THY- Banjul

Bu nasıl seçim?

06 Haziran 2018 Çarşamba

Şu yaşıma geldim, birçok seçim gördüm, böyle bir seçim süreci görmedim.

Bugüne kadar “öyle şeyler gördüm ki, artık hiçbir şey beni şaşırtamaz, hayal kırıklığına uğratamaz” diye düşünüyordum. Ama inanın, bugünlerde olan biteni büyük bir şaşkınlıkla izliyorum. Hayal kırıklıklarıma her gün bir yenisi ekleniyor.

Her şey birbirine karışmış: Kimlikler, karakterler, ideolojiler ve yaşam biçimleri… Kırk yıllık sağcılar sol partilerden, bir o kadar yıllık solcular da sağ partilerden aday oluyor. 

Burada, topyekûn bir tutarsızlıktan, daha doğrusu duruş bozukluğundan bahsediyoruz. Sanki kimliklerini kapıda bırakıp, parti binasına öyle giriyorlar. Bu süreçte, kim kimdir, kim kimi temsil ediyor, takip etmek zor.

Mesela, Demokrat Parti misyonunun devamı olduklarını iddia edenler, bugün CHP ile aynı saftalar.

CHP’nin siyasi teröründen çok çekmiş bir parti, Saadet Partisi, CHP ile yol arkadaşlığını kabul etti, seçim ittifakına gitti.

Böyle şeyler, nasıl ve neyle izah edilebilir?

İnsan, ister istemez, Necip Fazıl’dan ilhamla şöyle söyleme ihtiyacı hissediyor: 

Bu nasıl seçim, hikâyesi zor.

Bilinen bir sözdür: Süleymaniye Camii’ni yapmak için Mimar Sinan gerekirken, yıkmak için iki tane amele yeter. 

Muhalefet partilerinin durumu da biraz bu örneğe benziyor. Hep bir ağızdan şunu söylüyorlar: “Şunları satacağız, bunları durduracağız, şunları yıkacağız, yok edeceğiz.”

Biri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ve TİKA’yı, diğeri üçüncü havalimanını ve şehir hastanelerini, öteki devletin uçaklarını ve Kanal İstanbul’u, beriki hızlı treni ve Çanakkale Körfez Geçiş Köprüsü’nü gözüne kestirmiş.

Bu yıkım ittifakının, bir “umut” olarak piyasaya sürülmesini ve öyle kabul edilmesini aklım bir türlü almıyor.

İşin garip tarafı…

Daha dün üçüncü köprünün, güzergâhını değil, yapımını eleştirenler; seçim vaadi olarak “dördüncü köprüyü biz yaparız” diyorlar.

Bu imha ittifakının, ortak bir özelliği daha var: Millete ve memlekete ihanet etmiş kimseleri adalet arayan mazlumlara dönüştürdüler. Terör örgütlerine bir operasyon düzenlendiği an, insan hakları ve barış gibi kavramları dillendiriyorlar. Buna karşılık polisimize ve askerimize pusu kuranları, karakol basanları görmezden geliyorlar. 

Hal böyle olunca…

Ülkenin Başbakanına küfreden üniformalıları özleyenler, elbette, Başkomutanını alkışlayan Mehmetçik istemezler. Buna şaşırmıyoruz ama şuna şaşırıyoruz: Rahmetli Erbakan Hocaya küfreden o üniformalının siyasal temsilcileri ile “Milli Görüşün tek temsilcisi” olduğunu iddia edenler, el ele verdiler. Yazık ki yazık… 

Yeri gelmişken hatırlatalım: Marifet ve muvaffakıyet, er ya da general olmak değil, Mehmetçik olabilmektir. (Bakınız İsmail Metin Temel Paşa.)

Bir konuda anlaşalım: Eleştiri elbette olmalıdır, hatta şarttır. Ancak muhalefet etmek ile düşmanlık etmek ayrı dünyalara mahsustur. 

Tutku yapıcıdır, hırs yıkıcıdır. Haset ve husumet eksenli eleştiri hak, hakikat ve hakkaniyetten uzaklaştırır.

