Mavi vatan:Doğu Akdeniz...

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Ecnebilerin tarihi, Müslümanlara karşı çifte standartlarla doludur. Bu konudaki en iyi örnek, 1911’deki Türk-İtalyan savaşıdır.

Osmanlı devletinin zayıflamasıyla, Avrupa devletleri bu durumdan istifade etme yarışına girerler. Fransa, Tunus ve Cezayir’i, İngiltere Mısır’ı işgal eder. İşgal yarışında geride kalmak istemeyen İtalya ise Trablusgarp’ı işgal etmek için kıyı şeridine asker çıkarır. Osmanlı denizden yardım göndermesin diye de 12 Ada’yı işgal ederler.

Sonrasını hepimiz biliyoruz.

Osmanlı, buna rağmen, gerek yolladığı asker ve gönüllülerle, gerek bölgedeki Müslüman ahaliyle, kuvvetli bir direniş hattı oluşturur. İtalyanlar, birkaç sahil noktasında sıkışır ve içeriye doğru ilerleme kaydedemezler. 

Tam o esnada Balkan Harbi patlak verir. Osmanlı, İtalya ile mücadele edecek pozisyonunu kaybeder. Çünkü Balkan devletleri birleşmiş ve İstanbul’u tehdit eder hale gelmiştir. 

Trablusgarp direnişi umutsuz bir hale gelir. Çaresiz Osmanlı, masaya oturmak zorunda kalır. 18 Ekim 1912’de, Trablusgarp’ı İtalya’ya bırakan, Uşi antlaşmasını imzalar. 

Buraya kadar olan biten her şey normal görülebilir. Bir ülke, başka bir ülkeye savaş açmış ve bir şekilde galip gelmiştir. Dikkat çekici ve ibret verici olan, Uşi antlaşmasındaki şu maddedir: “Osmanlı devleti, saldırgan taraf olduğunu kabul edecek, düşmanca hareketleri hemen kesecek, bütün askerlerini ve görevlilerini bölgeden çekecektir.”

Akıl alır gibi değil: Düşmanca tutum sergileyen İtalya, saldıran taraf İtalya ve başka bir ülkenin toprağını işgal eden İtalya; fakat “düşmanca hareketler” yapan Osmanlı.

Gerçekten çok tuhaf. İtalyanlara göre; bir Müslümanın vatanını savunması, canını ve namusunu korumaya çalışması, “düşmanca hareketler” kategorisine giriyor. Bazı Avrupa ülkeleri de böyle düşünüyor olmalıydı ki, bu antlaşmaya taraf olup, İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmesine rıza göstermişlerdi.

Bir diğer ibretli örnek de 1897’deki Türk-Yunan savaşıdır. 

Yunanistan’ın sınır tecavüzleri ve çetelerin Türk topraklarındaki yağmaları tahammül sınırlarını aşar. Osmanlı devleti Yunanistan’a savaş ilan etmek zorunda kalır. Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Yunanlıları peş peşe yenilgiye uğratıp, Atina kapılarına dayanır. 

Önünde ordu diye bir şey kalmamış olan Türk askerinin, Yunanistan’ı baştanbaşa işgal etmesi için hiçbir engel kalmamıştır. Durumun fenalığını gören Avrupa devletleri, Osmanlı’ya baskı yaparak, Yunanlılarla masaya oturmasını sağlar. 

Osmanlı, savaş meydanında kazandıklarının hepsini masada kaybeder. Yetmezmiş gibi, birkaç yıl sonra, Girit adasını kaybetmeye mahkûm edilir. Girit, Hıristiyan dünyası tarafından, mağlup Yunanistan’a hediye edilir.

Bu örnekleri neden verdim? 

Şunun için: Sözü, hayli önemli bir mesele olan, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e getirmek istiyorum. Ancak bunun için önce Girit’ten bahsetmeliydim. Çünkü Girit’i hatırlamadan, Kıbrıs’ı tam olarak anlamanın ve anlatmanın imkânı yokt

Devam edelim.

Türkiye, 1974 yılında, kardeşlerini korumak, Ege ve Akdeniz kuşatmasının tamamlanmasına mani olmak için Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yaptı. Milletimiz, asırlar sonra kaybettiği toprakların çok küçük bir bölümünü geri almayı başardı. Üstelik en zayıf dönemlerimizden birinde, ikinci el silahlarla ve silahların ilk sahiplerine rağmen.

Batılılar için durum tam tersi. Onlar, kendilerinden alındığını düşündükleri, bu toprakların “kaybedilmesini” bir türlü hazmedemiyorlar. Bu sebeple, Rum kesimini apar topar Avrupa Birliği’ne dâhil edip, Türkleri yok sayıyorlar.

Kıbrıs Rum Kesimi’nin Lübnan, Mısır ve İsrail’le imzaladığı Akdeniz’de petrol arama anlaşmalarını kabul etmiyor, itiraz ediyoruz. İtiraz etmekle kalmıyor, kendi işimize bakıyoruz. Fatih ve Yavuz isimli gemilerimiz Doğu Akdeniz sularında sondaj çalışması yapıyor.

Doğu Akdeniz’de olan bitene seyirci kalmamız veya geri adım atmamız halinde, bağırsak duyulacak mesafede, tam gözümüzün önünde, tehlikeli bir şey oluşacak. Dinî ve millî sorumluluğumuzun yanı sıra, bekâ hassasiyetimiz de bu duruma müsaade etmiyor. 

Türkiye, Doğu Akdeniz’de, hem Kıbrıs Türklerinin hem de Anadolu insanının haklarına sahip çıkıyor. Gerçekten de çok tuhaf: Neredeyse herkes bölgede ama sadece biz istenmiyoruz. Mesela Avrupa Birliği, bölgedeki sondaj çalışmaları sebebiyle, Türkiye’ye yaptırım kararı aldı. Alsın. 

Ülkelerin sadece sınırları değil, haysiyetleri de vardır. Türkiye’nin de var. Her ikisini de korumak zorundayız. Yedi düveli ve düvel-i muazzamayı karşımıza alma pahasına olsa bile. 

Başka çaremiz ve vatanımız yok.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Adnan Adnan 3 gün önce
    İsimsiz nickli yorumcu arkadaş yorum yazarken sarhoşmuydu acaba
  • Ali HocaAli Hoca15 gün önce
    Öncelikle gönlünüze, elinize sağlık diyorum.Rabbim bu millete ve Ümmeti Muhammed e basiret ,birlik versin inşallah.Ne yazık ki bu durumdan rahatsızlık duyan içimizdeki gaflet ve delâlet ,belki de ihanet içinde olanlara da ıslah olmaları için dua ediyorum.İslah olurlar mı? Allah tan umut kesilmez.
  • AlperenAlperen18 gün önce
    Akdeniz Türk gölüdür. Aksini iddia eden varsa buyursun denesin. İşte o kadar.
  • İsimsizİsimsiz19 gün önce
    Akdeniz şarkılara konu olacak kadar güzel ve savaşlara sebep olacak kadar stratejik bir deniz. Türkiye’nin burada çok sağlam durması lazım. Kıbrıs vazgeçilmez bir ileri karakoldur. İngiliz oradaysa mutlaka Türkiyede orada olmaya devam etmeli.
  • Halis BaştürkHalis Baştürk19 gün önce
    Ayıdan post gavurdan dost olmaz kardeşim. Benim bildiğim budur. Gerisi yalan dolan.

Günün Özeti