--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Karanlık dehlizde iz sürmek

Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
22

Karanlık dehlizde iz sürmek

LATİF ERDOĞAN

Bir vakıa-yı hayaliye: “Kendimi bir sahray-ı azimede görüyorum. Bütün zeminin yüzünü karanlıklı, sıkıcı ve boğucu bir bulut tabakası kaplamış. Ne nesim var, ne ziya, ne ab-ı hayat…  hiçbirisi bulunmuyor.

Her tarafın canavarlar, muzır ve muhavviş mahluklarla dolu olduğunu tevehhüm ettim. Kalbime geldi ki: Şu zeminin öteki tarafında ziya, nesim, ab-ı hayat var. Oraya geçmek lazım. Baktım ki, ihtiyarsız sevk olunuyorum. Zeminin içinde tünelvari bir mağaraya sokuldum. Gitgide zeminin içinde seyahat ettim.

Bakıyorum ki benden evvel o tahte’el arz (yer altı)  yolda çok kimseler gitmişler. Her tarafta boğulup kalmışlar. Onların ayak izlerini görüyordum. Bazılarının bir zaman seslerini işitiyordum. Sonra sesleri kesiliyordu.”

 Bediüzzaman Hazretleri, vaka-yı hayaliye anlatımını burada keserek bizi meraktan kurtarır, gördüklerini şöyle yorumlar: “O zemin, tabiattır, felse-i tabiiyedir. Tünel ise ehl-i felsefenin efkarı ile hakikate yol açmak için açtıkları meslektir. Gördüğüm ayak izleri Eflatun ve Aristo gibi meşahirlerindir. İşittiğim sesler, İbn-i Sina ve Farabi gibi dâhilerindir. Evet, İbn-i Sina’nın bazı sözlerini, kanunlarını bazı yerlerde görüyordum. Sonra bütün bütün kesiliyordu. Daha ileri gidememiş, demek ki boğulmuş…”  

Mevlana, akıl yoluyla hakikate ulaşmak isteyişi, hacca gitmek için bineğini tımara alan; hac mevsimi geçtiği halde hâlâ bineğinin tımarıyla uğraşan kişiye benzetir. Hac unutulmuş, bineğin tımarı maksat haline gelmiştir. İşte bu büyük yanılgıda, büyük aldanışta işin püf noktası da burasıdır.

Kur’an, bu yanılgılı durumu ve akıbetini bize şöyle resmeder: “De ki: Size yaptıkları işler bakımından en ziyana uğrayanları bildirelim mi?  Bunlar, iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. “(Kehf, 103- 104)

Karanlık bir dehlizde gözü kapalı yürümek tanımak için neyse, sadece akıl yoluyla hakikati bulmak da odur.

Onun içindir ki, İmam Gazali onlara sıradan bir mümin mevkiini çok görür. Bataklıktan çıkmak istedikçe daha da batan merkebin durumuyla onların halini bir tutar.

Felsefe bize, bir çuval çürük ceviz içinde bir sağlam cevizi bulmak için çabalamayı önerir; halbuki onu buluncaya kadar farkında olmaz biz çürür gideriz. Bu acı finali idrak ettiğimizde iş çoktan geçip gitmiştir.

Niyazi Mısri’nin dizeleri bu durumu ne güzel hatırlatır: “Bir ticaret yapamadım nakd-i ömür oldu heba/ Yola geldim lakin göçmüş cümle kervan bihaber/ Ağlayıp nalan edip, düştüm yola tenha, garip/ Dide giryan, sine biryan, akıl hayran bihaber”..  

Felsefe, aklı çalıştırmak iddiasıyla yola çıkar, bir müddet sonra insanı aklına kilitler. Kalp, ruh, latife ve diğer duyguları işlevsiz kılar. İnsanın çok zengin olan mahiyetini iflas ettirir ve onu akıldan ibaret bir canlıya dönüştürür. Felsefe, insanın iç dünyasında meydana gelen hiçbir boşluğu dolduramaz. Bu sebeple de kişiyi bunalımlarıyla baş başa bırakır. Din devreye girmediği sürece de bu bunalımlar son bulmaz, bir yanlışı bir başka yanlışla düzeltmek gibi bir fasit daireye girilir.

Hakikate ulaşmada Kur’ani yol ise düğmeye basıldığında insanı uçsuz bucaksız göklere yükseltecek bir miraca, bir asansöre binmek gibidir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de Vaka-ı hayaliyesinin üçüncü kademesinde bu yola ulaştırıldığını ifade buyurur.

Otuzuncu Sözün Birinci Maksadının sonunda anlatılan vakay-ı hayaliye çok önemlidir. Her satırında kitaplık çapta hikmetler saklıdır. Sonunda görülen asansör, tayyare, otomobil her biri bir ism-i ilahinin akrabiyet üzere tecellisini anlatır. Herkes istidadına göre mazhar olduğu ismin tecellisiyle bir anda yükselir, kendi kemalinin zirvesine çıkar.

Not: Vakay-ı Hayaliye, uyku ile uyanıklık arasında görülen vakalardır. Tasavvufta önemli bir yeri vardır. Rüya gibi onlar da yorumlanır; fakat bu yorum mutlaka işin ehli tarafından yapılmalıdır.

 

Yorumlar

(22)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Vahdeddin

2 Ağustos 2025 21:25

Risale okumalarına da bir merhale sıçraması yaptırılmalı. İman irfana taşınmalı.

Süzgeç

2 Ağustos 2025 21:23

Bediüzzamana ait önemli bir vakayı gündeme taşımakla çok hayırlı bir iş yapmış oldunuz. Devamını bekliyoruz. Baki selamlar.

Filozof

2 Ağustos 2025 21:20

Derin bir mevzu. Elbette bir makaleye sığmayacak kadar da geniş. Özetlemişsiniz. Tebrikler, üstad.

Seyda Güneş

2 Ağustos 2025 21:17

Çok önemli fakat hep gözden ırak bir konuya temas etmişsiniz. Teşekkürler.

Sururi Sırrıoğlu

2 Ağustos 2025 18:54

Düşüncelerinizi benimsiyorum. 

Aydın Aydınlık

2 Ağustos 2025 18:48

Bu tür yazılara yorum yazmak da entellektüel birikim gerektirir. Rabbim sayılarınızı artırsın kıymetli hocam.

Kemal

2 Ağustos 2025 18:46

Ömür sermayesini rantabl kullanmak gerek. 

İzmirli öğretmen

2 Ağustos 2025 15:32

Risale-i Nur'u okumayan, neler kaybettiğini asla bilemeyecek

Dostça

2 Ağustos 2025 13:24

Bu yazılar günümüz nesline ne ifade ediyor? Zaten düşünen yok. Herkesin elinde akıllı telefon. Şimdilerde herkes sahte allame. Bilmedikleri yok. Yapay zeka onlar açin düşünüyor, yazıyor! Onlar da telefonun içine düşmüş onun ağzına bakıyor.

Akıllı

2 Ağustos 2025 13:20

Akılcı olmak başka akıllı olmak başka.. Filozoflarımızın da hakkını gözetmek gerek. Nihayet onlar da nefislerinin değil hakikatin peşinde. Yanılmış olabilirler. Fakat niyetlerine göre muamele görürler.

Latif Erdoğan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle