• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
24 Temmuz 2019

Üç yıl önce

Bir soruyla başlayalım: 15 Temmuz’da, ülkemiz nereden döndü?

Bu soruya cevap olarak, “Uçurumun kenarından” diyenler var. Bana kalırsa, bu daha doğru: Türkiye, büyük bir ölümden döndü. Bunu, görüntülere ve belgelere yansıyanlara bakarak değil, kişisel şahitliğimle söylüyorum. 

O gecenin henüz başlangıcında, on binlerce insan kendi iradesiyle sokağa indi, meydanlara çıktı. 

“Arkalı köpek, kurdu boğar” derler. Bu kez öyle olmadı. Böyle oldu: Derin millet, yavuklusunu görmüş delikanlı gibi, tank ve tüfeğin üzerine gitti.

Köprüde ve en önde bulunan arkadaşlarım, Taksim meydanında işgalcileri paketleyen dostlarım öyle yaptılar.

Biz de öyle yaptık. 

Saraybosna’dan gelen misafirlerimizi güvenli bir yere bırakıp, Atatürk Havalimanına koştuk. Direnişin bir ucundan tutup, tankları durdurmaya vesile olduk. Çok şükür.

Milletimizin en önemli özelliklerindendir: Ayağa kalkacak gücümüz yokken bile, ihtiyaç halinde, koşarız. Balkan Harbi’nden İstiklal Harbi’nin bitimine kadar geçen sürede, bunun birçok örneği vardır. 

15 Temmuz’da da aynı şey oldu. Sakat bacaklarına rağmen koltuk değnekleriyle kilometrelerce yürüyen Hacı Akkaya dedemize kulak verelim: “Camiye zor gidiyorum, o gece uçuyordum.”

Yalan yok: O gece, hepimizde endişe vardı ama korku yoktu. Cesaretimiz pek idi. Hâlâ böyle.

Bu sayede, omzu kalabalık ama kalbi karanlık teröristlerin, milletin bağrına çalmak istedikleri ihanet mayası tutmadı. Ağır silahlı hainlerin, işgal teşebbüsleri kursaklarında kaldı. İzzet zillete, sadakat ihanete, uhuvvet kuvvete galip geldi.

O saatlerde Cumhurbaşkanımızın akıbeti, Başbakanımızın nerede olduğu belli değildi. 

İlk harekete geçenler, kimseden talimat almadılar. Burada, ilahi bir ilhamdan ve cesaretten bahsediyoruz. Allah’ın ilhamı ve yardımı.

O gece, şunu da gördük: Bu topraklara kalbiyle değil, midesiyle bağlı olanlar var. Onlar da kendilerine yakışanı yaptılar. Soluğu marketlerde ve bankamatiklerde aldılar. 

Devamını hepimiz biliyoruz.

Önce Sayın Binali Yıldırım, televizyon kanallarına telefonla bağlanıp, durum değerlendirmesi yaptı. Bir süre sonra Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın basın açıklaması ve telefon konuşması yaptı. 

Bu andan itibaren, işgal girişimine direnenlerin sayısı daha da arttı. Birkaç saat sonra kuşatma yarıldı, Başkomutanımız milletin has evlatlarının başına geçti.

15 Temmuz’da sokağa inen, meydanlara çıkan hiç kimse, dünyevi bir karşılık beklentisinde değildi. İman duygusundan beslenenler, karşılığı yalnız Allah’tan beklenebilecek, bir şeyi kovalıyordu: Şehitlik veya gazilik.

Şehit olanların büyük bölümünün, genç ve yoksul olduklarını görüyoruz. Gazilerimizden pek çoğu da bu durumda. 

Açık konuşalım: Bu insanlar hem vatanı hem de devleti yönetenleri ve onların ailelerini kurtardılar. Onlar hiçbir karşılık beklemeseler bile: Vatan siperini dolduran insanların hakkını ve emeğini korumalı, hatta ileriye taşımalıyız. 

Peki, öyle mi yapılıyor?

Sesli yazalım: Yanlış giden bir şeyler var.

Cumhurbaşkanlığı yüksek istişare kurulu üyeliğinden alacağı maaşın yarısını “KHK mağdurlarına vereceğini” ifade eden bir siyasetçi var. Böyle değil, böyle olmaz. Bunun adı hatalı yürüme.

Bir değil, bir şeyler dedim.

İşte bir başkası: Direniş ve zafer, sadece iktidar partisinin ve onu destekleyenlerin değil, hangi siyasi görüşten olursa olsun; bayrağımıza sarılıp tankların üzerine yürüyen, kışlaların önünde vatan nöbeti tutan, kurşun yemesine rağmen elindeki bayrağı yere bırakmayan, aziz milletimizin hanesine yazılmalı.

Yeniden o geceye dönelim.

Sayın Cumhurbaşkanımız, tamamen kontrol altına alınan, Atatürk Havalimanına inince, bizim de oradan ayrılma vaktimiz geldi. Kardeşlerimle, üniformalı teröristlerin hâlâ teslim olmadıkları, çatışmaların devam ettiği yerlere yöneldik. Önce, Aksaray’daki Emniyet Müdürlüğü’ne gittik. Ardından, TRT Harbiye binası gitmeye çalıştık. 

İstanbul trafiği; yol vermeyen, makas atan, emniyet şeridini ihlal eden ve bunun neticesinde her gün onlarca kazaya sebebiyet veren şoförleri ile meşhurdur. 

O gece, bütün trafik kuralları askıya alınmıştı. Kırmızı ışıkta geçenler, E-5’te ters yönden gidenler. Buna rağmen bir tane kaza olmadı. En azından biz görmedik.

Bir örnek daha: Havalimanındaki o karışıklığa rağmen gümrüksüz satış bölgelerinde, tek bir parfüm şişesi bile kaybolmadı.

Şunu anlatmaya çalışıyorum: O gece, birbirimize sahip çıktık. Yeniden millet olduk. Vatanı yeniden kurduk.

Böyle devam etmeliyiz, edelim.

Ertesi günün ilk ışıklarıyla, ihanet zincirinin kalan halkaları da koparıldı. Biz de vazifemizi yapmış olmanın huzuruyla, kenara çekildik. Bir ihtiyacı giderdik ama fedakârlığımızı dillendirmedik.

Gerekirse, hiç tereddüt etmeden, yine gideriz. Fakat, biri hariç, “demokrasi mitingine” gitmedik, gitmeyiz. Bu mitinglerde en önde olanların, olmaya çalışanların, o gece en arkada bile olmadığını biliyoruz. 

Kendi adımıza içimiz rahat. Devletimizi emeksiz kazanç kapısı, sıçrama tahtası veya reklam ajansı olarak görenlerden değiliz. İhtiyaç halinde, “Bir iç kanama gibi sessiz ve derinden”, gelir ve gideriz.

15 Temmuz’un üçüncü yıldönümü etkinliklerindeki sayı ve heyecan azalması bu şekilde düşünenlerin az olmadığını gösteriyor. Elbette, görmek isteyene.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23