Selden kütük kapma hesabı içinde olanlar
Trabzon’la Rize’yi ayıran bizim köyün altından akan eski adı ile “Kalapatamoz”, yeni adı ile İyidere’dir.
Derenin karşı tarafı Trabzon’a bağlı köyler, beri tarafı ise Rize’ye bağlı köylerdir.
Zaman zaman bu dere taşar; kütük ve odunlar getirirdi.
Derenin karşı ve beri tarafındaki köylüler odun kaparlar. Odun kaparken sele kapılıp ölen çok sayıda kadın ve erkekler olduğunu ben de biliyorum.
Çocukluktan beri “Dereden kütük kapma”, “Selden kütük kapma” terimlerini bilirim.
İnternet üzerinde de kısa bir araştırma yaptım; bu terimlerin Türkçemizde daha çok ne için kullanıldığına baktım.
Değişik açıklamalar çıktı. Birkaç tanesine kısaca değindikten sonra esas konuma döneceğim inşallah:
Dereden kütük kapmak (yaygın bilinen adıyla sel önünden kütük kapmak veya sel ağzından kütük kapmak), bir kargaşadan, başkasının yaşadığı felaketten ya da elverişsiz bir durumdan yararlanarak haksız veya çabuk bir çıkar sağlamak anlamına gelir.
Deyimin değişik anlamları:
Fırsatçılık: Ortalık karışıkken, herkes can derdindeyken veya bir yıkım yaşanırken oradan kendine menfaat koparmaya çalışmak demektir.
Zor bir işi başarmak: Kimi yörelerde veya eski kullanımlarda ise coşkun akan selin önünden tehlikeyi göze alıp odun/kütük kapmaya çalışmak gibi tehlikeli ve güç bir işi başarma çabasını ifade etmek için de kullanılır.
BİR BAŞKA ANLATIMLA:
“Sel önünden kütük kapmak” deyimi halk dilinde sıkça kullanılır ama tam olarak atasözü değil, deyimdir.
Anlamı:
“Sel önünden kütük kapmak” deyimi, bir kargaşa, karışıklık, belirsizlik veya fırsat ortamında çıkar sağlamak, başkasının malından ya da kamu işinden haksız pay kapmak anlamına gelir.
Yani sel geldiğinde önünden kütükler sürüklenir; kim hızlı davranırsa birini kapabilir.
Buradaki “sel”, karışıklığı; “kütük kapmak” ise çıkar elde etmeyi temsil eder. (İsmail Kabakdere)
1957 yılından beri bağlısı bulunduğum Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.) hazretlerinin teşkilatının üst düzey yöneticilerine, özellikle şirket ve mali işleri idare edenlere bir soruşturma açıldığını, çok sayıda insanın tutuklandığını, isimlerini bizim de yeni yeni duyduğumuz birçok şirkete kayyumlar atandığını hayretler içinde haberlerden izliyoruz.
Cemaate soruşturma açılıp gözaltılar ve tutuklamalar olduğu andan itibaren lehte ve aleyhte yazılan bütün yazıları büyük bir dikkatle okudum.
(Elbette okuyamadıklarım da olmuştur.)
Bu yazıları yazanları ve demeçler verenleri aynı sel önünden kütük kapmaya çalışanlara benzettim. (Diller başka, kalpler başka.)
Bir fanatik grup var ki bütün olup bitenleri bir kurgu olarak kabul ediyor.
Polislerimiz, hâkimlerimiz, savcılarımız daha önceden yazılıp hazırlanmış bir senaryoyu uyguluyorlar.
Onlara göre; olup bitenlerin hepsi yalan, hepsi oyun, hepsi hükümet tarafından kurgulanmış.
Birazcık aklı olan, bu olup bitenler karşısında nasıl yine “Büyüğümüz bütün yaptıklarını pîrin (!) izni ile, hatta daha da ileri giderek Peygamber Efendimiz (S.A.S.) ile görüştükten (!) sonra yapmıştır” diyebilir?..
Son zamanlarda Frankfurt’ta bir çokbilmiş beyefendi bir sohbet etmiş, internette dolaşıyor. Bunlar gerçekten akıllarını tavana asmış mankurtlaşmış insanlardır. (İnşallah konu ile alakalı geniş bir yazı yazacağım.)
Bir de merhum Kozinoğlu’nun açılan kabrinde cesedinin kısmen çürümediğini duyan zavallılar, “Merhum Ahmet Denizolgun’un cesedi de hiç çürümemiş, hükümet onu gizlemiş?!” [diyorlar]. Vah zavallılar vah!
Devlet durup dururken neden bir kısım vatandaşına komplo kursun?
