Al birini vur ötekine
Al birini vur ötekine
LATİF ERDOĞAN
Kendisinin bana anlattıkları doğruysa, on dört- on beş yaşlarında Süleymancı olmayı düşlemiş ve elindeki bavuluyla dönüşü olmayan bir yolculuk için tren garına gelmişti. Yanında kimliğini bilmediğimiz aynı yaşlarda bir de arkadaşı vardı. Zaten bu yolculuğu ikisi birlikte tasarlamıştı.
Fakat, Alvar İmamının haberi olmuş, derhal birini göndererek onları bu yolculuktan vaz geçirerek huzuruna celp ettirmişti. “Eğer gitseydin, vallahi de billahi de paramparça olacaktın” diyerek onu uyarmış o da gitmekten bu uyarı üzerine sözde tamamen vaz geçmişti.
Belki de Alvar İmamı muhatabındaki ihanet potansiyelini daha o zaman keşfetmiş, ileride onun böyle bir potansiyeli bir dini cemaati kullanarak kuvveden fiile çıkarma ihtimalini engellemek istemişti.
FETÖ elebaşı zahirde ilgisiz ve irtibatsız gibi görünse de işin aslında, Süleymancılıkla olan gönül bağını hep sürdürmüştür. Ne ki yaşadığı dönemde hoca kimliği ile o cemaatte alan bulması mümkün olmadığı için geri planda durmuştur. Mustafa Çırpanlı (Çırpanlı Hoca) vardır, Mehmet Arıkan vardır, Hüseyin Kaplan vardır, Harun Reşit Tüylüoğlu vardır, Kemal Kaçar vardır…
İsmini anmışken, bendeki kayıtlarda Harun Reşit Tüylüoğlu’yla ilgili şöyle bir anekdot da var:
1971 Muhtırasında FETÖ elebaşı tutuklanır. Harun Reşit Tüylüoğlu da tutuklanmıştır. Aralarında başka hocalar da vardır. O gece nezarethanede gecenin geç vaktine kadar sohbet ederler. Sabah namazına uyanamazlar. Kazaya kalmış namazı kıldırsın diye FETÖ elebaşını imamete geçirirler. Namaza dururlar; fakat FETÖ elebaşı kıraati gizli mi açık mı okuyacağını bilemez. İkisinin ortasında bir yol tutturarak namazı kıldırır. Selam verince Harun hoca bir kahkaha atar. Ulan köftehor, nereye çeksen oraya gidecek bir namaz kıldırdın, der.
Edirne’ye askerlik sonrası dönüşünde vazifesi Kur’an Kursu öğreticiliğidir. O dönemde resmen Diyanete bağlı olsalar da Kur’an Kurslarının kahir ekseriyeti Süleymancılar tarafından yönetilmektedir. Edirne’deki Kur’an Kursu için de durum farklı değildir.
FETÖ elebaşı o dönemde Amerikan derneğinin müdavimlerindendir. Orada örgütlenmenin teorilerini öğrendiği kesindir. Fakat o pratiğini bu Kur’an Kursunda yapmıştır. Yani Süleymancılarla FETÖ elebaşı arasında bir usta çırak ilişkisi vardır. Fakat usta sanıldığı gibi FETÖ elebaşı değil Süleymancılardır.
Nitekim daha sonra yapılan yurt- pansiyon çalışmaları tamamen Süleymancılardan adapte edilerek alınmıştır.
FETÖ elebaşı, o dönemde alan bulabilseydi hiç şüphesiz Nur talebeleri yerine Süleymancılara dahil olur ve yapacağı ihanetleri onları kullanarak yapardı. Fakat yukarıda isimlerini verdiğim şahsiyetlerin varlığı onu gölgede bırakacağı kesindi. Halbuki Nur talebelerinin arasında onu gölgede bırakacak bir hoca kadro yoktu. O da bu yokluğu kullandı. Kısa zamanda sivrilerek kendisini sözüne itibar edilir hale getirmeyi bildi. Biraz palazlanınca onlardan da ayrılarak kendi örgütünü kurdu.
FETÖ elebaşı, daha sonra Kestanepazarı’nda kullandığı bütün kadro yetiştirme taktiğini ilk Edirne’deki söz konusu kursta denedi. Fakat bu taktiği ondan daha iyi bilen ve kullanan Süleymancılara kül yutturamadı. O da ister istemez hevesi kursağında İzmir dönemini bekledi.
12 Eylül sonrası, Süleymancılara ait yurt ve pansiyonlara devlet tarafından el konulması ihtimaline karşı, kraldan fazla kralcı bir gayretkeşlikle Diyanetle arası bozuk olan Süleymancıları barıştırmaya çalıştı. Tayyar Altıkulaç’la Kemal Kaçar ve Mehmet Arıkan gibi isimlerin arasında mekik dokudu. Fakat onun bu lüzumsuz gayretkeşliği her iki taraftan da istiskale uğradı. Dediklerine kimsenin kulak asmadığını görünce o da teşebbüslerini sonlandırdı.
FETÖ elebaşının bu gayretlerinin anlamını her iki taraf da çok iyi okudu. Gülen, Diyanet ile Süleymancıları barıştırmaktan öte bir maksadın peşindeydi. O maksat da açıktı. Geçmişte denemeye cesaret edemediği bir alana böylesi bir kurtarıcı edasıyla girmek daha net ifadeyle Süleymancı denen kitleyi ele geçirmek istiyordu.
Kemal Kaçar’a düzenlenecek bir operasyonu önceden haber alıp, Kaçar’a bildirmesi de aynı gayeye matuftu. Yakınlaşacağını ummuştu; fakat kuru bir teşekkürden başka mukabele görmedi.
Fakat o bu sevdasından asla vaz geçmedi. Doğrudan ele geçiremediği bu potansiyel gücü, kendi adamlarını yerleştirerek yönetme peşine düştü. Nitekim o bu yöntemi diğer bütün dini cemaatler için de kullandı. Hâlâ da bu yöntemle çalışma varlığını sürdürmekte, yurt içinde ve yurt dışında dini cemaatler ele geçirilmeye çalışılmaktadır.
Alihan Kuriş’in, FETÖ ile doğrudan organik bir bağlantısının olup olmadığını elimde net bir bilgi olmadığı için bilemem; fakat söz konusu örgütün görünen mevcut haliyle FETÖ ile aynı üst aklın projesi olduğu açıktır. Yani FETÖ’ye kimler destek olmuş, kimler ön açmışsa Kuriş örgütüne de destek olan, ön açanlar onlardır.
FETÖ gibi hatta ondan çok daha tehlikeli, çok daha profesyonel bir karanlık yapıyla karşı karşıyayız. Ne ki devletimiz bu yapıyı yok edecek kadar güçlü; milletimiz neyin ne olduğunu görecek kadar ferasetlidir. Saf ve duru bir niyetle cemaate aidiyeti olanları tenzih ve tebrie ile…