İstanbul nasıl fethedildi?

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Milletimizin dönem dönem milatları vardır. Bunlardan birincisi İslamiyeti kabulümüz, ikincisi Malazgirt Zaferidir. Tarihimizin en önemli üçüncü olayı ise İstanbul’un fethidir. İstanbul’un fethini bu kadar önemli yapan, bâtıl adına yıkıcı, hâk için yapıcı neticeler doğurmasıdır.

İstanbul’un fethini şölenlerle kutluyoruz. İyi de yapıyoruz. Ancak konuyla ilgili yayınlara gereken ilgiyi göstermiyoruz.

Tek başına heyecan yetmez, kalıcı olmaz. Heyecan, bilgiyle takviye edilmezse, geçici olur, oluyor. Atalarımızın bu şehri ne zorlukla aldığını öğrenmek, kıymetini bilmek gerekiyor.

İstanbul’un fethinden bahsedilince, önce şu söylemeli: Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u kuşattığı zaman karşısında, sadece Hıristiyanlar değil, Şehzade Orhan da vardı. Langa Limanı surlarını, onun askerleri savunuyordu. Buna karşılık, Osmanlı ordusunda, hatırı sayılır miktarda Sırp, Alman ve Macar vardı. Ordumuzun en büyük toplarını Macar ustalar dökmüştü.

Resmi tarih, ne yazık ki, atalarımızın verdiği büyük mücadeleyi tam olarak yansıtmıyor. Ancak Hıristiyanların kaleminden çıkan satırlar, milletimizin azim ve kararlılığını gözler önüne seriyor.

Kuşatmayı içeriden anlatan Gustave Schlumberger’in İstanbul Düştü isimli eseri, bu anlamda, önemli bir kaynaktır. Kuşatılan insanların neler yaşadığı, neler düşündüğü hakkında ipuçları vermektedir. Bu kitabın en önemli özelliği ise kuşatmaya şahitlik etmiş vakanüvislerin yazdıklarından ve bazı askerlerin hatıratlarından faydalanılmış olmasıdır.

İbret verici bir örnek: Osmanlı ordusu, büyük taarruz öncesi, hep bir ağızdan dua etmiş ve çıkan uğultu, surların ardından bile duyulmuştu. Piskopos Leonardo şöyle söylüyor: “Lailaheillah Muhammedürresulallah! avazeleriyle mütemadiyen haykırmalarını bizim gibi siz de işitmiş olsaydınız, hakikaten hayran kalırdınız!” (Sayfa 268-269)

Bir örnek daha: Kuşatmaya şahitlik eden Vakanüvis Barbaro’nun şu ifadeleri, ders niteliğindedir: “Türkler, bilhassa Türk Padişahı’nın hiçbir çeşit ölümden korkmaz askerleri olan Yeniçeriler, surların dibine kadar gelip karakol muharebeleri verdiler. Bunlar, muharebeye vahşiler gibi koşuyorlardı, içlerinden birkaçı ölecek olursa, yerlerine hemen başkaları seğirtiyor, ölen arkadaşlarını omuzlarına yükleyip götürüyorlar, surun altında bulunduklarına ehemmiyet bile vermiyorlardı.” (Sayfa 122-123)

Bizanslı vakanüvislerin yazdıklarından, şehirde, Avrupalı Katoliklere karşı büyük bir öfke olduğu anlaşılıyor. O dönemde, Hıristiyan dünyasında mezhep çekişmeleri olduğu bilinir. Ama şu gerçeği, eminim, birçoğumuz yeni öğreniyoruz: “İstanbul’u müdafaa etmek için, tekmil Avrupa’da, ancak 9 bin Hıristiyan bulunabildiği halde, muhasara ordusunda, 30 bin Hıristiyan vardı.”

Okudukça öğrendiklerim, bunla sınırlı değil. İşte bir başkası: İmparator Kostantinos, İstanbul’un fethinin önemli unsurlarından biri olan Rumelihisarı’nın inşaatı sırasında, Sultan Mehmed’in teveccühünü kazanmak için hisar inşaatında çalışan işçilere yiyecek göndermiş. “Basireti bağlanmak” dedikleri, böyle bir şey olsa gerek.

“Bu ne incelik” dedirten bir başka hadise: İstanbul’un fethine vesile olan en önemli etkenlerden biri de Sultan Mehmed’in Macar ustalara döktürdüğü, büyük toplardır. Bu topların ilk denemeleri, Edirne’de yapılmıştı. Sultan Mehmed, deneme yapılacağı zaman, halk arasında tellallar dolaştırır. İnfilakın şiddetli olacağını ilan ettirir. Amacı, gebe kadınların korkmasını önlemektir.

