THY- Euroleague

Vay çâfir vaay…

25 Nisan 2018 Çarşamba

Farkındayım, olan bitenin farkında değilsiniz. Bu başlık kimin için atıldı, merak ediyorsunuz. Oraya gelmeden, sözlüğe gidelim. Ondan da önce şunu söyleyelim: Arnavutlar ve Boşnaklar, kâfir için ‘çafir’ derler.

Şimdi, D. Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlüğü’nde, kâfir kelimesinin anlamlarına bakalım: 1. Allah’ın varlığını ve birliğini inkâr eden, inanmayan, dinsiz, imansız. İnkâr eden. 2. Allah’ın verdiği nimetleri bilmezden gelen, inkâr eden. 3. İnkâr eden. 4. İnsafsız, merhametsiz, zalim, adaletsiz. 5. Müslüman olmayan. 6. İyilik bilmeyen. 7. Siyah renk. 8. Uğursuz, kötü, fena. 9. Yaramaz, çapkın. (Sayfa 581)

Bu, şimdilik, burada dursun. Fakat biz durmayalım, devam edelim.

Mart 2011’de Kosova İstatistik Ajansı ve Avrupa Birliği Kosova Ofisi tarafından yapılan sayıma göre: Kosova Cumhuriyeti’nin nüfusu, 1 milyon 739 bin 825 olarak tespit edildi. Bu nüfusun 1 milyon 660 bin 598’i Müslüman. 

Şimdi burada, uzun uzadıya, nüfus istatistikleri verecek değilim. Sadece şunu söyleyelim yeter: Kosova halkının yüzde 95,7 gibi çok büyük bir bölümü, İslam dinine mensuptur.

Biliyorum, daha önce dile getirmiştik. Olsun, bir kez daha söyleyelim.

Priştinalı Müslümanlar sokaklarda Cuma namazı kılıyorlar. Prizrenli Müslümanlar ise şehrin kalesindeki tarihi caminin yeniden ayaklandırılmasını bekliyorlar.

Buna karşılık, laik bir cumhuriyet olarak tanımlanan, Kosova hükumetinin kısıtlı bütçesi Hıristiyanlar için bonkörce kullanıyor. Bakanlar Kurulu kararıyla; Prizren Katolik kilisesine 250 bin Euro ve Loyola Ruhban okuluna 750 bin Euro hibe edilmesi sağlandı. 

Sadece bu örnekleri alt alta koyduğumuzda bile, şunu söyleyebiliriz: Kilise ve ruhban okulu için yüz binlerce Euro ayırılıyor, ama cami için bir metrekare ya da birkaç Euro’yu çok görüyorlar.

Elbette, “Kosovalı yöneticiler masraftan kaçıyorlar” demeyeceğim. Masraftan kaçıyor olsalar, kilise ve ruhban okuluna da yardım yapmazlar. Bu bana, bilinçli bir tercihmiş gibi geliyor.

Hatırlayın…

Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj, 2013 yılında şunları söylemişti: “Ailem, dört nesil Katolik Arnavut idi. Ben Müslüman olarak doğdum, fakat neden Müslüman olduğumu bilmiyorum. Çünkü hayatım boyunca hiçbir defa, ne dua ne de başka bir şey için, camiye gitmedim.”

Mevlana ne güzel söylüyor: “Topraktan geldik, toprağa gideceğiz. Mühim olan, çamurlaşmamak.”

Mesele sadece bu kadarla kalmıyor. Kalsa, yine iyi...

Ramush Haradinaj, geçtiğimiz günlerde, Belgrat merkezli Happy televizyonuna konuk oldu. Sırp gazeteci Milomir Mariç’in sorularını cevapladı. Mariç’in sorularından bir tanesi oldukça dikkat çekiciydi: “Sırpların yumurta gününü kutladınız mı?” 

Haradinaj’ın cevabı, sorudan daha ilginç oldu: “Tabi ki yumurta gününü tebrik ettim. Arnavutlar, Müslüman değildir. Arnavutlar, Arnavut’tur. Ortodoksluğa saygım var. Sırp Ortodoks kiliselerini de ziyaret etmişimdir. Sırpların Ortodoks Noeli’ni tebrik ettim. Arnavutlar Hıristiyan gibi yaşıyorlar. Bizler Katolik dinine mensubuz, ailem de Katolik’ti. Soyadımız Gjoka (Coka) idi. Yani sizin Djokovic (Cokoviç) gibi.”

Muallim Naci şöyle söylüyor: “Alçalır elbette haddinden ziyade yükselen.”

Sadece bu son sözlerinden yola çıkarak bile, tek meselesi ‘iktidarda bir gün daha fazla kalmak’ olan, Haradinaj için rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Vay kâfir vaay…

Bu ifadeyi ağır bulanlar, tekrar yazının başına dönebilirler. Biz yine devam edelim.

Soru sormadıkça, cevap alamayız. O halde soralım: Âdem Jashari ve yol arkadaşları ne için savaştılar ve ne için şehit oldular? Madem “biz de Ortodoks / Katolik dinine mensubuz” ya da “ha Gjoka ha Djokovic” diyecektiniz, o halde ne için savaştınız?

Turgut Uyar bir şiirinde şöyle söyler: “Ve çalışmışsam o gün, dürüst ve İslâm kalmışsam”. 

Meselenin özü budur: Çalışmak, dürüst ve İslam kalmak...

Şunu anlatmaya çalışıyorum: Kosova halkının tek derdi, İslâm kalabilmektir. Bütün gücüyle, bunun için savaşmış, şehit olmuşlardır. Bu, bugün de yarın da böyledir.

Son olarak: “Neden Kosova’nın / Arnavutların işlerine karışıyorsun?” diyenler de olabilir. Bunun cevabını da Cemil Meriç cevap versin: “Bizler ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız, bizden âlâ akraba mı olur?”

 

YORUM YAZ