• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
16 Ekim 2019

Suriye’de ne işimiz var?

Bize şunu soruyorlar: “Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Somali’de, Katar’da ne işimiz? Neden, oralarla bu kadar ilgileniyorsunuz?” 

Soru bu olunca, cevap şu oluyor: İlgilenmekten ziyade, kayıtsız kalmıyoruz, kalamıyoruz. Dün Afganistan, Bosna ve Kosova’da ne işimiz vardıysa, bugün de oralarda o işimiz var.

Bizler, aynı coğrafyanın benzer insanlarıyız. Oralar ile buralar arasında kayda değer bir fark yok. Aramızdaki sınırlar, tarih ve hakikat ile örtüşmüyor. Galip devletler cetvelle çizdikleri sınırlarla; aileleri bölüp, akrabaları ayırdılar. Meyveyi değil, insanı.

İşte, bu yüzden: Halep, İdlib, Menbiç, Celabrus veya Bab’da meydana gelen her gelişme memleketimizi derinden etkiliyor. Musul, Kerkük, Erbil, Sincar, Süleymaniye veya Telafer’de oluşan her boşluk bizi yakından ilgilendiriyor. 

Neticede, ortak kader diye bir şey var. Bu topraklarda olan biteni görmezden gelip, “Biz ne?” diyemiyoruz. “Bana ne Amerika’dan” diyebiliriz ama “Bana ne Suriye’den” veya “Bana ne Irak’tan” diyemeyiz. 

Buraya dikkat: Bu beldelerin sakinleri, bir musibetle veya zulümle karşılaştıkları zaman kurtarıcı olarak gözlerimizin içine bakıyor, kurtulmak için bize geliyorlar. Sadece dostlarımız için değil, ülkemize ve milletimize düşmanlık edenler için bile canları tehlikede olduğu zaman, Türkiye’ye sığınmanın yollarını arıyorlar.

İnsan unutkandır, hep birlikte hatırlayalım: Saddam Hüseyin Irak’taki Kürtlerin üzerine yürüyünce, Kürtler, canlarını kurtarmak için çoluk çocuk Türkiye’ye sığınmıştı.

Şah döneminde İslamcıların, rahmetli Humeyni döneminde de seküler İranlıların sığındığı yer yine Türkiye olmuştu. İsrail Lübnan’ı bombaladığında, yüzlerce Lübnanlı Hatay üzerinden Türkiye’ye sığınmıştı. 

Ermeniler Karabağ’a saldırınca, Karabağ halkı, Azerbaycan’dan önce Türkiye’ye bakmıştır. İsrail Filistin’e saldırdığında, Filistin halkının ve direniş örgütlerinin bakışı da budur. 

Balkanlar’daki durum da pek farklı değildir. Bosna’dan Sancak’a, Bulgaristan’dan Arnavutluk’a, Batı Trakya’dan Kosova’ya kadar o coğrafyada yaşayan Müslümanlar, en ufak bir hadisede bakışlarını Türkiye’ye çeviriyor. 

Anadolu’nun doğal bir uzantısı olan Suriye halkının da Türkiye’den başka yardım bekleyeceği, ülke yok. Bizden başka yardım edenleri de yok. Coğrafi konum da binlerce kilometrelik coğrafyalar aşıp, Suriye’ye gelenlerin niyetleri de buna müsait değil.

Bize yöneltilen bir başka soru: “Bırakın devletlerini kursunlar. Bunun size ne zararı var?”

Cevabımız belli: Devletleri millet kurar. Olması gereken budur. Milletin dışında bir başka güç devlet kurmaya kalkarsa, ancak sahibinin sesi, kukla veya garnizon olur.

Suriye topraklarının üçte birlik bölümünde, Arap ve Türk denizinin tam orta yerinde, birkaç yüz bin kişilik bir etnik gruba sözde devlet kurmak istiyorlar. Bu niyetin arkasında kimlerin olduğu, hangi maksadı taşıdığı ve neye karşılık geldiği biliniyor. 

Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki hareketliliği, beka sorunu ve hayatiyet meselesi olarak kabul ediyor. Bu tavır, kimilerine abartılı geliyor. Kimileri tarafından, iç siyasete yönelik bir hamle gibi algılanıyor. Ancak öyle değil. İşin aslı, esası şudur: Suriye’nin kuzeyinde, birkaç yüz bin kişi için etnik kökene dayalı bir devlet kurulursa, ülkemizde ve komşularımızda yaşayan milyonların gidişatı buna göre olur.

Suriye ve Irak’ın kuzeyinde bu kadar uzun ve sorunlu bir sınır, istikrardan, rahat ve huzurdan uzaktır. Milletin ve memleketin dikkatini dağıtır, başını ağrıtır, emeğini ve enerjisini yutar. Ülkemizi kuşatan bir terör koridoru olmaktan başka bir işlevi olmaz. Adım adım yaklaşan bölücü tehlikeye müdahale etmemek, seyirci kalmak geleceğinden vazgeçmek anlamına gelirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Fırat Kalkanı Harekâtı ve Zeytin Dalı Operasyonu ile belli bir bölgeyi işgalcilerden kurtardı, teröristlerden temizledi. İnsanlar evlerine döndü, hayatlarına huzur ve kardeşlik geldi.

Barış Pınarı Harekâtı da benzer niyetler ile tasarlandı: Oyunu bozmak, kuşatmayı yarmak için harekete geçildi. Ülkemizi bölmek isteyen terör örgütleri ve onları modernize etmek için elinden geleni yapan “müttefiklerimiz” gelmeden, biz gidelim istendi. Mesela bundan ibaret.

Buna karşılık, bu harekâta karşı çıkanların önemli bir kısmı, ülkemizi yakıp yıkanlardır, milletimizin canına ve malına kastedenlerdir. Terör saldırılarına ve eşkıyalığa sessiz ve kayıtsız kalanlar da onlara destek vermektedir. 

Kim ne derse desin: Milleti korumak, ümmeti kollamak için oradayız. Yaşamak için yaşatıyoruz, kurtulmak için kurtarıyoruz. İşgal değil, kurtarma operasyonu yapıyoruz. Toprak kazanmıyoruz, gönül kazanıyoruz. 

Allah yar ve yardımcımız olsun. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

İlk kemalden son kemale değişen bşii yok!

Kılıçdaroğlu; "ne işimiz var bizim Suriye' de, ne işleri var 4 milyon Suriye' linin Türkiye' de" diyor! Bu laf tesadüfî değil, atatürk Yemen Türküsünü dinlerken; "ne işi vardı onca anadolu çocuğunun Yemen' de!" demişti! Müthiş bir arap düşmanıydı (müslüman okuyun onu) düşmanıydı; arap düşmanlığı tohumlarını topluma ilk serpen oydu, ki; tüm chp arap düşmanıdır! 'Arap da dereye apışmış' türküsünün mucidi onlardır. Müslüman milleti darmadağın etmek için hiç ilgi ve alakası olmayan Sümerlere yapıştırmıştır Türkleri; hiç bir şeyden çakmadan!
  • Yanıtla

Amin

Amin velhamdulillahi rabbulalemin.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23