THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Biz ve onlar

05 Eylül 2018 Çarşamba

Bizimle, onlar arasında dağlar kadar fark var. Biz yani Müslümanlar, onlar yani Batılılar...

İşte, onlardan sadece bir tanesi: Biz başaramadığımızda Allah’a sığınırız, onlar başaramadıklarında Allah’ı suçlarlar. 

Müslümanlar, arzu ettikleri başarıyı elde edemediklerinde ya da mağlup olduklarında, hatayı kendilerinde ararlar. Yeniliyorlarsa, kendi kusurumuzdan dolayı derler. Mutlaka bir yerde yanlış yapmışızdır diye de ilave ederler. Dinimize daha sıkı sarılmalıyız, daha çok dua etmeliyiz, daha çok tövbe etmeliyiz ve daha çok af dilemeliyiz diye kendi kendilerine nasihatte bulunurlar.

Hazreti Mevlana, bu söylediklerimizi, tek cümlede özetliyor: Edep sahibi yediği tokadın sahibini aramaz, sebebini arar.

Sözgelimi, Balkan Harbi’ni kaybettiğimiz zaman, kendimizi suçladık. Askerlerimiz arasındaki fikri ayrılıktan ve disiplinsizlikten bahsettik. Subaylarımızın yetersizliğini ve emir komuta zincirinin bozukluğunu dile getirdik.

Örneklere devam edelim.

Afganistan işgal edildiğinde, Afganistanlıların topraklarını çok iyi savunduklarını ve destansı bir galibiyet elde ettiklerini söyledik. İşgalciler çekildikten sonra her şeyin tersine döndü. İçimiz yanarak şunu dile getirdik: Afganistanlılar, koskoca Sovyetler Birliği’ni yendiler, ama kibirlerine yenik düştüler. 

Müslümanlar arasındaki kirli rekabetin ve parçalanmanın, Müslümanları ne kadar savunmasız ve zayıf bıraktığına şahit olduk, oluyoruz. Yaşananları, bizim için büyük bir ders vesilesi kabul ediyoruz. 

Irak işgal edildiğinde, her ne kadar bunu yazıya dökmesek de sohbetlerimizde hep şundan şikâyet ettik: Iraklılar, topraklarını koruma hususunda yeterince gayretli olmadılar. Amerikan ve İngiliz askerlerinin başını çektiği işgalciler, birkaç kasaba hariç, kayda değer bir direnişle karşılaşmadılar.

Şu hususu da ifade ettik: Iraklılar, işgalcilere göstermedikleri gücü, birbirlerini boğazlamak için gösterdiler. Irak ordusu ve polisi, işgalci Amerikan ve İngiliz askerleriyle birlik olup Müslümanlara karşı operasyonlara katıldılar. İşgalci güçlere karşı savaşmaları gerekirken, vatanlarını kurtarmaya çalışanlara kurşun sıktılar. 

Hal böyle olunca: Manzaraya bakıp, vatanı hakkıyla savunmamanın, bölünmenin ve satılmışlığın sonu işte böyle olur diye ibret aldık. 

Peki, Batılılar böyle mi? Elbette, değil.

Hıristiyan dünyası, Müslümanlar karşısında peş peşe mağlubiyetler alınca, birçok din adamı Allah’a isyan etmişti. Haçlı Seferleri neticesinde istedikleri neticeyi elde edemeyince, daha sonraki dönemlerde Osmanlılar karşısında tutunamayınca, kusuru kendilerinde aramak yerine, Allah’ı itham etmişlerdi.

Sözgelimi, Türklerin, İkinci Viyana Kuşatması yenilgiyle sonuçlanana kadar habire galip gelmesi, Hıristiyan din adamlarını oldukça kızdırmıştı. Onlara göre, “Tanrı, Türklerin galip gelmesine göz yumuyordu.” Haliyle, bu işte büyük bir hata vardı. Çünkü Hıristiyanlar “inançlı”, Türkler ise “inançsız” insanlardı.

Bu örnekten yola çıkarak, rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Karşımızda, gerektiği zaman, Allah’ı bile suçlamaktan çekinmeyecek bir topluluk var. 

Hal bu ki, Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da” (93/Duha-3)

Şüphesiz Allah doğruyu söyledi.

Yazımızın sonu şu şekilde olsun: Allah’ı itham eden, böyle bir küstahlar topluluğunun hüsrana uğraması, uzak değildir. Bu topluluk kaybettiği zaman, kendilerine yardım ve yataklık edenleri de, beraberlerinde gittikleri yere götürürler.

 

YORUM YAZ

  • HukukçuHukukçu16 gün önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz.