--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

VEBALİNİZ ÇOK ÇOK AĞIR OLACAKTIR…

Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
0

10.09.2026 tarihinde AKİT gazetesinde yayımlanan “MEDİNE HURMALIKLARI İÇİN ÇALIŞANLAR” başlıklı yazım için yurt içinden, yurt dışından birçok hoca efendi ve kardeşimiz ile çeşitli meslek dallarında çalışanlarca beğenilmiş olup tebrik ve teşekkür için telefon edenler, mesaj çekenler, gazetede yazımın sonunda yorum yapan çok sayıda arkadaşımız oldu. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.

Biz sırf ve sadece Allah rızası için elimizden geldiği kadar doğruları yazmaya ve söylemeye çalışıyoruz. Benim yaşımda olanlar için bundan sonra başkan olsan ne yazar, idareci olsan neye yarar? Geldik, gidiyoruz sona doğru. Önümüzde çok çetin, dönüşü olmayan bir yolculuk vardır. Unutmayalım! Rabbim hepimizin yardımcısı olsun.

Önemli olan Cenab-ı Hakk’ın rızası, O’nun Resulü’nün şefaati ve Rabbimizin şefaat izni vereceği Allah dostlarının muhabbetini ve ebedî âlemi kazanmak değil midir? Mübarek din-i celîl-i İslam’a hizmet edebilmek için birlik, beraberlik şarttır. Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân, 103).

Şunu hiçbir zaman unutmayalım: “ALLAHU EKBER” demenin dahi yasak olduğu, Kur’an-ı Kerim’i okumak ve okutmanın ağır suç sayıldığı dönemlerde bütün zorlukları göğüsleyerek, tabutluklarda yatarak, fiziki ve sözlü işkencelere muhatap olarak, mahkeme mahkeme dolaşıp ifadeler veren, dışarıda ve camide yaptığı bütün sohbetleri polisçe takip ettirilen, buna rağmen korkmadan, yılmadan, Allah rızası için hiçbir maddi karşılık beklemeden, çoğu kere de okuttuğu talebelerine harçlık veren Üstadımızın yurtları şu anda (garip ve mahzun) durumda.

Nefislerinin esiri olanların, merhum Süleyman Hilmi Tunahan (KS) Hazretleri’nin evlatlarına emanet ettiği bu güzel hizmetler, kutsal dava, üzülerek ifade edelim ki hepimizi üzen sebepler ve baştakilerin verdikleri yanlış kararlar sebebiyle maalesef günümüzde çok düşük kapasiteyle hizmet etmeye çalışıyorlar. Yurtlar boş. Ülke içinde itimatlarını kaybettikleri için talebe bulmakta zorlanıyorlar. Müslümanlar, olup bitenleri görünce haklı olarak desteklerini çektiler. İnanmıyor ve güvenmiyorlar. Yardım etmiyorlar.

Afrika’dan talebeler getirterek hizmet vermeye çalışıyorlar, ancak “Taşıma su ile değirmen ne kadar döner?” Bir hizmet kurumu bulunduğu yerdeki insanlarla kardeşçe bir diyalog kuramazsa nasıl ayakta durur? Nasıl gelişir, nasıl ilerler?

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, herkesin bildiği gibi, okuttuğu talebelerine “Kurslar açmazsanız, talebe okutmazsanız yarın mahşerde on parmağım yakanızda olacaktır.” şeklindeki sözlerinin muhatabı olanlar, bugün ne durumlardasınız? Birlik içinde misiniz, yoksa birbirlerinizin ipini çekmek, boğazlamak için hain, sinsi tuzaklar ve planlar hazırlamakla mı meşgulsünüz? Gece gündüz durmadan kardeşlerinizin etlerini yiyerek gıybetler mi yapıyorsunuz? Kendi arkadaşlarınıza, Kur’an-ı Kerim’in açıkça yasaklamasına rağmen müstehcen lakaplar mı takıyorsunuz?


Hep birlikte geçmişi hatırlayalım: Koca koca hocalar, muhterem ağabeyler nasıl da arkadaşlarına İslam’ın takmayı yasakladığı lakaplar takıyorlardı. Çokları bu uygun olmayan kelimeleri kullanırken bıyık altından gülüyordu bile. Örneğin: “Gorbaçov, sırtlan, yılan, cimri, kendini beğenmiş, nefsi emmâresi tepesine çıkmış, rabıtasız, yüzünden Rabbi Yessir silinmiş, aşırı maddeci, üçkâğıtçı, parayı çok sever.” Daha neler, neler?

