THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Pasinler, Malazgirt ve Otuz Ağustos

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Soru, her zaman, sorun teşkil etmez. İyi bir soru sahibiyseniz, iyi bir cevap sahibi de olabilirsiniz. Hatta başka iyi sorularla ve dolayısıyla başka iyi cevaplarla da tanışabilirsiniz.

İşte iyi bir soru: Bir savaşı, zafer haline getiren nedir? Savaşa katılan askerler ya da kullanılan silahlar mı, cephede elde edilen başarılar mı? 

Soruyu ben sordum, işi uzatmamak adına, cevabı da kendim vereyim: Bir savaşı zafer haline getiren, o savaşın, neticesi yani neyi değiştirdiğidir.

Mesela Malazgirt Meydan Muharebesi, Müslüman Türk milletinin zaferidir. Çünkü bir milletin, milletimizin kaderini değiştirmiştir. Durduğu yerden başka gidecek hiçbir yeri olmayan insanlar, 1071’de, Bizans soğuğuna ve Moğol karanlığına karşı bir ateş yakmıştır. Malazgirt’te Anadolu’nun kapıları, sadece Türklere değil, İslamiyet’e, kardeşliğe ve huzura açılmıştır.

Bazıları, “Malazgirt neden bu kadar büyütülüyor?” diyorlar. Rahmetli Nurettin Topçu ise şöyle söylüyor: “Zaferin değerini kazananlar bilmez, onu mağluplara sorun.”

Bu zaferin önemini anlamak, derinliğini kavramak için, hakikaten, Malazgirt ovasında bir gece geçirip sabahı görmek gerekiyor. Malazgirt Savaşı’nın yapıldığı yerleri gezmek, Alpaslan’ın ordusundaki ruhu kuşanmak gerekiyor.

Haklısınız… Malazgirt, milletimizin hayırlı evlatları gibi, beni de heyecanlandırıyor. Ne yalan söyleyeyim: “Malazgirt zaferinin 908. yılında dünyaya geldim” demek, beni daha kuvvetli, daha köklü yapıyor.

Böylesine büyük bir zaferin 1000. yılına doğru ilerliyoruz. Çoğu gitti, azı kaldı. Ömrü olanlar, o günleri görecekler: 2071 çok daha farklı, çok daha büyük, çok daha anlamlı olacak. Eminim ki, Malazgirt zaferinin 1000. yıldönümünde yer yerinden oynayacak inşallah.

Yeri gelmişken…

En az Malazgirt Savaşı kadar kıymetli olan, Pasinler Meydan Muharebesi’nden de bahsetmeliyiz. Pasinler, 1048’de oldu. Yani Malazgirt’ten tam 23 sene önce. Müslüman Türk milletinin Bizans ile ilk sıcak teması niteliğindeki bu savaşta, Selçuklu ordusu, elli bin kişilik düşman ordusunu neredeyse tamamen imha etti.

Pasinler’den Malazgirt’e uzanan süreçte, birçok Anadolu şehri fethedildi. Erzurum, Malatya, Sivas, Kars, Kayseri, Konya, Niksar ve Emirdağ İslam toprağı haline geldi. Mutlaka, dikkatinizi çekmiştir: Pasinler, Malazgirt’e göre, daha Batıda kalıyor. 

Söylemeye çalıştığım şey şu: Malazgirt’te Anadolu’nun kapısı açılmışsa, Pasinler’de Anadolu’nun kapısına gelinmiştir. Buna rağmen Malazgirt’i kutluyor, Pasinler’i yok kabul ediyoruz.

Pasinler’i, benim açımdan, kıymetli kılan bir sebep daha var. Elbette bunu sadece Allah bilir ama Malazgirt zaferinin 1000. yılını görmeye, ömrüm biraz zor yeter. Buna karşılık, Pasinler’in 1000. yılını görebilme şansım daha yüksek.

Bir de yakın dönemde cereyan eden ve ‘zafer’ diye kutladığımız savaşlar var. Onlar için aynı şeyleri söylemek çok zor. Doğrudur, askeri başarılar kazanılmıştır. Fakat bu başarılar, ne yazık ki, zafere dönüştürülememiştir.

Mesela, ‘zafer’ diye kutladığımız, o savaşlardan bir tanesine bakalım. 

Otuz Ağustos’tan önce, Ege adaları Yunanlıların ve İtalyanların elindeydi. Otuz Ağustos’tan sonra, yürütülen yanlış politikalar yüzünden, bu adaların hepsini Yunanistan’a kaptırdık.

