Kinim dinimdir diyenler

26 Aralık 2018 Çarşamba

Hıristiyan ve Yahudi dünyasının tarihi, Müslümanlara karşı çifte standartla doludur. 1911’deki Türk-İtalyan Savaşı, bu konuya verilebilecek, en güzel örnektir.

Osmanlı devletinin zayıflamasıyla birlikte, Avrupa devletleri bu zayıflıktan pay kapma yarışına girişiyor. Fransa, Tunus ve Cezayir’i işgal ediyor, İngiltere de Mısır’ı.

İşgal yarışında geride kalmak istemeyen İtalya ise Trablusgarp’ı işgal etmek için kıyı şeridine asker çıkarıyor. Osmanlı denizden yardım göndermesin diye de On iki Ada’yı işgal ediyorlar.

Sonrasını herkes biliyor: Osmanlı, gerek yolladığı asker ve gönüllülerle, gerek bölge halkıyla birlikte, kuvvetli bir direniş hattı oluşturuyor. Birkaç sahil noktasında sıkışan İtalyanlar, içeriye doğru ilerleyemiyor. 

Tam o esnada Balkan Harbi patlak veriyor. Balkan devletleri birleşiyor, İstanbul’u tehdit eder hale geliyor. Trablusgarp’ta pozisyonunu kaybeden Osmanlı, çaresiz, İtalya ile masaya oturmak zorunda kalıyor. 18 Ekim 1912’de imzalanan Uşi Antlaşması ile Trablusgarp, İtalya’ya bırakılıyor. 

Buraya kadar her şey normal kabul edilebilir. Bir ülke, başka bir ülkeye savaş açmış ve bir şekilde galip gelmiştir. Dikkat çekici ve ibret verici olan, anlaşmadaki şu ifadedir: “Osmanlı devleti, saldırgan taraf olduğunu kabul edecek…” 

Akıl alır gibi değil: Saldıran ve düşmanca tavır sergileyen İtalya, toprağı işgal edilen ise Osmanlı; buna karşılık “saldırgan taraf” olduğunu kabul etmesi beklenen yine Osmanlı.

İtalyanlara ve antlaşmaya taraf olup, olan bitene rıza gösteren Batılılara göre; vatanını savunmak, canını ve namusunu korumak “saldırganlık” sayılıyor.

Mülkün temeli, tek kelimeden ibaret: Adale değil, adalet.

Sözü, şuraya getirmek istiyorum. 

Yirminci yüzyılın başında, Filistin topraklarındaki Yahudiler bir avuç idiler. İngiliz işgalinin ardından, bölgeye büyük bir Yahudi göçü yaşandı. Yahudi nüfusu, kısa zamanda, devlet kuracak sayıya ulaştı.

İşte o andan itibaren bölgenin yerel halkı olan Müslümanlara yönelik zulümler başladı. Gözü korkan Müslümanlar, bölgeden kaçtılar. Kaçmayanlar da zorla dışarı atıldılar. 

İsrail, Filistinlileri yıllardır kuşatma altında tutuyor, Filistin’de terör estiriyor. İnsanlık dışı ne kadar şey varsa, hepsinde rekor üstüne rekor kırıyor.  Filistin halkına yönelik katliamlar, soykırım boyutuna ulaştı. 

Bölgeye dışarıdan gelen Yahudilerdi. Saldıran, zulmeden ve işgal eden taraf da onlar. Yetmedi, dünyanın dört bir yanına gönderdikleri ajanlara, sayısız cinayet işlettiler. 

İsrail saldırganlığı, Müslümanlara yönelik düşmanca hareketleri 1948’den beri devam ediyor. Filistinli Müslümanlar da güçleri yettiğince direniş gösteriyorlar. 

İsrail’in elinde her türlü ağır silah var. Buna, kullanımı yasak olan silahlar da dâhil. Filistinlilerin elinde ise taştan ve “ev yapımı” birkaç küçük silahtan başka hiçbir şey yok.

Buna rağmen, Yahudiler medeni oluyor, Filistinliler ise barbar! 

