• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Yeniden nasıl Devlet-i Aliye oluruz?

05 Eylül 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Yeniden nasıl Devlet-i Aliye oluruz?

LATİF ERDOĞAN 

Devlet, mensubu bulunduğu medeniyetten doğar. Böyle bir medeniyet yoksa devlet de olmaz. Devlet mensubu bulunduğu medeniyetle irtibatını sürdürdüğü müddetçe devlet  olarak varlığını korur; irtibat zedelenince veya kesilince o da devlet olma liyakatini kaybeder.

Devlet- medeniyet oluşumunda öncelik medeniyetindir. Önce medeniyet sonra da devlet olunur. Nitekim Peygamber Efendimiz önce medeniyet sonrasına devlet inşa etmiştir.

 Hz. Süleyman’ın muhteşem devleti Hz. Davut’un kurduğu medeniyetten doğmuştur. Zülkarneyn’in göz kamaştıran devleti varlığını Hz. İbrahim’in inşa ettiği medeniyete borçludur.

Hz. Yusuf, babası Hz. Yakup kanalıyla kendisine ulaşan bu medeniyeti temel edinerek Mısır’da büyük bir rönesans gerçekleştirmiş, ardından da bu İbrahimi medeniyeti devlete hakim kılmıştır. Hz. Yakup’un Mısır’a davet edilmesi, bir devlet davetidir, devletin medeniyetle buluşma talebidir.

 Hz. Adem, yeryüzüne inerken aslında yanında bir medeniyet indirmiştir. Sonra çocukları bu medeniyetten doğan nice devletlere sahip olmuşlardır.


Medeniyet; bilgi, teknoloji, ekonomi, siyaset, spor, sanat ve estetik gibi sosyolojik olguların, ilim, ahlak, adalet ve din gibi fıtri ve ilahi disiplinlerde şekillenerek fert, aile ve cemiyet hayatına bir bütün olarak yorumlanması vakasıdır.

 Devlet, medeniyetin ete kemiğe bürünerek kurumsallaşmasıdır. Bir bakıma medeniyete devletin soy ağacı dememiz de mümkündür. Devleti medeniyet doğurur, besler, büyütür; medeniyeti de devlet korur, himaye eder.


Devlet, adaleti ikame için vardır. Onun asli görevi her hak sahibine hakkını vermek, hakkı korumak, haksızlığı önlemektir. Bunları hakkıyla yapan devlet görevini yapıyor sayılır; bu asli konularda eksiklik varsa, görevini yerine getirmekte eksiklik var demektir.

Devlet, vatandaşını iç ve dış tehditlere karşı korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğü yerine getirebilmek adına devlet her türlü meşru yolu kullanır. Bu durum da onu iç ve dış siyasete yönlendirir. Siyaset sadece bir sanat değil, kazanmanın sanatıdır. Bu açıdan da devlet etiği ile bireysel etik yükümlülükleri bağlamında bir birinden farklı yorumlanmak durumundadır.


Devlet refleksi kendi iç mantığı doğrultusunda tepkiler verir. Devletin bekası, devlet düşüncesinin ve devlet mantığının mahrem odasını teşkil eder. Devlet, güvensizliği öne çıkaran bir denetimle güveni temin eder. Devletler arası ilişki çıkar üzerine kurulur. Bireysel etik açısından negatif olan bu yaklaşımlar devlet etiği açısından pozitif sayılır ve sayılmalıdır.

Devlet, toplum hayatının her alanını gözetim altında bulundurmalı, gerekli olunca da denetim altında tutmalıdır. Bu bağlamda, toplumun dini, ahlaki ve kültürel yapısını bozucu her davranış ve hareket, mutlaka denetlenmelidir. Demokrasi ve bireysel özgürlük gibi sözde mazeretlerle toplumsal dokuyu bozmaya kimsenin hakkı yoktur.

Devletin ruhu anayasasıdır. Devlet ait olduğu medeniyetten doğduğu gibi onun ruhu hükmünde olan anayasası da yine aynı medeniyetten doğmalıdır.  


Devlet milleti, anayasa ise devleti yönetir. Siz nasıl olursanız yöneticileriniz de öyle olur, hükmü bu bağlamda da geçerlidir.

Devlet-i aliye/Büyük devlet, aynı anayasa etrafında toplanmış ve aynı medeniyetten doğmuş devletler birliği demektir.

İslam ülkeleri bu tarif ve çerçeve içinde, Mekke anlaşması örneğinde de olduğu gibi, Büyük devlet olma hamlelerini bir bir gerçekleştirerek bu Kızılelma ve yüce hedefe adım adım ilerliyor.


Ortak anayasa hususunda Mecelle gibi çok önemli bir tecrübeye sahibiz. Mecelle, uzman bir kadro tarafından yeniden revize edilmeli ve İslam ülkelerinin ortak anayasası haline getirilmelidir.

Ortak bir anayasaya sahip olmadıkça, devlet-i aliye olunmayacağı asla unutulmamalıdır. Aynı medeniyetten doğduğumuza göre aynı anayasada buluşmamız hiç de zor olmayacaktır. Yeter ki mevcut devlet aklı buna evet desin.

Ek bilgi: Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye, Osmanlı Devleti’nin son döneminde 1868-1876 yılları arasında Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir heyet tarafından İslâm fıkhı esas alınarak hazırlanan medeni kanundur.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23