• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Bazı temel düşünceler

29 Ağustos 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Bazı temel düşünceler
LATİF ERDOĞAN 

Tefekkürün mahrem odasında, sessiz fakat hummalı bir çalışmanın verdiği yorgunluktan sonra ve ilhamı coşturacak fikirlerin sökün edip kapımıza üşüştüğü anda; muhayyilemiz aklın önüne geçmez ve mantığımız hayalin kanat çırpışlarını engellemezse; fikir denen ebedi kıvılcım tutuşmuş demektir. Böyle fikirler ise bütün insanlık için eskimeyen servettir.

Düşünce adamı, bazı temel özgün düşüncelere sahip kişidir. Bu temel özgün düşünceler onun metodolojisini oluşturur. Düşünce adamı, oluşturduğu bu usul ve metodoloji ile kendi düşünce alanına ait sınırları belirler.

 Bu sınırlar düşünce adamını dağınıklıktan korur, düşüncede birliğe ulaştırır. Aksi halde, sınırlardaki belirsizlik sebebiyle düşünceler dağılır gider ve bir disiplin oluşturamazlar.

Düşünce adamı, olayları değerlendirmede, yorumlamada kendi metodolojisini kullanır. Olaylar değişse de yorumlamada kullanılan metot sabit olduğu için yorumların keyfiyetinde bir değişiklik olmaz. Onun metodolojisini bilenler, onun hangi olayı nasıl yorumlayacağını önceden tahmin edebilirler.

Mesela: Kader yörüngeli bakış açısı, yani olayları değerlendirirken meselenin kader planını daima göz önünde bulundurmak özgün bir temel disiplindir. Meselenin kader planını hiç düşünmeden yapılan yorum ve değerlendirmeler, temel etkeni devre dışı bırakan yorum ve değerlendirmelerdir.

Bu sabit disipline sahip düşünce adamı, her olayı hem zahirde görünen hem de ancak kader aynasında görünen kısmıyla bir bütün olarak ele alır ve öyle değerlendirir. Mülk ve melekuta aynı anda bakar. İki yandan hiç birini ihmal etmez. Düşüncelerini bölünmüşlükten korur, kurtarır.



Mesela: İktiran, yani sebeple sonucun birbirine çok yakın fakat birbirinden bağımsız iki ayrı olgu olduğu, sebebin veya sonucun birbirine karşılıklı ve zorunlu bir varlık gerekçesi olmadığı fikri özgün bir temel düşüncedir.

Bu temel düşünceye sahip kişi, olayları yorumlarken sebep ve sonuçlara determinist bir bakış açısıyla yaklaşmaz. Sebepleri ve sonuçları ayrı ayrı değerlendirir; aradaki yakınlığın hikmet perdesini aralar. Sebeplere tesiri hakiki vermek gibi bir yanlışa düşmez.

Mesela: Manay-ı harfi özgün temel bir düşüncedir. Harf Arapçada, kendi başına müstakil bir manası olmayan ve cümleye girdiğinde bir mana kazanan kelimelere denir. 

Bütün eşya ve hadiselere bu bakış açısıyla bakmak, var oluş denilen hiçten, yoktan varlığa erişin onları var edenle irtibatını önceler. Eşya ve hadislere müstakil mana yüklemek ise var oluş - var ediş arasındaki irtibatı koparır; irtibatla elde edilen bütün mana ve değerleri kaybettirir. Bir atom manayı harfi bakışıyla bütün bir kainat kadar değer kazanırken, aksi bakışla bütün kainat bir atom kadar bile bir değer ifade etmez olur.


Manay-ı harfi bakışı insanı şirkten kurtarır. Tevhidi bakışı, her olaya, her olguya hakim kılar. İnsanı elde ettiği başarılar sebebiyle küstahlaşmaktan, benliğe yenik düşmekten muhafaza eder. İnsana haddini bildirir. Başkalarına haddinden fazla mana yükleme zaafına düşülmesini de engeller. 


Mesela: “Heme ost değil heme ez ostur/  Hepsi O değil hepsi O’ndandır” düşüncesi özgün temel bir disiplindir.

Bu disipline sahip olan kişi, vahdet-i vücut etrafında dönüp duran tartışmalarda ifrat ve tefritten kurtulur. İstikametli bir düşünceye sahip olur.

Vahdet-i vücut, seyru sülukta uğranılan mertebelerden biridir. Hakiki manada bu mertebeye ulaşan kişi kendi varlığını bütün bütün terk eder, kendi varlığını terk ettiği gibi Allah’tan gayrı hiçbir varlığın varlığını hissetmez. Kesrette teklik yaşar. La mevcuda illa Hu, der.

 Cenab-ı Hak’tan bu mevzuda gelen bütün varitleri böyle değerlendirir. Esma, sıfat ve zat tecellilerini vahdete irca eder. Bir süre sonra, Rububiyet dairesiyle ubudiyet dairesini birbirinden ayıran kalın çizgiyi nazara alamaz hale gelir. Çeşitli iltibaslara maruz kalır. O ve ben ayırımını kaldırayım derken, kendini O kabul etme gibi çok kötü bir vartaya düşer. Sonunda bütün varlığı da aynı vartaya dahil eder. Vahdet-i mevcut denilen panteizm girdabına sürüklenir.

 İşte yukarıdaki disiplin burada ona yol gösterici olur: Hepsi O değil hepsi O’ndandır, der. Yanlış gidişatı durdurur. Uluhiyet sınırı ile ubudiyet sınırını gösterir. İstikamete davet eder. 


Bilindiği gibi bu misallerden sonuncusu İmam Rabbani Hazretlerine, diğerleri ise Bediüzzaman Hazretlerine aittir. Esasen Hakikat Çekirdekleri risalesi baştan sona bu bağlamda değerlendirilebilir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23