Yahudiler, Müslümanları şehit ederken, “kendilerini savunmuş” oluyor. Müslümanlar ise nefsi müdafaa yapıyor diye “terörist” ilan ediliyor!

Sadece İsrail değil, Amerika’nın başını çektiği bütün Batı dünyası, “terörist saldırılarından” dolayı Filistinli Müslümanları suçluyor!

Uzun sözün kısası: Yirminci yüzyılın ilk yarısındaki tablo, bugün tekrar yaşanıyor. Saldırgan taraf İsrail, düşmanca tavır takınan İsrail, toprağı işgal edilen ise Filistin. Buna karşılık “terörist” ve “saldırgan” ilan edilen yine Müslüman Filistin halkı.

Biz Filistin dedik, siz Afganistan ve Irak diye de okuyabilirsiniz.

Şimdi de sözü, buraya getirmek istiyorum.

Katil İsrail, elindeki kana bakmadan, mazlumların can simidi olan Türkiye iftira attı. Yıllardır Filistin topraklarını işgal altında tutan zalim İsrail’in sözde başbakanı daha doğrusu sözde elebaşı, Türkiye’yi ve Türk ordusunu, Kıbrıs’ta, “işgalci” olarak nitelendirdi.

Hakikat şu: Kıbrıs’ta bir Rum katliam vardı. Türk ordusunun, Ada’ya müdahale etmekten başka çaresi kalmamıştı.

Tablo yine aynı: Varlık sebebi kan dökmek olan İsrail, barışın teminatı Türkiye’yi itham ediyor. İnsan olmanın erdemlerini darağacında sallandıran İsrail, merhametin öz yurdu Türkiye’yi suçluyor. Haksızlığın tadını çıkaran İsrail, mazlumların hamisi Türkiye’ye hak ve hukuk dersi vermeye kalkıyor. Amerika ve diğer Batılılar, insanlık düşmanlarına tek kelime etmiyor.

