• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ayhan Demir
Ayhan Demir
TÜM YAZILARI
13 Mart 2019

Geçiş üstünlüğü: Cami ve ezan…

Osmanlı’dan bugüne kalan en önemli üç şeyden bir tanesi, camilerdir. Buna karşılık, Cumhuriyet idaresinin yaptığı ilk şeylerden bir tanesi camilere müdahale etmek olmuştur.

Bunun hikâyesi oldukça uzun ve acıklıdır. Ama bu milletin dinle ilişkisi, kesinlikle bir aşk ilişkisidir. Müslüman Türk milleti, onca olumsuzluğa rağmen, dayatmalara karşı direnmesini bilmiştir.

Camiler, Müslümanlar için birinci meseledir. Bizler, camileri birer tapu senedi olarak görüyoruz. Bu toprakların bize ait olduğunu, söylüyor ve kanıtlıyorlar.

İslam mimarisinde cami, hayatın; şehrin, kasabanın, köyün kalbidir. Evler, dükkânlar, okullar, devlet daireleri camiye göre konumlanır. Camiye yakın olmak, camiye bakmak ise ayrıcalıktır. 

Müslüman Türk milletinin bir ferdi olarak, ev seçiminde, benim de dikkat ettiğim hususlardan bir tanesi camiye yakınlık oldu. Çok şükür: Hem İstanbul’da, hem de Saraybosna’da evimizin sokağında birer cami bulunuyor. 

Ezan sesi, her gün beş vakit, evimizin içine süzülüyor. Sabah ezanı ile güne başlamanın verdiği huzur tarif edilemez. Yatsı ezanı ile günü noktalamak, bütün yorgunluğumuzu alıp götürüyor.

Madem söz ezan bahsine geldi, o halde konuya devam edelim.

Ezan, sadece namaz vaktini haber vermez. Bunun ötesinde bir anlamı daha vardır. Ezan okunan yer, şunu söyler: Burası bir İslâm beldesidir, Müslüman toprağıdır.

İvo Andriç, Drina Köprüsü isimli eserinde, bu hakikati şu şekilde dile getiriyor: “Türk egemenliği demek... Muhammed dininin birleştirdiği yıkılmaz, parçalanmaz büyük bir topluluk demekti. Yer­yüzünde müezzinlerin müminleri namaza çağırdıkları bütün yerleri içine alan topraklar demekti.” (Sayfa 251)

Buradan, şuraya geçelim: Türkiye’deki bazı çevreler, camilerin çok olmasından yakınıyorlar. Hatta bazen, eleştirilerini din düşmanlığı boyutuna kadar vardırıyorlar. Ancak 15 Temmuz gecesi, üniformalı teröristler millet hayatına kast ettiğinde, müezzinler tehlikeyi bürokrat ve siyasilerden önce görmüştür. 

Nice devletli o geceyi geçirecek güvenli adres ararken, aziz milletin vefalı evlatları minarelerden salâ okudular. Ardından şu ifadeler duyuldu: “İslam kuşatma altındadır. Türkiye ve Türklük, tehlikededir.”

Birde şu: 8 Mart’ta, Türkiye’nin en görünür yeri olan, Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi, bazı grupların eylemine sahne oldu.

Ezan okunurken düdük çalanlar, bağırıp çağıranlar veya her ne sebeple olursa olsun, bu hallerinden vazgeçmeyenler, hangi tencereye kapak olduklarının farkındalar mı?

Bazıları, o gece orada toplananların, ezanı susturmak için ıslık çalınmadığını, başka gerekçeleri olduğunu söylüyorlar. Farz edelim, öyle. Ne değişir?

İbrahim Tenekeci, Adres Değişikliği başlıklı şiirinde, “Kur’an okununca susuyor herkes / Geçiş üstünlüğü onundur çünkü” diyor. (Giderken Söylenmiştir, Sayfa 31)

Biz de şunu söyleyelim: Bizim için geçiş üstünlüğü İslam’da, Kur’an’da ve ezandadır. Bunu görmeyen veya kabul etmek istemeyen, kesinlikle ziyandadır, hüsrandadır.

Yeri gelmişken: Farkındayım, farkında değilsiniz. Belki de, farkındasınız ama umursamadınız.

Neyi?.. Şunu: O gece, geleneklerimize, edep ve ahlakımıza aykırı hareketler ve pankartlar sergilendi.

Olan bitenle ilgili, daha çok şey söyleyebiliriz ama bir soru soralım: Toplumun değer yargılarına ters düşen hareketler yapanlara, ahlaksızlığı yaşam biçimi olarak sunanlara ne söyleyebilir, ne anlatabiliriz?

Bir soru daha: İslamiyet’e ait bazı değerlerin hedef alındığı bir gösteriyi ilericilik sanarak, nereye kadar gidebiliriz?

Konuyla ilgili son sözümüzü söyleyelim: İslam dini “ahlak” üzerine kuruludur. Hem yüce Allah, hem O’nun son elçisi, “güzel ahlakı” sever. Bu topraklar, böyle bir düşmanlığı kaldırmaz.

Not: Makedonya değerlendirmelerine bu hafta ara verdik. Gelecek hafta, kaldığımız yerden, devam edeceğiz inşallah.

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23