• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
10 Nisan 2019

Hal ve gidişat

Rekabetin öne çıktığı; hırs, ihtiras ve haset gibi yıkıcı hasletlerin baskın olduğu günlerdeyiz. Sadece bunlar değil. Şunlar da var: Sinsilik, hainlik, kirlilik, kumpas ve şaibe. 

Kısaca söylemek gerekirse: Bir kötülük girdabının tam ortasındayız. Profesyonel ve örgütlü ahlaksızlıkla mücadele halindeyiz. Hile, her türlü yöntemle üstümüze geliyorlar.

Haliyle incelik, kibarlık, vefa, merhamet, nezaket, zarafet ve hakkaniyet gibi güzellikler oldukça uzaklarda. Bunları söylemek bile insanı yoruyor, üzüyor ve yaralıyor.

Olan bitenin ve yapılmak istenenin elbette farkındayız. Soruları ve hayatları çalanlar, tercihlerimizi de çalmak istedi, istiyor. Her gün yeni bir şey duyuyor, öğreniyoruz. Akıl alır gibi değil. Düşman bile uyumuş, bunlar uyumamış. Fakat bizi iyi uyutmuşlar.

Muazzam derecede örgütlenmiş bu şebeke, kısmen, başarılı oldu. Elbette içimizdeki gafilleri ve hainleri de kullanarak. Şöyle söylenir: Hırsız evin içinde olursa, kilit dayanmaz. 

Yeri gelmişken, bunu da hatırlatalım: İhaneti, insan unutsa, toprak unutmaz.

Bütün bunlar nasıl oldu? Dikkatimiz dağıldı, gündemimiz ve önceliklerimiz değişti. Gündelik telaşın hâkim olduğu hengâmeden, başını kaldıramamak gibi. Yaşadıklarımızı ancak bu şekilde izah edebiliriz. 

Tüm güçleriyle ve şeytanın bile aklına gelmeyen yöntemlerle, yükselen azmimizi kırmak istiyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, ülkemize ve milletimize yönelik, örgütlü kötülük bitmedi. Ve öyle hemen bitmeyecek. Her yolu deneyecekler. Olmadık fenalıklar içine girecekler. Kim bilir daha neler göreceğiz, duyacağız?

Sadece işimize değil, içimize de bakmamız gerekiyor.

Manzara her şeyi anlatıyor: Bir tarafta bir iç kanama gibi sessizce ilerleyenler, diğer tarafta reklam tabelası gibi dolaşanlar. 

Birinci gruptakiler, hizmet ve vefa ehlidir. Sabır ve işçilik gerektiren işlerin peşindedir. Vazifesini yapar ve kenara çekilir. Ancak ihtiyaç halinde ortaya çıkar. Fedakârlığını dile getirmek istemez. 

İkinci gruptakiler, görünme hastalığına tutulmuştur. Bir adım öne çıkmak için kişiliğini geride bırakır. Kürsüden inmez ve yüksek sözler eder. Üç gün görünmeyince unutulacağını düşünür. Vazifeyi, yükseltmek için değil, yükselmek için yapar.

Bir grup daha: Duruma göre pozisyon belirler, netice değiştikçe, duruşu değişir. Türkçe karakter, sadece klavye meselesi değildir. İnsanda da Türkçe karakter aranır, aranmalıdır. 

Her devrin figürü, vaziyete göre vitrin değiştirir. Korkaklık, karakteri olmuştur. Menfaati, yurdu haline gelmiştir. Davası yoktur, hesabı vardır. 

Şahsi ikbalini ve kişisel menfaatini, milletin ve memleketin önünde tutan insanlar daima ve her yerde vardır. Bunlar bitmez.

Duymayana duyurmak zordur. Yorulduğunuzla kalırsınız. Kelle ile koltuk kelimelerini birbirlerinden ayıran bu kişilere ne söyleyebiliriz? Belki şunu: Göreceğimizi gördük, anlayacağımızı anladık. 

Bir de bunu: Şu saatten sonra, görmezden gelmek, felaketimiz olur. Hamları haslardan, aldanmışları adanmışlardan ayırmak zorundayız. 

Şimdi, yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Sıkıntılı günlerden geçiyoruz. Daima zor zamanlardan geçtik, geçeceğiz. Bu topraklarda, kolay olan hiçbir şey yoktur. Tecrübe dediğimiz şey zaten böyle oluşur. 

İnancımız şudur: Dünya büyük yük, Allah en büyüktür. Allah bütün tuzakları tersine çevirecek kudrete sahiptir. 

Bir Boşnak atasözü der ki: “Umut, daima en son ölür.”

Pazar varsa, ertesi de vardır. Zorluğun arkası kolaylıktır. Zahmetin devamı rahmettir. Şer görünen yahut öyle başlayan nice şeyin sonu hayırla bitmiştir. 

Biz müminiz, dua ederiz. Dua edelim: Bütün bu yaşananlar, ateşin gül bahçesine dönüşmesine vesile olsun inşallah.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23