THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Türkiye’nin Düşmanları…

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Türkiye, cumhuriyet sonrasında, dostunu ve düşmanını tanıyamamış bir ülkedir. Tanısa bile, dillendirememiştir. Gerçek düşmanlar varken ve bunlar, ülkemiz aleyhine yıkıcı faaliyetlerde bulunurlarken, milletimize suni düşmanlar takdim edilmiştir.

“Türkiye, eski Türkiye değil. Artık yeni Türkiye var” diyorsak; öncelikle dostumuzu ve düşmanımızı doğru tanımalıyız.

Türk milletinin düşmanları bellidir: Bu milletin ve ümmetin başına türlü belalar açmış olan sinsi İngiltere, İslam coğrafyasının en kritik yerine kene gibi yapışmış olan kan emici İsrail ve büyük şeytan olarak tanımlanan Amerika.

Uzağa gitmeyelim: Güneydoğu Anadolu’da, terör örgütünün militanları ile yabancı ajanlar, sayı olarak neredeyse eşit. Amerikalılar ve İsrailliler orada, İngilizler de orada…

Ülkemize yönelik ekonomik darbe girişiminin arkasında yine aynı ülkeler var. Amerika, açık açık, ülkemizi tehdit ediyor. Dolar üzerinden, Türkiye’yi teslim almaya çalışıyor. Ancak unuttukları bir şey var: Burası Anadolu, burası vatan. Burada tek geçer akçe, Allah’a iman!

Amerika, elbette, bu işte yalnız değil. İngiltere’siz bir Amerika, iskeletsiz bir insana benzer. Dolar operasyonları Londra üzerinden sahneleniyor. Siyonist sermaye de hizmetlerinde…

Bunun, Türkiye’yi ürkütmek, sindirmek, cesaretini kırmak için tertiplenmiş büyük bir oyun olduğunu anlamak, hiç de zor değil.

Zalimlerin zulüm taktikleri hep aynıdır. Dün Nemrut ya da Firavun ne yapıyor, hangi yolları takip ediyorsa; bugün de Amerika aynı şeyleri yapıyor.

1800’lü yıllarda, dönemin “süper gücü” İngiltere idi. Ve bu yıllara ait İngiliz dış politikasını anlatan bir kitapta, şu cümle ile karşılaştım: “Yanımızda yer almayan, bize karşıdır.”

Bugün, “süper güç” unvanını, İngiltere’nin bir üst modeli olan Amerika taşıyor. İngiltere’nin küresel siyasetini Amerika devam ettiriyor.

İşte, eski ABD Başkanı Bush’un sözleri: “Ya bizimlesiniz ya da karşımızdasınız.” 

Bu da, Trump adına konuştuğunu söyleyen, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in sözleri: “Ya rahip Andrew Brunson’ı serbest bırakın ya da sonuçlarına katlanmaya hazır olun.”

Dikkat ederseniz, yöntemde, en ufak bir değişiklik yok.

Bu küresel haydutların ne kadar tehlikeli olduklarını biliyoruz ama onlardan korkmuyoruz. Bizi üzen ve endişelendiren tek şey, umutsuzluğa kapılanların söyledikleridir. 

“Amerikalılar ile baş etmek mümkün değil” diyorlar. Onlarla Türkiye arasında, büyük bir güç dengesizliğinin olduğundan dem vuruyorlar.

Güç dengesinin Haçlı-Siyonist İttifakı lehine olduğu doğrudur. Fakat bu, Türkiye’nin yenilgiye mahkûm olduğu anlamına gelmez, gelmemelidir.

Bugün Amerika güçlü kuvvetli olabilir, fakat adına “güç” dediğimiz şey, kimsenin elinde sonsuza dek kalmaz. Çünkü dünyanın ne getireceğini kimse bilemez. Mesela; Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun savaş gemileri, daha yüz yıl önce, Adriyatik Denizi’nde gururla dolaşıyordu. Bugün ise, her iki ülkenin de denize kıyısı yok! 

Üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğu, bugün nasıl sisli bir ada parçasına sıkışıp kalmışsa; gün gelir, Amerika Birleşik Devletleri de böyle olur.

“Amerika’nın isteklerini yerine getirmezsek, ekonomimiz çöker” şeklinde düşünenlere, bir çift sözümüz var: Ali Yakup Hoca, Yugoslavya hükümeti tarafından tutuklanıp hapse atılır. Tam sekiz sene hapis yatar. Bu sekiz sene boyunca, domuz eti yedirirler korkusuyla, sadece ekmek ve su tüketir! Ve sağ salim “cezasını” tamamlayıp tahliye olur.

Devam edelim.

Elbette, “olan biteni seyretmekle yetinelim” demiyoruz. Şunu söylüyoruz…

Karşı karşıya olduğumuz büyük oyunu bozmak için yapılması gereken bellidir. Türkiye, kovboyculuk oynamaya çalışan küresel teröristlere karşı, ortaya koyduğu net tavrı sürdürmeli, büyük devlet gibi davranmaya devam etmelidir. Amerika ve İngiltere’nin, döviz kuru üzerinden kurguladığı ekonomik darbe girişimine karşı, yeni ve caydırıcı taktikler geliştirilmelidir.

Şunu anlatmaya çalışıyorum: Bugün Amerika ve İngiltere’yi yapışık ikiz gibi birbirine yakınlaştıran şey, sadece din değil, ortak menfaatlerdir. Dolayısıyla, Türkiye’nin yapması gereken şey, din kardeşliğine vurgu yapmakla birlikte, bir yandan da menfaatleri ortak hale getirmeye çalışmak olmalıdır.

Elbette, bu noktada, bize de düşen vazifeler var. “Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister. Bir arada asla barınamazlar” diyen Nurettin Topçu üstadımıza kulak vermeliyiz. 

Şu saatten sonra: Doların kaç para olduğunun hiçbir önemi yok. Kaç paralık adam olduğunun çok önemi var. 

Bunu söylerken şunu da söylemeliyiz: Aziz milletimiz, bugüne kadar, gerektiğinde meydana çıktı, gerektiğinde yastığının altında ne varsa elden çıkardı. 

Şimdi sıra patronlarda, para babalarında ve dolar ile maaş alanlarda. Kasalardaki dolar ve altınları, çıkarmanın tam zamanıdır.

Bir defa daha Nurettin Topçu’ya kulak vererek, noktayı koyalım: “Mesuliyet, imana dayanan bir duygudur.”

 

YORUM YAZ

  • EdinEdin1 ay önce
    Helal sana abim sen yaz biz okuyalim. Allah razi olsun senden. Novi Pazarin selam Başkan Erdogana.
  • beytullahbeytullah1 ay önce
    üstadım, diline sağlık selam ederim.
  • Alperen KadıoğluAlperen Kadıoğlu1 ay önce
    Amerikan angusu Trump hayatının hatasını yaptı. Bundan sonra pastör mastör unutsun.
  • mücahid mücahidmücahid mücahid1 ay önce
    sarı danayı sütten kestiğimizde bizim kim olduğumuzu anlar.