“Köy muhtarı o tarafta idi…”
Seksenli yıllarda vatanî görevimi Tokat’ın Niksar ilçesinde Askerlik Şube Başkanı ve 12 Eylül ihtilalinde Garnizon Komutanı olarak tamamladıktan sonra terhis oldum.
O senenin Ramazan-ı Şerif ayında dinî sohbetlerde bulunmak üzere Batı Trakya’nın İskeçe şehrine davetli olarak gitmiştim. Özellikle İskeçe’de çok hatıralarım var.
Bizim gittiğimiz zaman da İskeçe’de eski gelenek üzerine Müslümanların seçtikleri bir müftü, bir de Yunan hükümeti tarafından atanmış bir müftü vardı. (Oradaki Müslüman soydaşlarımız daha çok kendi seçtikleri müftülerle muhatap olurlardı.) Mütekabiliyet esasına göre (Patrikhanede seçimlere Türkiye karışmadığı gibi) Yunan hükümetinin müftü ataması doğru değildi. Ama her ülkede olduğu gibi Yunanistan’da azınlık durumunda olan Müslüman Türklerin birçok problemleri vardı.
Yunan hükümeti İskeçe’deki tarihî Tabakhane Camii’ni bir oldu bitti ile yıkıp yerle bir etti. Yerini park hâline getirdi. (Bizzat yaşlı müftü merhum Mustafa Efendi beni caminin yerine götürüp gösterdi. Yaşlı gözleriyle bana yıkılan camiyi, medreseyi ve meşrutayı anlatmıştı.)
Müslüman soydaşlarımızın itibarı daha çok kendi seçtikleri müftüye idi. Vakıflarla alakalı, dinî mevzularla alakalı işlemlerini daha çok Müslümanların kendi aralarında seçtikleri müftü Mustafa Efendi ile hâlletmeye çalışıyorlardı. Mustafa Efendi zamanla Osmanlı medreselerinde okumuş, ilim ve takva sahibi, yaşlı, oldukça nüktedan, Osmanlı ve Türkiye aşığı bir insandı. Eskilerimizin tabiri ile çok fazıl ve babacan, güler yüzlü bir insandı. (Allah rahmet eylesin. Orada kaldığımız süre kendisinden çok istifade ettik.)
Onun yardımcısı oğlu Mehmet Emin Ağa hafız idi. Babasının ölümünden sonra yerine müftü olarak oğlu seçilmişti. Zaman zaman Türkiye’ye gelir, devlet yetkilileri ile görüşür, Türk TV’lerinde sarığı, cübbesini giymiş hâli ile konuşmalar yapardı. (O da vefat etti. Rabbim rahmet eylesin. İslam dinine ve Türklüğe çok büyük hizmetleri olmuştu.)
Biz orada iken Ahmet Faikoğlu müftülükte çalışıyordu. Sonradan İskeçe’de Türklerin (azınlık) milletvekili seçildi.
Müftü Efendi hayat tecrübesi olan, görmüş, geçirmiş bir insandı. Çoğu kere yaptığı dinî konuşmalarında orada yaşayan Türk soydaşlarımıza:
“Türkçeyi mutlaka konuşun, çocuklarınıza öğretmeyi asla ihmal etmeyin.” diyerek tembihatta bulunurdu.
Zaman zaman sohbetlerinde coşkulu bir şekilde oradaki soydaşlarımıza:
“Unutmayın, Türkiye’de kalpleri bizimle aynı şekilde çarpan 50 milyon Türk kardeşimiz vardır.” (O zamanki nüfusumuz.)
Bir gün müftülükte makamında oturuyorduk. Bize nasihat babında bir kıssa anlattı:
“Asla fetva verirken şeriattan ayrılmayın. Özde, sözde doğru olun. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) varisi olduğunuzu hiçbir zaman unutmayın. Adam kayırmayın. Allah’ın (c.c.) dinini tebliğ ederken en küçük bir sapmada bulunmayın. Dini maddi çıkarlarınıza alet etmeyiniz. Zengine ayrı, fakire ayrı fetvalar vermeyin. Zenginlere, makam sahiplerine şahsî çıkar, menfaat temini için kesinlikle eğilmeyin. Kimi temsil ettiğinizi hiçbir zaman unutmayın. Helale, harama çok dikkat ediniz. Hz. Ömer (r.a.)’ın mumu yakıp söndürme kıssasını hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın.”