Bunlar ve bunlara benzer kötü lakaplar, zamanla tekâmül okutmuş, Kursî-i Muhammedî’den yıllarca Müslümanlara vaaz ve nasihatte bulunan hoca efendilere takılmadı mı? Takanlar kim? Arkadaşının ayağını kaydırmak, onu itibarsızlaştırmak için pek tabii baş olma, idareci olma sevdasına kapılmış kendi arkadaşları… (Sözde hocalar, sözde tarikat ehli, maneviyat sahibi (!) insanlar.) Bu tip, ahireti verip dünyayı alan zavallılara yazıklar olsun!

Allah rızası için söyleyiniz: Bugün baş olmak için mücadele eden, gruplar oluşturan, hizipler oluşturan, Allah’tan (CC) korkmadan, vicdanları sızlamadan gözlerini madde sevdası bürümüş birçok insan, ayet-i kerimenin ifade ettiği Allah (CC) ipine hep birlikte mi yapışıyor, sarılıyorlar mı? Yoksa baş olma uğruna her yolu mubah sayarak bölündükçe bölünüyor, maksatlarına ulaşabilmek için karşı taraftaki arkadaşlarını akıl almaz şekilde karalamaya, onlara türlü türlü olmayan suçlar isnat ederek belden aşağı adi ve çirkince iftiralar atmaya, halk nazarında onları itibarsız bir hâle düşürmeye devam mı ediyorlar?

(Hiçbir şey bilmiyorsanız sosyal medyada, internet ortamında günümüzde yazılanlara Allah aşkına bir bakınız.) (Doğru dürüst, yol gösteren yazılar yazanlardan Rabbim razı olsun.)

Şu anda nefs-i emmârelerine uyup ille de “ben, ben” diyenler kaç parçaya ayrılmışlar? Neden herkes elinden geldiği kadarıyla birlik ve beraberlik için gayret göstermiyor? Sohbetlerinizde sizler değil miydiniz, Efendi Hazretleri’nin “Hizmetler muvaffak olsun da varsın bizim yerimiz pabuçluk olsun.” sözünü ballandıra ballandıra anlatıp hizmette bulunmanın ehemmiyetini anlatmaya çalışanlar? Bu kadar hırs, bu kadar kin, bu kadar baş olmaya ve dünyalığa talip olmak neden? Şimdi sizlere ne oldu da hiçbiriniz pabuçluğa razı olmuyor, herkes öne, herkes başa koşmaya çalışıyor? İhlas, samimiyet, rıza-i ilahi bunun neresinde?

Alaylılar, mektepliler, zenginler, fakirler; kardeşlerine tepeden bakarak onlara hiçbir zaman söz hakkı tanımayan, köhnemiş zihniyetli, her şeyi bildiğini zanneden kibir abidesi olan (zamanla hizmet diye saltanat süren, yine o günleri özleyen) bir kısım eski ve yeni idareciler? Neyin peşinde koşuyorsunuz? Niyetleriniz nedir? Bu ağır yükü nasıl taşıyacaksınız? Bu ağır vebalin altından nasıl kalkacaksınız? Yarın ebedî âlemde Allah’a (CC) nasıl hesap vereceksiniz?

Birlik ve beraberlik için, cemaatimizin yeniden ayağa kalkması için, tam anlamıyla şeriata ve sünnet-i Resul’e uyulması, bidat ve hurafelerden kaçınılması için, insanları peygamberleştirmekten, putlaştırmaktan, birilerine olağanüstü güçler yüklemekten ve böylece körpe beyinleri zehirlemekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Ne zaman anlatımlarınız ve yaşayışlarınız şeriata ve sünnet-i Resul’e uyacak? Teşkilatın bu zararlılardan kurtulması için ne yaptınız? Şu an ne yapıyorsunuz?

