THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

Ne söylüyor,ne yapıyoruz?

13 Haziran 2018 Çarşamba

Bazı konulardan bahsetmek, kışın, soğuk su satmaya benzer. Pek kârlı bir iş değildir. Birkaç içi yanmıştan başka, ilgi gösteren olmaz. Hatta birçok insan sizinle dalga geçer. Varsın geçsinler.

Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye isimli eserinde, şöyle söylüyor: “Namuslu adam, elinin ve iradesinin uzanabildiği kadar geniş bir sahada harekete geçmeyi vazife bilir. Hareketsizliğin günah olduğuna inanır.”

Şahsen benim muhatap kabul ettiğim kişiler, işte o içi yanmış namuslu adamlardır. Onlar su katılmamış bir mesuliyet duygusuna sahiptirler. Yazılarımı onlar için kaleme alırım. 

Bu uzun girizgâhtan sonra, sözü şuraya getirmek istiyorum: Konuşmak ile yapmak arasındaki farka. 

Konuşmak ile yapmak arasında fark, sandığımızdan daha mühim, bildiğimizden keskindir. Bu fark, aynı zamanda, bizim samimiyetimizi ve sahiciliğimizi de ortaya çıkarır. 

Tam da bu yüzden…

Samimiyet, söylenen değil, hissedilen bir şeydir. Sahicilik, anlatılan değil, anlaşılan bir şeydir.

Şimdi, biraz duralım. Düşünelim.  

Tehlikenin farkında mısınız? Mühim bir sorunumuz var: Söylediklerimiz ile yaptıklarımız birbirini tutmuyor. Kâğıtta yazan ile uygulanan işler birbiriyle çelişiyor. 

Bu çelişkiyi gözler önüne seren birçok örnek verebiliriz. 

Hemen, somut bir örnek verelim: Ramazanın ilk günlerinde bir iftar davetine katıldık. Salonda, Amerika’nın İsrail büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması sebebiyle, büyük bir öfke vardı. Selamlama konuşmalarında da, bu öfkeyi yansıtan cümleler dile getirildi. İşgalci İsrail’i destekleyen firmaların boykot edilmesinin önemi ve yerli malı kullanmanın gerekliliği vurgulandı. 

Buraya kadar her şey olması gerektiği gibiydi. Ta ki başımızı iftar sofrasına çevirinceye kadar…

İftar masasındaki gazlı içecekler, İsrail destekçisi, bir Amerikan firmasına ait idi. Adında “Cola” ifadesi bulunan değil, diğeri. Ötekinin de meyve suları vardı.

O an, İsmet Özel’in Kalın Türk’te yer alan şu cümlesini hatırladım: “Medeniyet bize incelik verdi, fakat içtenliğimizi ve samimiyetimizi elimizden aldı.”

İbret verici bir örnek daha…

Doğu Türkistan’da yaşayanlar, yaşananlar hepimizin malumu. Çinlilerin Uygur Türklerine yönelik baskı ve zulümleri, iman sahibi herkesi derinden üzüyor. Vatanından kovulan ya da doğduğu toprakları terk edip Türkiye’ye sığınmak zorunda bırakılan kardeşlerimizin hali ve ahvali, vicdan sahibi herkesin yüreğini burkuyor.

Zaman zaman gazetelerin, haber sitelerinin ve araştırma merkezlerinin dış haber sayfalarında ya da dünya raporlarında Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü anlatan haber ya da yazılarla karşılaşıyoruz. Buralarda, haklı olarak, Çin yönetimi adeta yerin dibine batırılıyor. 

Buraya kadar da her şey yerli yerinde. Ancak asıl mesele buradan sonra başlıyor. 

Çinliler, Doğu Türkistan için, işgal edilmiş, yeni fethedilmiş ülke anlamına gelen “Sincan” ismini kullanıyorlar. Doğu Türkistan’daki olayları gündeme getiren gazete,  haber sitesi ya da raporların önemli bir kısmı da Çin ağzıyla konuşmaktan geri durmuyor. Onlar da, Çinliler gibi, “Sincan” diyorlar. 

Bu hatanın, ihanetten değil, bilgisizlikten kaynaklandığını düşünelim. Peki, bu medya organlarının, ekonomi sayfalarında, “Yükselen dev: Çin” başlığı altında bu ülkeye methiyeler dizmesi, övgüleri peş peşe sıralaması nasıl izah edilebilir? Hepsinden önemlisi: Çin’de üretim yapan firmaların, ülkemizde pazar imkânı bulması hangi gerekçenin ardında gizlenebilir? 

Şurası kesin: Kardeşlik hukuku dediğimiz şey, Çin malları kadar ucuz ve kalitesiz değildir. Kuru kazanca ve dünyalık kâra endekslenemez.

Durum sadece bu örneklerden mi ibaret? Elbette hayır. Ancak bu tatsız ve talihsiz örnekleri tek tek yazmam halinde, eminim ki ortaya uzunca bir liste çıkacaktır.

Onun yerine, bunu söylemekle yetinelim: Bizler, konuşmayı, yazmayı, ahkâm kesmeyi seviyor; fakat iş eyleme dönüştüğünde, sırra kadem basıyoruz.

Bu konuyu ben açtım, çaresiz, yine ben kapatacağım. En iyisi İbrahim Tenekeci’den iki mısra ile noktayı koymak: “Savaş çıksa da, savaştan kaçıp / Şiirler yazsak, kahramanlık üstüne.” 

 

YORUM YAZ

  • Furkan KaraoğlanFurkan Karaoğlan4 ay önce
    Ayhan abi kalemine sağlık. Duruşumuzun tutarlı olması şart. Aksi halde alay konusu oluruz.
  • Aziz TufanAziz Tufan4 ay önce
    En büyük yaramıza parmak basmışsınız. Allah razı olsun.
  • HaticeHatice4 ay önce
    Hiç unutmam ninem her zaman "ne olursan ol ama özü sözü bir adam ol" derdi. Yazını okuyunca onu hatırladım. Allah rahmet eylesin.