• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
07 Ağustos 2019

Zayıf noktalarımız

Her insanın mutlaka zayıf bir noktası vardır. Mesela, dünya malına düşkün olanların zayıf noktaları makam, mevki ve önde bulunma hırsıdır. 

Örneklere devam edelim: Kadınların zayıf noktaları altın ve mücevherdir. Erkeklerin zayıf noktaları yemek ve övülmektir. Evli insanların zayıf noktaları ise aileleri ve özellikle çocuklarıdır.

İstersek, listeyi metrelerce uzatabiliriz. Uzatmayalım.

Tam olmak istediğimiz yerdeyiz. Konumuz, çocuklarımız. 

Şimdi peş peşe iki cümle kuralım. 

İlki bu olsun: “İki çocuğum var; bir kız, bir erkek.” 

Bu da ikincisi: “İki çocuğum var; bir erkek, bir kız.”

Her iki cümle, yedişer kelimeden meydana geliyor. Bu kelimeler, birbirinin aynısı. Değişen tek şey söz dizilimi. Bu küçük değişiklik, aslında, hem cümlenin hem de cümle sahibinin niyetinde büyük bir bozguna yol açar.

Her daim iyi niyetimizi muhafaza edelim.

Bu yazıyı kaleme alabilmek için, esaslı bir gerekçeye sahip olmalıydım. Artık bir değil, iki sağlam dayanağım var: Elif ve İmran.

Elhamdülillah...

Bekârken, uğruna ölebileceğimiz çok şey vardı. Çok şükür, hâlâ var. Ancak evlenip, çoluk çocuğa karıştıktan sonra uğruna yaşamamız gereken şeylerin sayısı arttı, artıyor. Bu listenin en başında çocuklarımız yer alıyor. Evlat, herkesten ve her şeyden evlâdır.

Babam ve annem sık sık, “bir evlat kaç yılda meydana geliyor, biliyor musun” diye sorardı. Artık ne demek istediklerini daha iyi anlıyorum, biliyorum.

Çocuklar, bereketiyle birlikte gelir. İnsanı kendine getirir. Bütün iyi kavramların özeti gibidir: Rahmet, merhamet, sabır, fedakârlık ve özen.

İbrahim Tenekeci ağabeyden emanet alalım: Çocuklar, hayat okulunun temizlik kolu başkanıdır. Bayram ve çiçekler gibi. 

Çocuklar, evimizin çimentosudur. Eşler arasında geçimsizlik olsa bile, çocukların hatırına bu sıkıntıya katlanılır. Behçet Necatigil’in işaret ettiği gibi: “Biz böyle eğilmezdik, çocuklar olmasaydı.”

Çocuklarımız, tıpkı bulunduğumuz mevkiler ve yaptığımız işler gibi, bizlere emanettir. İşini iyi yapmayan kadar çocuklarına özen göstermeyen de emaneti ihmal etmiş olur. Müslüman kimse, emanete ihanet etmez.

Evli çiftler, beraberliklerinden emin olmasalar bile, şundan emin olmalılar: Aile parçalanırsa, çocukların düşecekleri yer, kötü yollar ya da kötü niyetli kişilerin kollarıdır!

Bilinenin aksine: İnsanlar, ağız ve burunlarıyla değil, hayırlı evlatları ile nefes alır. Hayırsızlar, insanın sesini ve soluğunu keserler. Rabbim esirgesin.

Her anne ve baba çocuklarının iyi bir evlat haline gelmesini ister. 

Çocuklarımız, akılları bir karış havada olmasın, dünyanın kötülüklerinden korunmayı bilsinler, öğrensinler isteriz.

Evlatlarımız, yaşlarıyla birlikte dini bilgilerini de artırsınlar ve bu bilgilerin gereğini yapsınlar diye dua ederiz. 

Yavrularımızın, sadece vücutlarını değil, ahlak ve maneviyatlarını geliştirmelerini de arzu ederiz. 

Bütün anne ve babaların duymak istediği: “Böyle bir evlat yetiştirdiğin için…” ifadesiyle başlayan takdir cümleleridir. 

Kim istemez?

Televizyonda izledim, gözlerime ve kulaklarıma inanamadım. Üzüldüm. 

Kadın bir yarışma programına katılmış. Söz sırası her ona geldiğinde, konuyla hiç ilgisi olmasa bile, evladından dert yanıyordu. Allah esirgesin, evlerden uzak tutsun.

Buradan şuraya geçelim.

Balkan Harbi’nden Birinci Dünya Savaşı bitene kadar geçen yıllar ile günümüz bir olabilir mi? Türlü yokluk ve zorluk içinde büyüyen ve bugün varlık deryasında yüzen, çabucak büyüyen çocuklar.

Annemle dertleşirken hep şunu söyler: “Siz çok şanslısınız, biz bir şey görmedik.” Ninem de anneme benzer şeyler söylermiş. 

Aynı şeyi şimdi ben çocuklarıma söylüyorum: “Biz çocukken pek bir şey görmedik, siz ise çok şanslısınız. Şimdi her şey var. Canınız ne isterse, onu alabiliyoruz. Ayrıca çizgi filmler, marifetli oyuncaklar.” 

Eminim ki, çocuklarım da çocuklarına, ‘kendi zamanlarında bir şeyin olmadığını, her şeyin şimdi olduğunu’ söyleyecekler.

Devir ve şartlar sürekli değişiyor. Bu kaçınılmaz. Ancak imkânlar ile birlikte dertler de artıyor, büyüyor. Demek ki, devir ve şartlar ne olursa olsun, değişmemesi, her daim gündemde tutulması gereken şeyler var. 

Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası isimli eserinde şunu söylüyor: “Ahlak eğitiminin başında hürmet duygusu gelmektedir. Çocuğa ilk sunulacak olan, hürmet duygusudur.”

Şuraya varmak niyetindeyim: Vatana, millete, bayrağa, anaya, babaya, dine, emeğe ve ekmeğe (nimete) nankörlük etmemek, hürmet etmek evlatlarımızın birinci vazifesi olmalıdır.

Yalan yok: Tüm bunlar, zahmetli işler. 

İyiliğe ve güzelliğe ulaşmak meşakkatlidir. Emek ve özen gerektirir. Herkesten ve her şeyden sakınmalar. Maddi ve manevi fedakârlıklar.

Evlenmemek, çocuk yapmamak ise kesinlikle daha “zahmetsiz” bir tercihtir. 

O halde, bunca zahmete niçin katlanıyoruz?

Sorumuzun cevabı, yazımızın sonu olsun: Hiçbir şey tek başına gelmez. Her zorluktan sonra gelen kolaylık ve güzellik vardır. Karanlık aydınlıkla, dert dermanla gelir. Zahmet yanında rahmet, külfet beraberinde nimet getirir.

Son dedik ama birde şu var: Evlenip çocuk çocuğa karışmayan, sıcak bir yuva kuramayanlar, belli bir yaştan sonra memnuniyetsiz, huzursuz ve geçimsiz kişiler olup çıkarlar.

Artık tercih sizin.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23