Bu yazılanlar, bu gösterilenler hepsi iftira, öyle mi? Sadece el insaf demekten başka bir şey düşünemiyoruz.
Bu sözde karşı savunmaları yapanlar daha ziyade üst kesimde bulunup bal küpünü yalayan, nemalanan, “lâ yüs’el” olan zümrelerdir.
İlçelerdeki idareciler, illerdeki idareciler, bölge idarecileri, büyügümüzün temsilcileri ki iki dudaklarının arasından çıkan kanun gibidir. (Onların hata yaptıkları bile düşünülemez. Yaptıklarını Peygamber Efendimizle görüşen (!) emîrü’l-mü’mininin, dünyadaki sekiz milyar içinde en sevgilisi, en dürüstü, en üst derecesi olan muhterem abilerinden alırlar (!)..
Kendilerine asla itiraz edilmez. İtiraz edenlerin ebedi hayatları mahvolur, şefaattan mahrum (!) kalırlar.)
Nice İmam Rabbani evladına yaşlı genç ayırmadan bizzat hazreti üstadımızdan okuyanlar dahil acımadan kıydılar, yaptıkları jurnaller ile...
Nice hocaefendiyi, hizmet ehlini “yasaklı” ilan ettirdiler.
İşte bu taife eski günleri, eski saltanatlarını düşleyerek “Acaba selin önünden nasıl kütük kaparız, tutuklu da olsa muhterem büyüğümüze nasıl yanaşırız, yağ yakarız, bilvesile sözlerimiz kulağına gider de yarın yine makam sahibi olur, milletin parasını istediğimiz gibi kullanırız?” diyerek, doğruları örtmeye çalışıyorlardır. Bunlar yalancıdır, sahtekardır, din istismarcılarıdır.
Hâlâ utanmadan hükümeti, sayın Cumhurbaşkanımızı, hâkimlerimizi, savcılarımızı kötülemeye ve beddualar etmeye devam ediyorlar.
Her şey ortaya döküldükten sonra saltanatları devam eder mi bilemem.
Bir başka selden kütük kapmak isteyenler; ülkemizde 15 Temmuz hareketine destek veren, Türk hükümetini yıkmak için ihtilal yapmaya kalkan, kendi meclisini bombalayan, kendi anasına, babasına, askerine, polisine kurşun sıkan, şu an kimi içeride renk değiştirip, Süleyman Efendi hazretlerinin teşkilatı arasında kendilerini gizleyen, kimileri öyle veya böyle yurt dışına kaçıp paşalar gibi yaşayıp yine ülkemize, hükümetimize kin kusan ihtilal aşıklarıdır ki “Düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerek, kendilerinin yapamadıklarını tertemiz, elinde kitabullah olan Süleyman Efendi’nin talebelerine yaptırmak isteyip acaba selden kütük kapabilir miyiz hesabı içinde olanlardır.
Bir üçüncü grup; dün ezana, Kur'an'a, başörtüsüne amansız düşmanlık eden, üniversitelerimizin kapılarında “ikna odaları” kuran sözde aydın, sözde laik, sözde insan haklarına saygılı demokrat (!) bir kısım yaşlı ve genç siyasetçilerimizdir ki dün meclis kürsüsünde, dışarıdaki siyasi toplantılarında, demeçlerinde aleyhlerinde oldukları, mutlaka kapatılsın dedikleri veya devlet el koysun tezini savurdukları yurtlara bugün sahip çıkmakta, hami kesilmektedirler.
Bunların niyetleri hiçbir zaman samimi değildir. “Dere taşmış, biz nasıl kütük kaparız, yani sahip çıkmakla nasıl oy devşiririz?” hesabı içindedirler.
Bu davanın değerli mensuplarına tavsiyemiz: Biraz olsun aklımızı kullanalım. Uydurma rüya ve kerametlere inanmayalım.
Devletimiz binlerce yıl geçmişi olan bir devlettir. Kabile ve çadır devleti değildir.
Sükûnet içinde devletimizin aleyhine en ufak kavlî ve fiilî bir harekette bulunmadan sonucu sabırla bekleyelim.
Maddeyi ikinci plana atalım, manayı ön plana çıkaralım. Seccadelerimizle barışalım, dillerimizi koruyalım, fitneyi, dedikoduyu, gıybeti bırakarak Allah rızası için birbirimize dualar edelim. Aramıza sızmış sahte konuşmacılara inanmayalım.
Allah (c.c.) adil-i mutlaktır.
Hiçbir mazlumun hakkını zalime bırakmaz. Türk adaletine güvenelim. “Görelim Mevla’m neyler, neylerse güzel eyler.”
Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.







