--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bazı mühim meseleler

Ali Osman Aydın
Ali Osman Aydın
0

Futbol takımları sapır sapır dökülüyor sizin de gördüğünüz gibi. (Ya da Türk futbolu mu demek lazım?) En son Fenerbahçe maçı bir utanç maçı gibiydi. Eminim benim gibi pek çok insan maçın bir an önce bitmesini istemiştir izlerken. 

Büyük bir hakem soruşturması şu an devam ediyor gördüğüm kadarıyla. Yasa dışı bahis, bazı şüpheliler hakkında "eziyet", "resmî belgede sahtecilik", "güveni kötüye kullanma" ve "kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme" suçlarına ilişkin "Hakemler dosyası" soruşturması sürüyor. MHK Başkanı bile tutuklandı. 

Suçlamalara bakar mısınız? 

Bu bir örnek tabii.  

***

Maşallah! 

Veya ne hikmetse diyelim! 

Elinizi hangi alana atsanız oradan bir şebeke çıkıyor şu günlerde. Her güne operasyon haberleri ile uyanır olduk. Para zulaları, gün ışığına çıkan çürümüş ilişkiler, para sayma makinaları, MASAK raporları… Gözaltılar, ifadeler, tutuklamalar vs… 

Aynı ülkede gibiyiz ama aslında iki ayrı “ülkede” yaşıyoruz. Bir yerde kıt kanaat geçinen, sabahın erken saatlerinde, gün ışımadan yollara düşüp, gerek öğrenci gerek emekçi olarak kendine, ailesine bir gelecek arayanlar…


 

Diğer yandan, oturduğu koltukta yaşanacak finansal baharın ilk çiçeklerinin kokusunu herkesten önce koklayarak spekülasyonlarla birini bin yapan; evinde on bin asgari ücretlinin ömürlük kazancı kadar bir parayı zulalayan “şanslı” bürokratlar, “bahtı açık” elitler ve çeşitli sektörlerden kravatlı suçlular…

**

Büyük bir kokuşma var…

Keskin hatlarla sınıflara ayrılmış bir Titanik’te gibiyiz. Yok, “batıyoruz” dramasına girmeyeceğim. Ama derin ve onarılması zor bir yara aldığımızı söylemem lazım. Hoş söylemesem de siz zaten benden daha iyi görüyorsunuz…

 

Fon krizine karışan bazı isimler tutuklanırken Fatma Betül gibilerin elini kolunu sallayarak gezmesini sadece normal görüyorsanız, sistemin ne kadar yara aldığını da inkâr ediyorsunuz demektir.

**

Hayalini kurduğum Türkiye’de Fatma Betül Hanım gibiler hak ettikleri cezayı alıyorlar. O Türkiye’de vatandaşın alın teri de çocuğu da güven içinde. Emeği istismar edilmiyor, çocuğu sokakta ya da okulda öldürülmüyor!


 

Hayalini kurduğum Türkiye’de hiçbir siyasi parti - altını çiziyorum, hiçbiri- kendisini destekleyen halkı kaybetmek pahasına yüz kızartıcı işlerin içinde olmuş siyasileri korumakta ısrar etmez. 

Hayalini kurduğum Türkiye’de yüz kızartıcı işler çeviren yahut çevirme eğilimi olan kişiler siyasette kendilerine yer bulamazlar. Onların yüzüne siyasi partilerin kapıları sertçe kapatılır. 

**

Şöyle de bir durum var tabii…

Neden böyle bir Türkiye’yi sadece hayallerimizde yaşatmak zorundayız ki? 

Neden her taşın altından bir örgütün fırladığı, kurtların çoban kılığında sürü otlattığı bir düzleme mahkûm gibiyiz! 

Neden bu ülkede yediğimiz etin, meyvenin, suyun, ekmeğin sıhhatine inanamıyoruz, güvenemiyoruz da hep kendimizi kollamak zorunda kalıyoruz? 

   Kalitesizlik, vizyonsuzluk, bilgisizlik, liyakatsizlik, terbiyesizlik bir kader değil, bir tercih! Başka milletler bizden daha iyi değiller ahlak konusunda. O halde nasıl bizden daha iyi, daha güvenli şartlarda yaşıyorlar?

Yaşıyorlar çünkü belli kurallara uyuyorlar, çünkü uymak zorundalar. Biz de devlet ne kadar çok baskın ve hâkim görünse de etkili ve caydırıcı değil. 

Her taşın altından örgüt çıkmasının, çoluk çocuğun çeteleşerek okul basmasının, mahalle aralarını mafyatik tiplerin kontrol etmesinin, çığırtkanların sokakları yaşanmaz hale getirmesinin, kötü ustaların sizi paranızla rezil etmesinin, yanı başınızda fonculuk yapılabilmesinin altında bu yatıyor. 

Kötü niyetlileri korkutacak, canlarından bezdirecek, yaptıklarına pişman edecek, burunlarından fitil fitil getirecek bir mekanizma yok. 

Bu tür sahtekarların bir daha iş yapamayacağı, aç kalacağı bir sistemden başkası bizi kurtaramaz. Yalan söylemiş, halkı kandırmış, yüz kızartıcı bir biçimde servetini katlamış bir siyasinin bir daha halkın karşısına çıkamaması lazım. 


 

Dere boylarına imar izni vermiş, insanların sel ve depremden zarar görmesine neden olmuş kişilerin en ağır bir biçimde cezalandırılıp bir daha iş yapamaz hale getirilmesi lazım. 

Bozuk, zararlı mamul üreten bir firmanın bir daha gıda üretememesi lazım. Kötüleri ayıklayan, etkisizleştiren bir mekanizma olması lazım. 

Gücü yettiği için bir adamı döven kişiyi, dayak atmayı aklından bile geçiremeyecek, kavga olduğunda başına gelecekleri düşünüp kaçacak bir hale getirecek güvenilir bir sistem lazım. 

Elbette bu sistemi idame ettirecek, bu sistemi korumanın vatanı korumaktan farksız olduğunu düşünecek insanlar lazım. 

Lazım da lazım..! 

Ali Osman Aydın Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle