Niyet meselesi…

30 Ocak 2019 Çarşamba

Şurası kesin: Hiçbir insanın niyetini bilemeyiz. Tahmin ederek, insanları sorgulayamayız. His üzerinden, insanlar hakkında hüküm veremeyiz. 

Kulaktan dolma bilgilerle hareket edeceksek, gözlerimiz neden var? Tek kılavuzumuz akıl olacaksa, kalp ne işe yarar?

Niyet okumaya meyilli olmak, ister istemez, hataları da beraberinde getirir. Kul hakkı kapısı, ardına kadar açılır.

Bunu istemiyorsak, şunu yapmalıyız: Zanla hareket etmek yerine, zanlıların üzerine gitmeliyiz. Aksi halde, biz de zalimlerden oluruz.

Bunu söylerken, şunu da hatırlatıyoruz: “Ameller niyetlere göredir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır.”

Niyet, her işin başıdır. Namaz bile, niyet ile başlar. Halis niyet, salih ameli beraberinde getirir. 

Birbirine çok yakın, hatta birbirinin aynısı gibi görünen insanlar, aslında bambaşka dünyaların, niyetlerin temsilcisi olabiliyor.

Aynı kelimeleri kullanarak cümle kuran ama söz diziminde küçük değişiklikler yapan, iki insan düşünelim. Bu küçük değişiklikler, aslında, birer üslup meselesidir.

Şöyle de söylenebilir: Üslup, bir bakıma cümlenin ve cümle sahibinin niyetini ortaya çıkarır. Biz de, bu yazıyı yazarken, üslubumuza dikkat etmeliyiz. 

Sanırım, şöyle devam edebiliriz…

Herkes kendi içini, içinden geçeni bilir. Biri daha: Allah da bilir. Her şeyden ve herkesten kaçabiliriz ama iki şeyden kaçamayız: Kendimizden ve ölümden.

Şunu söylemeye çalışıyorum: Bazılarıyla, aynı kelimeleri kullanarak aynı söylemi dillendiriyoruz. En azından dışarıdan öyle görünüyor. Fakat aramızda çok ciddi bir niyet farkı var. 

Kuşkusuz, bu satırları biraz daha açmam gerekiyor. Konuyu daha iyi kavramak için bir örnek vereyim. Aklıma, hurma ağacından daha iyi bir örnek gelmiyor.

Peygamber meyvesi olan hurma, ne mübarektir. Hem besin değeri yüksektir, hem de biz Müslümanlar için çok özeldir. Bizler, yediğimiz hurmanın çekirdeğini bile çöpe atmaya kıyamayız. Bir mendil içine saklar, ilk fırsatta, bahçenin veya saksının bir köşesine iliştiririz.

Toprakla buluşan hurma çekirdeği, genellikle, birkaç yaprak ile gösterir kendisini. Sonra, kış mevsiminde kaybolur gider. Bir daha kendisinden haber alınmaz. Buna rağmen kimse niyetini bozmaz. Hiç kimse bu işten vazgeçmez.

Neredeyse her sene, bu sahne tekrarlanır. Milyonlarca hurma çekirdeği, bahçeye veya saksıya dikilir. Kimse hurma çekirdeğini dikmekten bıkmaz, usanmaz. 

Bu insanlardan biri de, bendeniz. Büyük bir sabırla ve ısrarla, hurma çekirdeği ekimi işini tekrarladım, tekrarlıyorum. 

Altı yıl önce toprağa attığım hurma çekirdeklerden bir tanesi, tuttu. Çetin geçen bir kışı, üstelik açık havada, kayıpsız atlattı. 

Bu başarı, mükâfatsız bırakılamazdı. Saksısını büyütüp, salonumuzun başköşesini ona tahsis ettik. Hâlihazırda, boyu bir metreyi geçti. 

Bir de hurma ağacından testisini dolduranlar var.

İlkbahar geldiğinde hurma ağacının tepesini kesiliyor. Sonra buraya bir oluk yapılıyor. Oluğun ucuna da bir testi yerleştiriliyor. 

Hurma ağacından bir gecede gelen su, ortalama on litreyi buluyor. Bu su, birkaç saat içerisinde ekşiyerek, kuvvetli bir içkiye dönüşüyor. 

Tepeleri kesilen hurma ağaçlarının hayatta kalma şansı çok az oluyor. Bu ağaçlar, çoğunlukla kuruyor. Kurumayanlar ise yıllarca mahsul vermiyor. 

Osmanlı Devleti, tepesi kesilen hurma ağaçları için “lâkebi resmi” vergisi alıyordu. Ağaç başına, 6 Mecidiye…

Bu vergi, içki yapılmasını engellemekten daha çok, başı kesildiği için yıllarca ürün vermeyen hurma ağaçlarını korumak amacıyla konulmuş.

Peki, bizler ne yapıyoruz, nasıl bir önlem alıyoruz? Bu konuda, biraz düşünmemiz gerekiyor.

Farkındayım: Konumuz hurma ağaçları değildi. Fakat içimden bir ses şunu söylüyor: “Ben daha öteye geçemem, yanarım.”

Melek miyim? Hayır, değilim.

En azından şunu söyleyebilirim, söylemeliyim: Pek kıymetli Aydın Ünal ağabey, refikimiz Yeni Şafak gazetesindeki, yazılarını noktalamış. Üzüldüm. 

Hakkında ve hakkımızda, hayırlısı olsun inşallah.

Uzun sözün kısası: Acilen ve ihtiyaçtan, yeniden niyet etmeliyiz. 

Yazımızı bir dua ile bitirelim: Allah’ım, niyetlerimizi halis, amellerimizi salih, emeklerimizi hayırlı eyle. Âmin.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • adem.adem.3 ay önce
    çok güzel bir yazı,ibretle okumak gerek.hele şurası vehameti ne kadr güzel anlatıyor;"Farkındayım: Konumuz hurma ağaçları değildi. Fakat içimden bir ses şunu söylüyor: “Ben daha öteye geçemem, yanarım.”.zulüm de tam o noktada başlıyor zaten.
  • NerminNermin3 ay önce
    Hurma örneği dikkatimi çekti. Gerçekten çok ilginç olmuş. Nasıl büyüttünüz o hurmayı mutlaka öğrenmek isterim. :)
  • Bahri ÇavuşBahri Çavuş3 ay önce
    Liyakat öncelik olmaktan çıktı. Kimin adamısın hangi gruptansın artık bu önemli. Allah sonumuzu hayretsin kardeşim.
  • Halil Necip KarataşHalil Necip Karataş3 ay önce
    Klasik bir Ayhan Demir yazısı: Kendinden emin ve net. Helal olsun. Böylelerine toplumun ihtiyacı var.
  • CevdettCevdett3 ay önce
    VEFA İstanbul'da bir semt adı olarak kaldı. Bunca yıl devlet bürokrasisine hizmet verenler yapılan hatalara karşı ''uyarı'' görevini yerine getirince bir kenara atılıp yerlerine ''kayıtsız, şartsız sadakat'' sahipleri geldi. Liyakat???
  • Kenan HemşinlioğluKenan Hemşinlioğlu3 ay önce
    Bravo doğrusu... Sonunda gerçeği görmüşsünüz. Biz bunu yıllardır anlatıyoruz be güzel kardeşim. Leblebi gibi adam öğütüyorlar. Çekirdek gibi adam çitliyorlar. Eriyen maaşlar çarşıda pazarda garibanın sırtındaki küfeyi karşılamıyor. Kendileri gel keyfim gel diyorlar.

Günün Özeti