THY - Orta Avrupa Eylül

İşte bu, ‘Çetnik’ kafası

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Bosna Hersek, devlet başkanlığı konseyi ve parlamento üyelerinin belirleneceği, genel seçimler 7 Ekim’de gerçekleşecek. Allah izin verirse önümüzdeki günlerde, bu konuya ayrıntılı bir şekilde ele alırız. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim: Devlet başkanlığı konseyi için şu ana kadar 12 Boşnak, 2 Sırp ve sadece 1 Hırvat adaylığını açıkladı.

Sırp adaylar arasındaki en dikkat çekici isim olan Milorad Dodik, hali hazırda, Bosna Hersek’e bağlı Sırp Cumhuriyeti entitesinin başkanlığını yürütüyor. Bosna Hersek’in varlığına ve birliğine inanmayan, daha çok ayrılıkçı ve ayrıştırıcı söylemler ile gündeme gelen Dodik, geçtiğimiz günlerde, yine kendine yakışanı yaptı. Belgrat merkezli Happy televizyonuna konuk olan Dodik, çatallı dilini sallayarak, içindeki zehri bir kez daha boşalttı. 

Bosna Hersek’in birlik ve bütünlüğünü açıkça tehdit eden Dodik, aynen şunları söylüyor: “Bosna Hersek’i mümkün kılacak bir politikacı olmak istemiyorum. Eğer Yugoslavya mümkün olamadıysa, Bosna da olamayacak. Uluslararası camia ne kadar bizi birleştirmek isteseler de bu mümkün olamayacak. Bosna Hersek, Sırplar için imkânsız, gereksiz, istenmeyendir.”

Tehdit dolu bu kadar lafı eden Dodik, utanmadan, şunu da söylüyor: “Orada (Bosna’da), sadece Sırplar konuşamıyor.”

Daha önce söylemiştik, bir kez daha söyleyelim: Osmanlı tarihini okuyanlar iyi bilir ki, Boşnaklar isteseydi, şu anda yeryüzünde bir tane bile Sırp kalmazdı.

Dodik’in bir sonraki cümlesi ise şöyle: “Sırbistan ve Sırp Cumhuriyeti, bir gün tek çatı altında olacaklar.” 

Şurası kesin: Kendini büyük görenler küçük düşmeye mahkûmdur.

Bu sözleri duyunca, Ferdinand Hodler’in “Hayal Kırıklığına Uğrayanlar” isimli tablosunu hatırladım. Dodik’in bir çatı altına koyabileceği tek şey, bu tablodan ibarettir.

Şöyle de ifade edilebilir: Sırp saldırıları başladığında, içindeki çağrıya kulak veren birçok kişi, işini gücünü bırakıp Bosna’ya koştu. Gittiler ve oradaki güvenliği sağladılar. Bir giden, gerekirse, tekrar gider.

Birde Sırbistan Cumhurbaşkanı Vuçiç söylesin: “Türkiye, Balkanlar’daki en büyük güç, en güçlü ülkedir. Türkiye’nin ne düşündüğü önemli.”

Üstelik bugün, eski Türkiye değil, yeni Türkiye var. Allah’ın izniyle: Türkiye ayaktayken, kimse Bosna Hersek’e diz çöktüremez. 

Bilmem anlatabildim mi?

Bosna Hersek vatandaşı olan; bu ülkenin pasaport ve kimlik kartını taşıyan Dodik, aynı programda şunu da söyledi: “Bosna Hersek devletinin mensubu değilim, Sırp halkının mensubuyum. Sırbistan ve Sırp Cumhuriyeti vatandaşlığım var, Bosna Hersek yok. Resmi olarak var ama bana zevk vermiyor.”

Bir önceki cümlesini, saçmaladığını anlayıp, bir sonrakinde yalanlayan bir devlet yöneticisi. Gülelim mi, ağlayalım mı, ne yapalım inanın bilmiyorum. Ne komedi, ne de trajedi kelimeleri bu duruma karşılık geliyor. Bu, bambaşka bir şey...

En iyisi devam edelim.

Dodik, asıl bombalarını programın son çeyreğine saklamış. Meğer camilerden ve ezan sesinden oldukça rahatsızmış. Bu rahatsızlığı, önce “Saraybosna’da Tahran’dakinden daha fazla cami var. Savaştan sonra 120’den fazla cami eklendi. Savaştan önce hiç olmayan yerde, iki bina ve bir cami yapıyorlar. Bosna Hersek Federasyonu’nda 800 adet cami var” diyerek dile getiriyor.

Ardından, haddini fazlasıyla aşıp, ezana dil uzatıyor: “Hoparlörü açma ki ben o çığırtkanlığı duymayayım. Oradan bana çığırtkanlık yapmasın. Onu dinleyecek değilim. Sabahın beşinde son ses açıp, şarkı söylüyor. Hepimiz şaşkın uyanıyoruz.

Anlaşılan Dodik’in hafızası pek zayıfmış. Şunu da hatırlatalım: Beş asır Osmanlı idaresinde kalan Bosna Hersek’te çan sesleri özgürce yankılandı. Buna karşılık 1992-1995 yılları arasında, Bosna Hersek genelinde; 614 cami, 218 mescid, 69 Kur’an kursu, 4 tekke, 37 türbe ve 405 farklı vakıf eseri yıkıldı.

Dodik, programın sonuna doğru, iyice zıvanadan çıkıyor. Sunucunun, “eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Banyaluka’daki Ferhadiye Camii açılışındaki, “Bosna “Türkiye’dir, Türkiye Bosna’dır” sözüne ne diyorsunuz?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Mikrofonu elinden çekip alacaktım ama yanımda oturan kolumdan tuttu. Daha fazla gündeme gelmesinler diye sesimi çıkartmadım.”

Biliyorum: Haddini bilmeyenin, bilmediği hiçbir şey olmasa da fayda etmez. Fakat biz yasal uyarımızı yapalım: “Her kuşun eti yenmez. Kimisi adama etini yedirir.”

 

YORUM YAZ

  • AlperenAlperen1 ay önce
    Osmanlı şamarını iyi bilir bu alçaklar. Dedeleri ona Türkün kim olduğunu anlatmıştır. Bilmiyorlarsa yada unuttularsa öğretiriz hatırlatırız.
  • Devleti AliyeDevleti Aliye1 ay önce
    Bu adam kim oluyorda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının elinden mikrofon almaya yeltenecekmiş? Adama o mikrofonu bir güzel yuttururlar. Sonrada uzanan o eli bir güzel kırarlar.
  • Piri ReisPiri Reis1 ay önce
    Türkiye'de de bunlardan çok var. Sala okuyanı, ezan okuyanı istemiyorlar. Ezan okuyanı taşlıyorlar. Senin yazdığın adam kafir. Türkiye'dekiler kimdir?