• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
02 Ocak 2019

Türk Kızılayı

Aristoteles, Politika isimli eserinde, şunu söylüyor: “Her topluluk, bir iyilik için kurulur.” Ne var ki, Antik Yunan medeniyetini kendine eksen kabul eden, Batılıların bu sözü ne kadar tuttuğu ve yerine getirdiği tartışılır.

Mensubu olduğumuz medeniyet ise iyilik ve güzellik üzerine kurulmuştur. Bizim medeniyetimiz, almayı değil, vermeyi üzerine vazife bilmiştir. 

Konumuza uygun bir örnek verelim: İslam’ın şartları arasında almak yoktur, vermek vardır. Bir başka örneğimiz, bu hadis olsun: “Veren el, alan elden üstündür.”

Şurası kesin: Müslüman Türk milletinin yegâne sermayesi iyiliktir. Bizler, iyilik ve güzellik üzerine bir araya gelmiş, bu sayede bir arada kalabilmiş insanlarız. Nitekim yüzyıllar boyunca, yaptığımız şudur: İyilik etmek, yardım etmek, ihya etmek ve kendimizden önce başkalarını hesaba dâhil etmek.

1868 yılında “Vatana muhabbet, yaralılara muavenet” parolasıyla yola çıkan Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, birbiri ardınca gelen Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele sürecinde, oldukça önemli bir vazifeyi üstlendi.

Cumhuriyet döneminde, bu vazifeyi Türk Kızılayı devraldı. Kızılay deyince, birçok kimse için, ilk akla gelenler afet müdahalesi ve kan hizmetleri oluyor. Elbette doğru ama sadece bunlar değil.

Bu güzide kuruluşumuz; gerek yurt içinde, gerek yurt dışında, adeta bir cankurtaran gibi çalışıyor. Mesela, Van’daki depremde, Soma’daki maden ocağı kazasında ve daha birçok acil durumda üzerine düşeni yaptı. 

Edirne’den Van’a, Silifke’den Şavşat’a, Karamürsel’den Diyarbakır’a, İstanbul’dan Ağrı’ya yurdun dört bir köşesine yayılmış aşevleri, huzurevleri, öğrenci yurtları, giyim yardım merkezleri ve kimsesizler evi ile mazlum ve mağdurun dertlerine merhem olmaya devam ediyor.

Bitmedi, devamı var.

Türk Kızılayı, din ve milliyet ayrımı yapmaksızın, Suriye halkının yaralarını sarıyor. Dün, aynı vazifeyi Bosna Hersek ve Kosova’da başarıyla yerine getirmişti.

Bosna Hersek ve Kosova’da savaş bitti, ama Kızılay’ın bu ülkelerdeki yardımları bitmedi. Mayıs 2014’te Bosna Hersek’te, büyük bir sel afeti oldu. Türk Kızılayı bir kez daha yardım elini uzattı. 

Bu ülke, şimdi de muhacir akını ile mücadele ediyor. Türk Kızılayı, Hırvatistan sınırındaki Bihaç şehrinde, çok hızlı bir şekilde bir sığınmacı kampı kurdu. Bu kamp olmasaydı, belki de, bugün soğuktan donan mülteci haberlerini okuyacaktık. 

Biz Suriye, Bosna ve Kosova’dan bahsettik. Siz bunlara Filistin, Arakan, Somali, Pakistan, Yemen, Endonezya, Sudan ve Afrika’daki birçok ülkeyi ilave edin. 

Türk Kızılayı’nın sadece Afrika’da gerçekleştirdiği hizmetleri yazıma konu etsem, herhalde günlerce sürecek, bir dizi yazısı ortaya çıkar. Burada sadece gıda, ilaç ve tıbbi yardım malzemesi dağıtıp kenara çekilmiyor. İnsani yardım faaliyetlerinin yanı sıra, pek çok kalıcı yatırıma imza atıyor. Sağlıklı yaşam imkânı sağlayan alt ve üst yapı hizmetlerini de üstleniyor. Ne mutlu onlara...

Hizmetlerini yakından takip etmeye çalıştığım Türk Kızılayı, sadece balık vermiyor, açtığı sağlık meslek okullarıyla balık tutmasını da öğretiyor. 

Dün gibi hatırlıyorum…

Yıllar evvel bir Kızılay yetkilisi, devletin resmi televizyonuna çıktı. Şunları söyledi: “Gazze’deki çocukları Türkiye’ye getirip tedavi etmeli, psikolojilerini düzeltmeliyiz. Aksi halde bu çocuklar, on yıl sonra dünya barışı için tehdit oluştururlar.”

Nereden nereye… 

Bugün, dünya barışı için asıl tehdidin İsrail olduğunu bilen ve bu işgalcilere direnen, Filistin halkını destekleyen Türk Kızılayı var. Filistinli çocukların ruh ve beden sağlığını düzeltmek için elbette çabalıyor. Ama bundan daha önemlisi, bu çocukların psikolojisini ve beden bütünlüğünü bozan, Siyonist psikopatları işaret ediyor. Onların ortadan kaldırdığı, insani yaşam şartlarını yeniden temin için gayret sarf ediyor.

Kızılay’da değişen tek şey bu değil. Hatırlamamız gereken bir şey daha: Milletin elinden ve evinden, kanun zoruyla, kurban derilerini alan bir yapı vardı. Çok şükür, artık yok. Mazlumların imdadına koşan, milletimize dua ve bereket getiren bir iyilik hareketi var.

Eski ve yeni, dün ve bugün… 

Verilebilecek daha çok örnek var. Fakat gerek yok.

Özetle: Bir dönem milletimizin başını ağrıtan, yüzünü karartan kuruluş gitti. Milletimizin yüzünü ağartan, başını dik tutan Türk Kızılayı geri geldi.

Yaptığımız iyilikleri ve yardımları alacak hanesine yazan bir toplum değiliz. Götürdüğümüz yardımı, yaptığımız iyiliği unutur, bir daha gün yüzüne çıkarmayız. 

Yazımızı bitirmeden önce dile getirilmesi ve takdir edilmesi gereken bir başka husus şudur: Türk Kızılayı, bütün yardımlarını karşılık beklemeksizin yapıyor. Talip olduğu, kazanmak istediği tek bir şey: Allah’ın rızası…

Biz, Müslüman Türk milleti olarak, kendilerinden razıyız. Allah da onlardan razı olsun.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23