• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
21 Ağustos 2019

Tek çıkış: Malazgirt...

Yazımıza bir soruyla başlayalım: Savaşları, zafer haline getiren nedir? Savaşa katılan askerler veya kullanılan silahlar mı? Yoksa cephede elde edilen başarılar mı?

Soruyu ben sordum, cevabı da ben vereyim: Bir savaşı zafer haline getiren, o savaşın, neticesi yani neyi değiştirdiğidir. Mesela, Malazgirt Meydan Muharebesi, Müslüman Türk milletinin zaferidir. Çünkü bir milletin, milletimizin kaderini değiştirmiştir.

26 Ağustos 1071’de, tam olarak şu oldu: Durduğu yerden başka gidecek yeri olmayanlar, kader birliğinin ilk adımlarını attılar. Bizans soğuğuna ve Moğol karanlığına karşı büyük bir ateş yaktılar. Anadolu’nun kapılarını, sadece Türklere değil, İslamiyet’e, kardeşliğe ve huzura açtılar.

Türk Tarih Kurumu tarafından 1971 yılında yayınlanan İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı isimli kitap, bize şunu söylüyor: On bin civarında Kürt süvarisi, gönüllü olarak, Sultan Alparslan’ın ordusuna katılıp Bizans’a karşı savaşmıştır. 

Bu tercih savaşın neticesini ne derece etkilemiştir bilinmez. Ancak bilinen bir şey var: Malazgirt, Türklerin ve Kürtlerin birbirlerini bulduğu, bir olduğu, kader birliği yaptığı yerdir. Başlangıç orasıdır. Orada başlayan ve bin yıldır yürüyen bir hüküm var.

Türkler ve Kürtler, o günden sonra, en zor günlerinde karşılıklı olarak birbirlerine yardım etmiştir. Mesela Kürtler, Osmanlı’nın en ümitsiz yıllarında Hamidiye Alaylarını kurup Ruslara karşı savaşmışlar; Türkler ise, Kürtleri, kana susamış Ermeni çetelerinin elinden kurtarmıştır.

Örnekleri çoğaltmak mümkün: Türkler ve Kürtler, Çanakkale’de ve İstiklal Harbi’nde, zalimlere karşı birlikte kıyam etmişlerdir.

Konuyu dağıtmayalım, devam edelim.

Bazıları şunu söylüyor: “Malazgirt neden bu kadar büyütülüyor?” Rahmetli Nurettin Topçu da bunu: “Zaferin değerini kazananlar bilmez, onu mağluplara sorun.”

Bu zaferin önemini anlamak, derinliğini kavramak için, Malazgirt Savaşı’nın yapıldığı yerlere ayak bakmak gerekiyor. Malazgirt ovasında bir gece geçirip, sabahı görmek gerekiyor. Ancak bu şekilde, Sultan Alpaslan’ın ordusundaki o ruh yakalanabilir.

Malazgirt, milletimizin hayırlı evlatları gibi, beni de heyecanlandırıyor. Ne yalan söyleyeyim: “Malazgirt zaferinin 908. yılında dünyaya geldim” demek, beni daha köklü ve daha kuvvetli yapıyor.

Böylesine büyük bir zaferin bininci yılına doğru ilerliyoruz. Çoğu gitti, azı kaldı. Ömrü olanlar, o günleri görecekler: 2071 çok daha farklı, çok daha büyük, çok daha anlamlı olacak. Malazgirt zaferinin bininci yıldönümünde yer yerinden oynayacak inşallah.

Yeri gelmişken…

En az Malazgirt Savaşı kadar kıymetli olan, Pasinler Meydan Muharebesi’nden de bahsetmeliyiz. Pasinler, 1048’de oldu. Yani Malazgirt’ten tam 23 sene önce. Müslüman Türk milletinin Bizans ile ilk sıcak teması niteliğindeki bu savaşta, Selçuklu ordusu, elli bin kişilik düşman ordusunu neredeyse tamamen imha etti.

Pasinler’den Malazgirt’e uzanan süreçte, birçok Anadolu şehri fethedildi. Erzurum, Malatya, Sivas, Kars, Kayseri, Konya, Niksar ve Emirdağ İslam toprağı haline geldi. Mutlaka, dikkatinizi çekmiştir: Pasinler, Malazgirt’e göre, daha Batıda kalıyor.

Söylemeye çalıştığım şu: Malazgirt’te Anadolu’nun kapısı açılmışsa, Pasinler’de Anadolu’nun kapısına gelinmiştir. Buna rağmen Malazgirt’i kutluyor, Pasinler’i yok kabul ediyoruz.

Pasinler’i, benim açımdan, kıymetli hale getiren bir sebep daha var. Allah bilir ama Malazgirt zaferinin bininci yılını görmeye, ömrüm biraz zor yeter. Buna karşılık, Pasinler’in bininci yılını görebilme şansım daha yüksek.

Birileri bizi “geldiğimiz yere” (Orta Asya’ya) göndermek istiyor, bununla tehdit ediyor. Bunun yerine, biz yazımızın başına dönelim.

Ne Batılıların önümüze koyduğu birtakım kriterler, ne de insan hakları kuruluşlarının yayınladığı raporlar. Bir şey düşürdüğünüz vakit, kaybettiğinizi bulmak için tekrar başa dönersiniz. Sonra daha dikkatli yürürsünüz.

Anadolu’nun, gelinen son nokta olduğunu ve buradan başka kalınacak yer olmadığını hatırlamalı, hatırlatmalıyız.

Bin yıl sonra yeniden, Malazgirt çıkış noktamız olmalı. Acilen ve ihtiyaçtan, Malazgirt ruhuna dönmeliyiz.

Malazgirt ile başlayan o müthiş gayretin neticesinde, Anadolu’yu İslamlaştırma mücadelesi tamamlandı. Artık hatırlama ve elde tutma dönemindeyiz. Bu toprakların İslam kalması için gayret etmeliyiz.

Malazgirt’ten bugüne kadar süren mücadeleyi yok saymamalı, bunca emeği heba etmemeliyiz. Daha temkinli, dirayetli olmak mecburiyetindeyiz. 

Malazgirt’in bininci yılı geldiğinde, bugün yaşayanların çoğu yaşamayacak. Evlatlarımızın geleceği için, milletin ve memleketin istiklal ve istikbali adına: Bin yıllık hatıralara sahip çıkmalıyız. Fırsatları değil, aziz vatanı kollamalıyız. 

Kararlarımızı bu yönde almalı, adımlarımızı bu yönde atmalı, neslimizi buna göre yetiştirmeliyiz.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

try

sülümancia lar : sömürgeci sermayenin ülke içindeki mini mini dalları. esnaf dağılımı, dükkan kira fiyatları, atölye fiyatları, sülümancia ların kontrolünde. ekonominin %65i.
  • Yanıtla

Sait

Efendi, dünyada kimse artık sıcak savaş istemiyor. Cihangirlik dönemi ebedi kapandı. Sen hale tarihteki zihniyetle yaşıyor olmalısın. Çağ değişti, olaylar geride kaldı. İnsanlık dünyevi mucizelere ulaştı, geçmiş dönemin üzerini kapattı. Türkiye'nin her yerinde envayi çeşit anma törenleri yapılıyor. Biz Türker illa geçmişi kutsamakla mi mükellefiz?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23