Kin karanlık demektir. Kin üzerine inşa edilmiş işlere, ilişkilere ve ittifaklara bu pencereden bakabiliriz, bakmalıyız.

Bunları söylediğimiz için “yandaşlık” damgası, “havuzun kalemi” ya da “sarayın askeri” yaftası vurmaya kalkanlar olacaktır. Varsın olsun. 

Kim ne düşünürse düşünsün, ne söylerse söylesin: Şu kader günlerinde devlete / hükümete destek vermek, “iktidar yandaşlığı” değildir. Cumhurbaşkanı ile hemfikir olmak “havuzun kalemi” olmak değildir. Milletin ve memleketin emrinde olmak, “sarayın askeri” olmak değildir. 

Artık toparlayalım.

En başta dediğim gibi, oyun içinde oyunun olduğu günlerden geçiyoruz. Evet, hepsi sadece bir oyun ve senaryodan ibaret. Aktörler değişse de, metot aynı. Amaç, hem Müslüman Türk milletini sindirmek, hem de insanımızı yanlış adreslere yönlendirmek.

Bu durumda bize düşen, basiretimizi korumak; davamızı ve duruşumuzu muhafaza etmektir. Dava derken, inancımızla beraber, milleti ve ümmeti kast ediyoruz. Rahmetli Nurettin Topçu ile noktayı koyalım: “Davamız, İslam ahlakına dayanan bir cemiyet düzeni kurmaktır.”

 

YORUM YAZ

  • ata ata 5 ay önce
    islam düşmanlığı halk karşıtlığı erdoğan hasetliği sapıttırdı kelimenin tam manası ile. düzelmeleri mümkün değil. bu şok son nefeslerine kadar devam eder. bitkisel hayattakilerin istemsiz hareketleri ....hacetleri sorgulanmaz. bırakın bunlar böyle üleşip dursunlar
  • ata ata 5 ay önce
    islam düşmanlığı halk karşıtlığı erdoğan hasetliği sapıttırdı kelimenin tam manası ile. düzelmeleri mümkün değil. bu şok son nefeslerine kadar devam eder. bitkisel hayattakilerin istemsiz hareketleri defi hacetleri sorgulanmaz. bırakın bunlar böyle üleşip dursunlar
  • Durmak Yok Yola DevamDurmak Yok Yola Devam5 ay önce
    Ayhan Bey kardeşim yine azgın muhaliflerin nasırına nasırına basmışsın. Hay ağzına sağlık. Ellerin dert görmesin kardeşim.
  • KomünistKomünist5 ay önce
    Ülkücü gardaş adam üç sayfa yazı yazmış tek cümleyle silip süpürmek yakıştı mı sana :d
  • nerminnermin5 ay önce
    OyunlarlaBaşlayanlar, AncakOyuncak Olurlar.
  • imamarüzgarimamarüzgar5 ay önce
    Dünü düşünüp bugün e bakarak konuşmak gerekirse bir davanın insanı olmak demek kazanmak anlamına gelmemeli. Bu da neredn çıktı diyebilirsiniz. Ben Tarihim her döneminde öyle şeyler olmuştur ki Hattı müdafa yoktur. Sattı Müdafa vardır sözünün tarihimizin her dönem için geçerli olduğunu. Lakin bazı Laik kavramları olanlarında şimdi bulundukları yerlerin hangi ülkeler olduğunu belirtmek isterim. Yerinde kalan herşeyi göze almalı.
  • ayhan birolayhan birol5 ay önce
    ne hikmetse hainlere çakallara casuslara tek sözünüz yok...
  • SelamSelam5 ay önce
    Bir konuda anlaşalım: Eleştiri elbette olmalıdır, hatta şarttır. Ancak iktidar etmek ile düşmanlık etmek ayrı dünyalara mahsustur.
  • osman ağaosman ağa5 ay önce
    İslam ahlakına dayanan cemiyet duzeni kurmak istiyorsanız once kendiniz ahlaklı olun.
  • bozkurtbozkurt5 ay önce
    Bahçeli ile erdoğanın aynı ittifakta bulunması nasıl izah edilirse öyle izah edilirayhan beyciğim....