Mütebessim yüzü ile bize şöyle bir kıssa anlattı:
“Bir zamanlar köyün camisinde imam sabah namazı kıldıracak. Kalabalık bir cemaat var. Sünnetler kılınır. Müezzin kamet eder, imam mihraba geçer, namazı kıldırır. Namazın sonunda sağa selam verecekken imam efendi önce sol tarafa, sonra da sağ tarafa selam verir.
Cemaat imam efendiye sorar:
‘Hocam, dalgın mıydınız, şaşırdınız mı? Neden sağa selam verecek yerde önce sola selam verdiniz?’
deyince imam:
‘Hayır. Şaşırmadım. Dalgın da değildim. Mihraba geçerken baktım, köyün muhtarı sol tarafta idi. Onun için önce o tarafa selam verdim.’
(Muhterem imam efendilerimizi tenzih ederim.)
Bütün hocalar böyledir demek istemiyorum. Bu, bizlerin ders alması için bir hikâye. Ancak az sayıda olsa da bugün muhtarın olduğu tarafa, makam sahiplerinin olduğu tarafa, zenginlerin olduğu tarafa selam veren; maalesef tabansız ve tutarsız, maddeyi ön plana tutan, paracı, menfaate aşırı derecede düşkün, helal ve harama dikkat etmeyen, kimin makamında olduğunu ve oturduğunu bilmeyen, namaz kıldırma memuru gibi davranan, her gelene gelenin keyfine göre tutarsız ve gerçekle bağdaşmayan fetvalar veren, tasavvufu kendi çıkarlarına alet eden, dini istismar eden, Kur’an’ı para ile satan, giyim kuşamı gerçek bir peygamber varisine ve din adamına benzemeyen imamlar ve değişik görevlerde bulunan din adamları maalesef zamanımızda azımsanamayacak kadar vardır.”
Merhum müftü bize:
“Çocuklar, sakın sizler de muhtarın olduğu tarafa selam verenlerden olmayın. Yükünüz çok ağır. Unutmayınız, Hz. Muhammed (a.s.) Efendimiz’in varisisiniz. O’nu temsil edeceksiniz. Ne pahasına olursa olsun dinden, şeriatın ahkâmından, Hz. Muhammed (a.s.) Efendimiz’in sünnetlerinden hiçbir surette ayrılmayın, taviz vermeyiniz. İmamlık kutsal bir meslektir. Kutsal olduğu kadar da mesuliyeti çok ağır, vebali olan bir meslektir.”
Merhum müftü Efendi’nin bizlere anlattığı bu kıssa bütün hoca efendilerimize bir hatıra olsun. İnşallah hepimiz dersler alırız. Rabbimiz bizleri hak ve doğru olanda muvaffak eylesin. Hz. Allah (c.c.) bizleri din ve şeriat yolundan ayırmasın. Bulunduğumuz makamı ya da makamları ihlas ve samimiyetle temsil edebilmeyi nasip eylesin…
Özellikle zamanımızdaki, yanar döner gibi olan, madde nerede ise şer’î hükümleri hesaba katmadan o taraflara doğru dönen, bağlıları yönlendiren, hiç ahireti hesaba katmadan üç günlük dünya için ezan, Kur’an, vatan ve bayrak düşmanları ile birlikte olmada hiçbir mahzur görmeyen, bu yönde çıkarları için sahte fetvalar veren cemaat liderlerinin, sahte şeyhlerin, müritlerin, dinî idarecilerin, ağabeylerin, ablaların, şeydaların, merhum İskeçe müftüsünün bu kıssası üzerine biraz olsun düşünmelerini, düşünmemizi tavsiye ederim…
(Son zamanlarda özellikle bazı cemaatlerde olup bitenleri Allah rızası için salim bir kafa ve aklıselim ile bir düşünelim. Bu tip insanlar hep muhtarın bulunduğu tarafa selam veren istismarcılardır.)
Rabbim hepimize gerçekleri görebilmeyi, aklıselimle hareket edebilmeyi nasip eylesin…
Bu kıssa üzerine bizler de biraz olsun düşünelim: Selamları sağ tarafa mı yoksa muhtarın keyfi için sol tarafa mı veriyoruz?.. Ona göre yaptıklarımızı ihlas ve samimiyetle, adam kayırmadan, insana insan olarak değer verebilmeyi Rabbim cümlemize nasip eylesin. Âmin… Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Arka taraf soldan sağa; Arap Hafız Kemal, İskeçe Müftüsü Mustafa Ağa, Ali Sandıkçıoğlu.
Ön taraf soldan sağa; Muzaffer Erdinç, Müftü Yardımcısı Hafız Mehmet Emin Ağa.
Yunanistan’ın Şahinli Kasabası