Otuz Ağustos’tan önce, Anadolu’nun illeri ve ilçeleri misyoner kaynıyordu. Otuz Ağustos’tan sonra, sadece iller ve ilçeler değil, köyler de misyonerle doldu. Hepsi, Brunson örneğinde olduğu gibi, başımıza bela oldu.

Otuz Ağustos’tan önce, Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Musul vilayeti İngilizlerin işgali altındaydı. Otuz Ağustos’tan sonra, Ankara Anlaşması’yla, resmen Birleşik Krallık Mezopotamya Mandası’nın bir parçası oldu. Bugün de Amerikalıların...

Görülüyor ki, değişen pek bir şey yok. Hatta aleyhimize değişen şeyler var.

Elbette, savaşanlara; şehit ve gazilerimize hiçbir kabahat yüklemiyoruz. Onlar zaferden değil, seferden sorumluydular. Üzerlerine düşeni fazlasıyla yaptılar. Ancak onların bu başarıları, iyi değerlendirilemedi. 

İstiklal Harbi’nde bir imkân olarak kullanılan İslam, savaş bittikten sonra, belirleyici olmaktan çıkarıldı. Müslümanlar sistem dışına itilmek istendi. 

Yapılan bu büyük hata, Pasinler ve Malazgirt’ten itibaren süregelen mücadelenin yok sayılmasına, milyonlarca vatan evladının yüzlerce yıldır verdiği emeğinin heba olmasına sebep olmuştur.

Tolstoy şöyle söylüyor: “Başkalarının hayatından ders alın. İnsan bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.”

Yazımızın sonu, böyle olsun: Hata yapmak insana mahsustur. Devletler ve milletler de insanlar gibidir. Önemli olan hatayı tekrarlamamak ya da hatada ısrar etmemektir.

 

YORUM YAZ

  • MOHAÇMOHAÇ26 gün önce
    ...30 Ağustos Türk Milleti için elbette var olma savaşının ZAFER le sonuçlanmasıdır. ...
  • Uğur KartalUğur Kartal27 gün önce
    Çerçeveletip duvara asılması gereken bir yazı olmuş. Helal olsun.
  • Berk ÇağlayanBerk Çağlayan28 gün önce
    30 Ağustos'a günler kala bu yazının anlamı nedir?
  • ŞaşkınŞaşkın28 gün önce
    Malazgirt Anadolu'da bir başlangıçtır ve değeri tartışılmaz. Ama konuyu getirip 30 Ağustos'un "başarısızlığına" bağlarsan bu olmaz. Her dönem kendi koşullarında değerlendirilirse anlam kazanır. İngilizler'in tam da osmanlıyı yıktik dedikleri bir dönemde bir dirilişin sembolüdür 30 Ağustos! İngilizlerin Osmanlı'yı yıkmak için uyguladığı taktiğin aynısı bugün Türkiye'de tezgahlanıyor ve ne yazık ki bazı çevreler bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde onlara yardım etmekten geri durmuyor. Osmanlı'yı yıkmak için tüm etnik ve dini unsurları örgütleyip kimine devlet, kimine halifelik kimine kilise vaat etmediler mi? Büyük oranda başarılı olsalar da Osmanlının küllerinden bu ülke doğdu. Şu an Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için aynı taktik uygulanmaktadır. Birbirine düşman bu kadar "cemaat" neyin nesidir? Kim besliyor bunları? Kürtler, Ermeniler ayrımcılık için bu cesareti nereden alıyorlar? Ve dikkat edin tek bir ortak hedef var: Türkiyeyi 30 Ağustos öncesine döndürmek, yani Ankara ve çevresiyle sınrlı bir ucubeye çevirmek! Bakın Cumhuriyetin ilk 15 yılında Osmanlıdan devreden tüm borçlar ödenmiş, hemen her alanda 48 tane fabrika kurulmuş ve bağımsız bir ülke ortaya çıkmış... 2. Dünya Savaşı sonrası tekrar saldırıya geçen "Koalisyon" iç yıkım için öyle çalıştı ki bugün tüm üreten değerlerini satmış, tarımını sıfırlamış, 500 milyar dolar dış borcu olan "zavallı" bir ülke görüntüsüne getirmiştir. Toplumun bir kesimini Atatürk'ün yaptığı ve kurguladığı herşeyi yıkarsak ülke kurtulur algısı içine soktular. Yahu Atatürk'ün kurduğu şey Türkiye'dir; yıkmaya çalıştığımız şey de odur. Varsa yanlış düzeltelim, varsa eksik tamamlayalım. İngiliz kafası ile düşünmekten kurtulduğumuz gün kurtuluşumuz olacaktır.
  • İsimsiz okurİsimsiz okur28 gün önce
    Yalan söyleyen tarih utansın.