Peygamber Efendimiz (SAS) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Kişiyi ayakta tutan akıldır. Aklı olmayanın dini de yoktur.” (Câmiu’s-Sağîr, hadis no. 6159). Şöyle değişik bir hadis-i şerif rivayeti de vardır: “Ahdi olmayanın (sözünde durmayanın) dini yoktur.” şeklinde bir hadis rivayeti vardır (bk. Münâvî, Kunûzü’l-Hakâik, el-Câmiu’s-Sağîr’le birlikte, 2/498). Yoksa sizler gözlerinize birer at gözlüğü takarak akıllarınızı tavana mı astınız? Bu nasıl din, nasıl şeriat, nasıl tasavvuf ve hizmet anlayışı? (Elbette ki her zaman olduğu gibi ihlas ve samimiyet ehlini tenzih ederiz. Sözlerimiz asla onlar için değil, dini ve davayı istismar ederek köşe dönme hesabı içinde olanlaradır.)


Peygamber Efendimiz’in (SAS) Müslümanların birleşmelerini beyan eden birçok hadis-i şerifi vardır. Birkaç tanesinin mealine burada yer verelim:

* “Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinize kin tutmayınız. Birbirinizi kıskanmayınız. Birbirinizle dostluğunuzu kesmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz.” (Müslim; İhyâü Ulûmi’d-Dîn, Huccetü’l-İslam İmam Gazâlî, cilt 2, s. 407).
* “Birbirinizi kıskanmayınız, birbirinize kin tutmayınız, birbirinize çirkin sözler söylemeyiniz, birbirinize sırtlarınızı dönmeyiniz, kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Allah’ın kulları, kardeşler olunuz.” (Buhârî ve Müslim; Huccetü’l-İslam İmam Gazâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, cilt 3, s. 31).
* Hz. Ebû Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Amellerin en faziletlisi Allah için sevmek, Allah için buğzetmektir (sevmemektir).” (Kütüb-i Sitte, cilt 10, s. 140; Ebû Dâvud, Sünnet 3, 4599).
* Ebû Hüreyre’den haber verildi ki Peygamber (SAS) şöyle buyurmuştur: “Sizleri zandan sakındırırım. Çünkü zanla söylenen sözler, yalanı en çok barındıran sözlerdir. Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayınız, hususi ve mahrem hayatınızı da araştırmayınız. Birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize arkanızı çevirip küsmeyiniz, birbirinize buğz ve düşmanlık da etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları, birbirinizle kardeşler (mesabesinde) olunuz!” (Sahih-i Buhârî ve Tercemesi, mütercim: Mehmed Sofuoğlu, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1987, cilt 13, s. 6046).
* Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurırlar ki: “…Size cemaati tavsiye ederim. Ayrılıktan sakının. Zira şeytan, tek kalanla birlikte olur. İki kişiden uzak durur. Kim cennetin ortasını isterse cemaatten ayrılmasın…” (İbn Mâce, Ahkâm 27; Tirmizî, Fiten 7).
* “Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” (Münâvî, III, 470).
* “Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.” (En’âm Suresi, 159).

Süleyman Efendi Hazretleri’nin ülkemizde ve ülkemiz dışında, dünyanın neresinde bulunursa bulunsun, ihvanı, ehavatı, hocası, talebesi, idare edeni, idare edileni hep birlikte samimi bir şekilde düşünerek neler yapabiliriz hususunda kafa yormalıdırlar.

Geniş katılımlı bir toplantı tertip edilmeli, orada cemaati yönetmek için bir istişare kurulu oluşturularak cemaatimizin idaresi onlara teslim edilmelidir. Bu istişare heyeti kaydıhayat şartıyla değil, belli bir zaman için oluşturulmalı; zaman dolduktan sonra yeniden bir heyet oluşturulmalıdır.

Birilerinin tensibiyle “İdareci o olmalıdır, bu olmalıdır, kan bağıyla bağlı olmalıdır.” gibi fitneye sebep olacak bütün kapılar bir an önce kapatılarak şeriata tam bağlı, devletimizle, milletimizle barışık, vatanımızı, bayrağımızı, tarihimizi, ecdadımızı seven, tarikat ve cemaat ayrımı yapmayan, onlara sevgi besleyen, ayrım yapmadan bütün din kardeşlerimizi seven, ona buna düşman olmayı bırakan ve en önemlisi “insanları putlaştırmadan” bir an önce eski ayarlarımıza dönmemiz gerekmektedir.

Herkes eteğindeki taşları döksün. Bunun için neler yapabiliyorsa yapmaya çalışsın. Yoksa hepimizin veballeri çok ağır olacaktır. Önümüzde kabir var, sırat var, mahşer var, Cenab-ı Hakk’a hesap verme ve en sonunda da cennet veya cehennem var; unutmayalım!

Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

Ali Sandıkçıoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle