• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
11 Aralık 2019

Kanlı Nobel, kansız Handke

Batı dünyasının durduğu yeri; onların hak, hukuk ve adalet anlayışlarının nasıl bir şey olduğunu iyi biliyoruz. Katilleri barış güvercini olarak takdim ediyorlar. Canını, malını ve namusunu korumaya çalışanları ise ‘terörist’ ilan ediyorlar. 

Bir yandan eli kanlı katillere ve katillerin destekçilerine ‘barış ödülü’ veriyor; öte yandan vatanını savunanlar ‘soykırım yapmakla’ itham ediliyorlar.

Barış ödülü demişken… 

Nobel Barış Ödülü alanların listesine bakıyorum. Kimler yok ki?..

İşgalci İsrail, her barış açıklamasından sonra kanlı operasyonlar düzenliyor, ocaklar söndürüyor. Filistinlileri binlerce yıllık yurtlarından, topraklarından edenler, toplu katliamlara imza atanlar, barış ödülü alabiliyor.

Siyonist İsrail’den Menahem Begin, İzak Rabin ve Şimon Peres, hem katildir, hem barış ödülü sahibi. 

Bize şunu söylüyorlar: Masum, mağdur ve mazlum Müslümanları öldürerek, barışa katkı sağlıyorlar. Biz de onlara, ‘barış ödüllü katiller’ diyoruz. 

Sadece bu üç isim bile, barış ödülünün niyeti hakkında bir fikir veriyor: Suçları örtbas etmek, birbirlerini aklamak. Böyle bir dünya.

Bu örnek yeterli gelmediyse, devam edelim.

Yeryüzünde en çok kan ve gözyaşı akıtan, en çok yıkıma sebebiyet veren ülke Amerika’dır. Buna rağmen, barış ödülünü en fazla alan yine Amerikalılar. Üşenmedim saydım, toplam yirmi üç kez.

Amerika, en çok Müslümanı Barak Obama döneminde katletti. Siyonistler yeni geliştirdikleri silahları siviller üzerinde denemek için katliam yaparken, o golf oynuyordu. Netice: Obama’ya barış ödülü verildi.

Neredeyse bütün sorunlu bölgelerin, kanayan yaraların mimarı Birleşik Krallık’tır. Onlar da on iki kez barış ödülü almışlar. 

Amerika ve Birleşik Krallık’ı, dokuz ödülle, Fransa takip ediyor. Başta Cezayir ve Adana olmak üzere, işgal ettikleri topraklarda her türlü fenalığa sebep oldular. Orta Afrika’da Hristiyan milisler, Anadolu’da Ermeni çeteleri, Fransız askerlerinin gözetimi altında, Müslüman sivilleri katlettiler. 

Bitmedi.

Myanmar lideri Aung San Suu Çii de katliama ruhsat gibi bir barış ödülü aldı. Evlerinden sürülen, tecavüz edilen, işkence yapılan, vurularak ve yakılarak öldürülen binlerce Arakanlı Müslümanın adı bile anılmadı, anılmıyor.

Barış ödülü alanlar listesinde birkaç Müslüman da var. Ancak onlar da başka anlama geliyor. Örneğin, Enver Sedat. Bu ödül, Camp David Sözleşmesi’ne imza atıp, İsrail’e ödün vermesi karşılığında verildi.

Edebiyat ödülleri cephesinde de benzer bir durum söz konusu.

İsmet Özel, Mavera dergisinin Şubat 1977 tarihli üçüncü sayısında, Nobel Edebiyat Ödülü ile ilgili şunları söylüyor: “Nobel’in siyasi yönünü bir tarafa bırakıyorum ama kültürel bir kötülüğü var. Şöyle: Bu armağanı veren ülkeler, gerçi ülke İsveç’tir ama ülkeler demek zorundayız, çünkü o formasyon Batı Avrupa’ya aittir; kendi sanatçısını değerlendirir, kendi medeniyeti içinde değerlendirir. Kendi dışındaki sanatçıyı kendi standartlarına uyduğu, kendi ülkelerine hizmet ettiği ölçüde kabul eder. Eğer kazara bizim Türkiye’den bir yazar Nobel Ödülü alacak olursa, benim kanaatim şudur ki, bu, o yazarın evrensel boyutlara ulaştığından değil, batının turistik heveslerini okşadığından ötürü olacaktır.”

Haksız mı? Bakalım.

2005 yılında edebiyat ödülü verilen Birleşik Krallık vatandaşı Harold Pinter, ödülü almadan birkaç yıl önce, “Miloşeviç’e özgürlük” kampanyasına öncülük ediyordu.

Bir yıl sonra aynı ödül, ilk iki kitabından sonra edebiyatı bırakıp pazarlama işleriyle uğraşmaya başlayan, Orhan Pamuk’a verildi. Gittiği her yerde ülkesini kötülemenin; Levon Panos Dabağyan gibi bir kısım Ermeni tarihçiler bile “soykırım diye bir şey yoktur” derken, kendisinin hâlâ soykırımdan bahsetmesinin; katıldığı bir ödül törenine devletimizin bir yetkilisinin bile gelmemesini “şeref” olarak görmesinin mükâfatını fazlasıyla aldı. 

Ve Avusturyalı Peter Handke. Edebiyat ödülü, bu yıl ona verildi. Ödülü ne kadar hak ettiğine, hep birlikte bakalım.

Eski Yugoslavya’daki kanlı şarlatanlığın başını çeken Çetnik Sırp lider Slobodan Miloşeviç’in yakın dostu ve hayranları arasında yer aldı. 

Saraybosna’daki Markale katliamı için Müslüman Boşnakların “kendi kendilerini öldürdüklerini ve suçu Sırplara attıklarını” ve “Sırpların Srebrenitsa’da soykırım yaptığına inanmadığını” ifade edebilecek kadar zıvanadan çıktı.

Sırp saldırganlığı Kosova’ya sıçradığında bir makalesinde “Sırpları destekliyorsanız, ayağa kalkın” ifadeleri ile Çetniklere açık destek verdi. 15 Haziran 1999’da, soykırım destekçiliğinin mükâfatı olarak, eski Yugoslavya pasaportuna sahip oldu.

Miloşeviç, uluslararası mahkemede savaş suçları ve soykırımdan yargılanırken, onu cezaevinde ziyaret etti, lehinde tanıklık etmek için girişimlerde bulundu.

Miloşeviç, yaptıklarının hesabını veremeden, 2006 yılında öldü. Handke, onun cenaze törenine de gitti. Burada, “Yugoslavya için, Sırbistan için, Miloşeviç için buradayım” ifadesinin de yer aldığı bir konuşma yaptı.

Velhasıl…

Handke, edebiyat çevreleri yerine, katiller ve caniler ile birlikte oldu, onlarla fotoğraf verdi. Kalem ve kâğıttan ziyade, silahlara ve kurşunlara daha yakın durdu. 

Handke, kalemine mürekkep değil, lağım çekti. Mazlumların ve mağdurların değil, zalimlerin yanında saf tutmayı tercih etti. Hakikatin değil, yalanların sözcülüğünü yaptı.

Böyle bir isme edebiyat ödülü verilmesine, şaşırdık mı? Hayır. 

Bunlardan her şey beklenir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Aynen öyle

Hay ağzına sağlık be kardeşim. Kansız ki ne kansız adammış ama bunların tarihi bunun örnekleriyle dolu.
  • Yanıtla

mutmaine

Bu yazıyı ingilizce olarak ajanslara gönderin dünya basınında yer alsın...bunu yapacak alt yapımız var mı?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23