Edirne’de dökülen büyük toplar, uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra surların önüne getirilir. Gerisini kitaptan okuyalım: “Günde birçok defalar, bu topların biri ateş ediyor ve koca gülle, tahrip vazifesini görmek için fırlıyordu. Sultan’ın haşin topçuları, güllenin düştüğü yerde tesirini görmek için, büyük hendeğin kenarına kadar koşuyorlardı.” (Sayfa 95)

Osmanlı ordusu, büyük taarruz gecesi, hep bir ağızdan dua etmiş ve çıkan uğultu, surların gerisinden bile duyulmuş. Bu manzarayı surların üzerinden seyreden tarihçi Leonardo şöyle diyor: “Bu kadar fazla din taassubu karşısında hayran kaldık.”

İstanbul’un fethiyle, sadece Hıristiyanlar değil, Bizanslı Museviler de rahata kavuşmuştur. Sultan Fatih, bugünkü Yunan adaları ve Girit Musevi ahalisinden aileleri İstanbul’a kabul etmiştir. Bir yangın neticesinde zarar gören Ahrida, Karaferya, Yanbol ve Çukurca sinagoglarının onarımı için ferman buyurmuştu.

Bir noktanın daha altını çizip, konuyu toparlayalım.

Kritovulos, 15. yüzyılda yaşamış Bizanslı bir tarihçidir. Sultan Fatih döneminin 17 yılını kaleme almıştır. İstanbul’un fethini, diğer önemli olayları ve savaşları yazıp kendisine takdim etmiştir.

Kritovulos’un, İstanbul’un Fethi isimli kitabından, uzun ama dikkat çekici, bir alıntı: “Fatih, İstanbul’a girip Ayasofya önüne geldiğinde, derinden bir inilti işitti. Sesin geldiği yöne bir adam gönderdi. Sakalları uzamış, perişan durumda bir keşiş bulup getirdiler. Neden zindana atıldığını sordular.

Keşiş, Türklerin kuşatma hazırlıkları sırasında, Kostantin’in kendisini çağırıp İstanbul’u Türklerin alıp alamayacağını bildirmek için remil açmasını söylediğini; remil de İstanbul’un Türklerin eline geçtiğini bildirmesi üzerine, Kostantin’in kızarak kendisini zindana attırdığını anlattı. Keşiş sonra, “demek remilim doğru imiş” diye ekledi.

Bunun üzerine Fatih de İstanbul’un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil açmasını ve doğruyu söylerse armağanlar vereceğini bildirdi. Keşiş yeniden, bu defa Fatih için remil açtı. Ve şöyle yorumladı: İstanbul, Türklerin elinden savaş ile çıkmayacak. Ancak öyle bir zaman gelecek ki ellerindeki emlak ve toprak azalacak, bu suretle, İstanbul Türk malı olmaktan çıkacak.

İleri derecede müteessir olan Fatih, ellerini gökyüzüne kaldırarak: “İstanbul’da edindiği yerleri yabancılara satanlar, Allah’ın gazabına uğrasınlar” diye beddua etti.” (Sayfa 107-108)

Velhasıl: İstanbul, bir şehirden çok daha fazlasıdır. Aziz milletimizin kabul olan duası, gerçekleşen rüyasıdır. Bu şehrin manevî derinliği, tarihî ağırlığı vardır. Zorbaların tehditlerine karşı, mazlumların güvencesidir. Kadrini, kıymetini bilelim. Fatih’e ve İstanbul’a layık olalım.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • KemalKemal18 gün önce
    Fatih Sultan Mehmet bile bu günleri binlerce yıl önce hissetmiş. Türkiye AKP ve MHP'nin politikaları yüzünden ARAPLAR tarafından tam anlamıyla savaşsız bir şekilde istila ediliyor. Şehirlerimiz, Dağlarımız, Yaylalarımız, Ovalarımız, Tarlalarımız ARAP sermayesi tarafından haraç mezat satın alınıyor. UYANIN ARTIK...
  • selmanselman19 gün önce
    Ne demek, dış güçlerin desteğiyle mi aldık İstanbul'u?
  • Fatih'in torunuFatih'in torunu19 gün önce
    Yeniden fetih ruhuna ihtiyacımız var. Yeniden cihad şuurunu kuşanmalıyız.
  • ÜnalÜnal19 gün önce
    Fatih sultan mehmet ten sonra istanbulu ıngilizler alip yönetmeye başlamıştı ingiliz lerden istanbulu alan fatih kimdi acaba

Günün Özeti