu üflüyorum.

Bu kulakları patlatacak sesi  işitmeyeceklere ne yazık!

Son anda da olsa uyanıp dirilecek olanlara muştular olsun.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23