Sözü uzatmayalım ve son noktayı koyalım: Batı’dan adalet beklemektense, Godot’yu beklemek, daha iyidir! 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • KahramanKahraman4 ay önce
    Kinlerinde boğulsunlar. Allah mazlumun ahını yerde koymaz. Er yada geç zalimler belalarını bulurlar.
  • ŞABANŞABAN4 ay önce
    Yaşlı Doçent sen gazetelere yazarak mı doçent oldun da burdan Profösör olmak istiyorsun?Yaşla mı oluyor bu işler? Yaşlanmışsın ama Prof olamamışsın.Ne istiyorsun be kardeşim? Ben seni her yazarın altındaki yorumlarda görmek zorunda mıyım?Bir de şu prof olma şartnamesine bak yahu!!!Hiç utanmadan sıkılmadan otomatiğe bağlamış....
  • nostaljinostalji4 ay önce
    Şu dünyada tarih boıyunca hem müslümanların hemde hristiyanların dina dına döktüğü kanlar satanistlerin öldürdüğü kedilerden fazladır. en büyük toplu katliamlar suikastlar ve cinayetler din maskesi altında işlenmiştirdinler artık miyadını doldurmuştur ve tarihin çöplüğüne atılmayı beklemektedirLer.dinler siyasetçilerin toplumları kandırma,uyuşturma ve oy çalma araçları haline gelmiştir. Müslüman ülkelerdeki katil İŞİD çilerinen büyük sloganı Hırsızların yolsuzlukluk yapanların ve katillerin rahatlıkla söylediği Ya Allah bismillah ve Allahuekber nidaları olmuştur..Menemende Kübilayın kafasını kesen derviş Mehmetler, 15 Temmuzda da Türk askerinin kafasını kesmeye yeltelenmiştir. (Dileyen internette görüntüleri bulabilir) Bu vahşi İslam anlayışı ... bizden ırak olsun Bizden fersah fersah uzak olun.Yolda sizi görsek kafamızızı çevirmezsek insan değiliz.
  • Lütfen Anlamaya çalış mayınLütfen Anlamaya çalış mayın4 ay önce
    Yahudiler percemlerini uzun bırakır kurdele bağlarve perceminden tutulup cennete atılacaklarına inanırlar,!!!Alak Sûresi / 15-16.Ayet15-16. Sakınsın o. Yok eğer (inkârından ve bu tutumundan) vazgeçmezse andolsun ki (onu) perçem(in)den, o yalancı, günahkâr perçem(in)den yakalayıp (cehenneme) sürükleriz. ***Rahmân Sûresi / .Ayet41. Günahkârlar, sîmâlarından tanınır da (cehenneme atılmak için onlar) alınların(ın) perçemi ile ayaklar(ın)dan yakalanır.
  • ORHAN İNANORHAN İNAN4 ay önce
    ELİNE SAĞLIK.GERÇEKLER BU KADAR AÇIK İKEN BATILILARI HALA MEDENİ KABUL ETMEK,İNSANİ DEĞERLERİN KURUCUSU VE KOLLAYICISI KABUL ETMEK TAM BİR ŞAŞKINLIK VE ŞAŞIRMIŞLIK HALİDİR. İSLAM MİLLETİ DOĞRULARI BİLİYOR VE ONA GÖRE DE TEDBİR ALMAK İSTİYOR.ANCAK,BATILILAR VE İÇİMİZDEKİ İŞBİRLİKÇİLERİ BUNU ENGELLEMEK İÇİN OLAĞAN ÜSTÜ BİR GAYRET VE SALDIRGANLIK İÇERİSİNDELER.BUNA RAĞMEN ONLARIN VAHŞİ VE İSLAM DÜŞMANI MEDENİYETLERİNİN SONU YAKLAŞIYOR,İNŞAALLAH ...
  • Erzurumlu HasanErzurumlu Hasan4 ay önce
    Ayıdan post siyonistten dost olmaz.
  • Oku mayınOku mayın4 ay önce
    Diyanet mealinde de geçiyor TEVHİD dini dahi TEVHİD dini NEDİR?
  • Oku mayınOku mayın4 ay önce
    Müslümanın iki bayramı var diyen bir Rasule ümmetiz , bir çok bayram kutlamak neyin nesi?
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent4 ay önce
    Sıkıntımızı Yazdığımız Tek Gazete Olan Yeni Akit Gazetesinin Değerli Yazarlarının Yardım Ve Aracılığıyla; Sayın Cumhurbaşkanımız; Doçent olduğumuz gün, emsallerimiz hangi dosya ile Profesör oluyorlarsa, biz de aynı dosya ile Profesör olmak istediğimizi; deneyim kazanmanın murad edildiği 5 yıl Doçentlik kadrosunda boşuna kalmak istemediğimizi; 5 yılın 5 katından fazla Üniversitemizde öğretim elemanı olarak çalışıp, 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazandığımızı; Üniversitemizde Doçentlik kadrosunu almak için gerekli olan puanın 5 katından fazla bir puanla Doçentlik kadrosunu aldığımızı; emeklilik yaşımızı geride bırakıp ömrümüzü verdiğimiz Üniversitemizde, Profesör olmak için 5 koca yıl beklemememiz gerektiğini; dosyası dolu ama ömrü de dolu Yaşlı Doçentler olarak, Profesör olmak için, zaman sınırı olmadan, dosyamızı Doçent olduğumuz Üniversitemize sunmamıza kapı aralamanızı sizden istirham eder, saygılarımızla taleplerimizi arz ederiz: A-) 1-5 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 5 yıl sonra Profesör olabilmelidir. B-) 5-10 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 4 yıl sonra Profesör olabilmelidir. C-) 10-15 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 3 yıl sonra Profesör olabilmelidir. D-) 15-20 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 2 yıl sonra Profesör olabilmelidir. E-) 20-25 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 1 yıl sonra Profesör olabilmelidir. F-) 25 yıldan fazla öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent hemen Profesör olabilmelidir.

Günün Özeti