YARIM ELMA HAKKININ HELAL EDİLEBİLMESİ UĞRUNA
Yaşadığımız şu son günlerde memleketimizde gerçek Müslümanlara yakışmayacak, Cenab-ı Hakk’ın haram kıldığı birçok haram ve çirkin işlerle karşılaşıyoruz. Çalmalar, çırpmalar, dolandırıcılık, rüşvet, irtikap, dini istismar ederek milyarlara konmak veya çeşitli yollarla yurt dışına kaçırmak, birer kamu kuruluşu olan belediyelerdeki yolsuzluklar aşırı derecede çoğalmış, insanlar haramları helal gibi yer olmuş, haramlardan servetler yığmaya başlamışlardır. Haramın peşinden helal gibi koşuyorlar. Hem muhterem adalet bakanımız, muhterem içişleri bakanımız, hakimlerimiz, savcılarımız ve diğer devlet kurumlarımızın samimi ve gayretli çalışmaları sonucu yeni yeni hırsızlıklar, dolandırmalar, çalmalar, haksız servet yapma haberlerini sık sık izliyoruz. Ne tarafa bakarsan bir kokuşmuşluk, çürümüşlük, haram servet elde etmek için insanlar arasında adeta bir yarışma olduğu göze çarpıyor. Üç günlük dünya için bu kadar harama, kirliliğe daha doğrusu pisliklere bulaşmaya değer mi? Ne kadar yaşarsan yaşa sonu ölüm değil mi? Bildiğiniz gibi dinimiz İslam; kul hakkına çok önem verir. Kul hakkına çok dikkat etmek ve mutlak olarak kaçınmak lazımdır. Bir hukukullah var (Cenab-ı Hakk’a ait olan haklar). Bir de hukukuibad var; bu da kulun, kul üzerine olan hakkıdır. Cenab-ı Hak kendi haklarını dilerse affeder, bağışlar. Ancak kul hakkı öyle değildir. Kul hakkı için hak sahibi ile mutlak helalleşmek lazımdır. Ebu Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizden (s.a.v.) şöyle bir hadis-i şerif rivayet etmektedir: “Kimin üzerine (din) kardeşinin hak ve hukuku kalmışsa, paranın geçerli olmayacağı gün gelmeden evvel ondan helallik dilesin! Çünkü o gün bu haklar sevaplarla ödenir. Üzerinde hak kalmış olan kişinin sevabı olmaz veya yeterli gelmezse, hak sahibinin günahları onun üstüne atılır ve kendisi o günahlarla cehennemde yanar.” (Buhari-Müslim). Bugünkü yazımda kul hakkının ne kadar önemli olduğunu bildiren tarihi bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Rabbim hepimize ibretler alarak, bütün haramlardan özellikle kul hakkından kaçmayı, korunmayı cümlemize nasip eylesin. Bizlere ışık tutacak, yol gösterecek, işin önemini anlatacak tarihi hadise şöyle: İbn-i Batuta Seyahatnamesi’nde şöyle bir ibretli olay anlatılır: İbn-i Batuta günlerden bir gün Lazkiye civarında bulunan Cebele şehrine doğru yola çıkar. Kesintisiz nehirlerin aktığı, gür ağaçların göğe doğru yükseldiği, denizden bir mil mesafe kadar uzakta olan bu şehir birçok fedailerin de bulunduğu bir şehir. Batuta anlatıyor: Orada büyük velilerden İbrahim b. Ethem Hazretlerinin kabri bulunmaktadır. Bilindiği gibi bu büyük insan dünya mal ve mülkünü terk etmiş, gönlünü tamamen Hazret-i Allah’a (c.c.) bağlamış, bu haliyle meşhur olmuş Allah (c.c.) aşığı, dostu, veli bir zattı. Birçoğumuzun bildiği ve zannettiğimiz gibi bir hükümdar ailesinden değildi. Annesinin babası olan dedesinden kalan mülke sahip olmuştu. Babası Ethem ise salih ve gezgin abitlerdendi. Şöyle anlatılır: Ethem (İbrahim b. Ethem’in babası), bir defasında Buhara bahçelerinden birisine uğrar. Oradan geçen bir akarsudan abdest alır. Abdest alırken suyun sürüklediği bir elmayı görür, bir mahzuru olmaz düşüncesi ile elmayı yer. Sonra yaptığından dolayı içine bir şüphe düşer. Bahçe sahibini bulup helallik dilemeye niyet eder. Bahçedeki evin kapısına varır. Bahçe sahibi bir kadın çıkar. Durumu kendisine anlatır ve helallik ister. Kadın: “Bu bahçenin tamamı benim değil, yarısı benim, yarısı ise sultanındır” der. Kadın: “Ben yarı hakkımı helal ediyorum. Ancak bildiğin gibi sultan Buhara’dan on günlük mesafede olan Belh şehrindedir.” Ethem doğru Belh şehrine doğru yola çıkar. Belh’e varır. Sultanla merasim alayında karşılaşarak kendisinin Buhara’dan gelişinin sebebini anlatır. Yediği yarım elmanın hakkını helal etmesini ister. Sultan ertesi gün tekrar gelmesini emreder. Sultanın evde ibadete çok düşkün, salih kişileri seven çok güzel bir kızı vardır. Şüpheli şeylerden sakınan ve dünyaya önem vermeyen salih birisiyle evlenmek istemektedir. Sultan konağına dönünce Ethem’in durumunu kızına öve öve anlatır. Ethem’in yarım elmanın hakkının helal edilmesi için ta Buhara’dan kalkıp Belh’e geldiğini söyler. Hadiseyi öğrenen sultanın kızı Ethem’le evlenmek ister. Ertesi gün helallik almak için Ethem sultanın konağına geldiğinde; “Bir şartım var. Ancak kızımla evlenirsen hakkımı helal eylerim!” der. Ethem hayli direndikten sonra evlenmeyi kabul eder. İşte dinine çok bağlı, helali haramı bilen, dünyadan çok ahireti düşünen sultanın kızı Ethem’den hamile kalır. İbrahim’i doğurur. Sultan dedesinin erkek çocuğu olmadığı için sultanın mülkiyeti de zamanla İbrahim b. Ethem’e kalır. Fakat bilindiği gibi İbrahim Ethem malı, mülkü terk ederek Cenab-ı Hakk’a halis bir kul olmayı tercih eylemiştir. Cenab-ı Hak uzak eylesin. Ve memleketimizi, âlem-i İslam’ı, bütün dünyayı her türlü felaketlerden korusun. İnsanoğlu ne kadar açgözlü, bir başka ifade ile gözü doymazdır. Daha çok, daha çok olsun isteriz. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki Allah dilerse bir anda elimizde, avucumuzda olanı alır. Yerin altını üstüne getirir. Öncelikle elbette ki yaratılış gayemize uygun yaşamaya çalışalım. Sonra dinimizin ısrarla üzerinde durup çok ehemmiyet verdiği kul hakkına titizlikle riayet edelim. Hele hele beytülmale asla elimizi uzatmayalım. Bilelim ki dünya fani, hepimiz için mutlaka ölüm var. Ölümden kaçış yoktur. Rabbim bizlere de haramlardan kaçınıp daima helal peşinden koşabilmeyi nasip eylesin. Cenab-ı Hakk’ın yasak eylediği her türlü haram ve şüpheli şeylerden uzak durmayı bizler için Rabbim kolay eylesin inşallah. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz. (İbn-i Batuta Seyahatnamesi 1/260-261)







